İşte tüm alçaklığı ile modern dünya ve onun kutsal saydığı medeniyet anlayışı. Bakmayın modern dediğime; en ilkel çağlara rahmet okutur. Yeryüzü böyle bir vahşete şahitlik etmedi, daha önce hiçbir kitap yazmadı; insanlık tarihi daha önce okumadı. Teferruatına değinmeyeceğim; nasıl değineyim, kalem gücenir, kâğıt utanır olanlardan; yarın mahşerde vebalinden korkar. Ey insanoğlu, eşya vebalden korkar da sen korkmaz mısın?

İnsanoğlunu koruyacak bir hamiye ihtiyaç vardır. Doğru toplumsal sosyoloji ve medeniyet anlayışını dünyaya sunacak ve onu koruyacak bir devlete, bir topluma, bir millete ihtiyaç vardır. Çalışkan, tevhidi sağlam, adaletten şaşmayan, özgür ve özgün, ilim irfan sahibi; gölgesi tüm dünya insanlığına yeten, bastığı yeri sömüren değil ihya eden. Size de tanıdık geldi mi bu hiç yabancı gelmeyen, tanımadığımız yabancı?

Tanıştırayım: Devlet-i Aliyye (Yüce Devlet). Elbet burun kıvıranınız olacaktır; şu kokuşmuş, zalim, dişi eli, kolu, her tarafı kan ve irin olan batı gözlüğü ile bakan. Neyse, konumuza dönersek; bu üç kıtaya hâkim olmuş devlet, sanıldığı gibi gücü savaşçılığından değil, kurduğu toplumsal düzenden ve kızıl elma dediği dünya vizyonundan alır. Atını sürdüğü hiçbir yere kendi giden değil, çağrılan olmuştur. Gittiği yeri de hassas bir mimar dokunuşu ile bozmadan iskân ederdi. Her şeyden önemlisi taraftı ve durduğu tarafa da yakışırdı.

Mesele, kim olduğunu hatırlamak; hatırlatandan korkmamak; ona sahip çıkıp onunla yürümek. Bil ki senin olduğun yerde Epsteinler yaşamaz, çocuklar ölmez, yetim kalmaz, istismar edilemez. Sen yürüdün mü dünya üzerinde açlık olmaz, haksızlık yapılamaz. Uyan artık Türkoğlu; medeniyeti ayağa kaldır. Önce kendin yeşer köklerinden, sonra dünyayı sarsın kolların. Son söz: Türlük ırksal bir durum değildir. Türklük taraf olma meselesidir.

Kaynak: Yeni Sakarya Gazetesi