Değerli okurlarımız, bu yazımda sizlere benim de bir parçası olduğum, hüzünlü bir hikayeden bahsetmek istiyorum.

Yakın bir dostumun babası, 2021 yılında kanser nedeniyle Sakarya'da bir hastanede tedavi görüyordu. Onkoloji doktorları hasta yakınlarıyla yaptıkları görüşmelerde, hastanın 4. evre pankreas kanseri olduğu için her geçen gün durumunun daha da ağırlaşacağını ve bu saatten sonra hiçbir tedaviye cevap veremeyeceğini söylemişlerdi. Arkadaşım ve ailesi, hastalarının kaderini büyük bir metanet ve tevekkül ile karşılamış, yaşlı adamın son günlerini en güzel şekilde geçirebilmesi için ellerinden geleni yapmaya başlamışlardı.

Hastane süreci boyunca hastayı her gün ziyarete gittim. Hasta adam, son derece dinç, zihni fonksiyonları yerinde çevresi tarafından sevilen, saygı duyulan ve münevver bir insandı… Her ne kadar çevresine belli etmemeye çalışsa da yakın zamanda öleceğinin farkında olan yaşlı adam, son günlerini Rabbi’ne niyaz ederek geçirmeye gayret ediyordu.

Kanser, metastaz yaparak diğer organlara da sıçramıştı. Kimsenin elinden bir şey gelmiyordu artık… Aile dostları olarak bizler ise hasta yakınlarına manevi destek olmaktan başka bir şey yapamıyorduk. Büyük bir üzüntü içerisinde her gün hastaneye gidiyor, elimden geldiği kadar arkadaşıma ve ailesine destek olmaya çalışıyordum. Hastane ziyaretlerim, yaşlı adam vefat edene kadar aralıksız bir şekilde sürdü. Bir gün yine hastaneye, arkadaşımın yanına gittim. Arkadaşımın her zamankinden daha moralsiz ve düşünceli olduğunu fark ettim.

Hemen yanına gidip; “-Ne oldu? Neden bu kadar düşüncelesin? Bugün farklı bir hal var sen de doktorlar bir şey mi söyledi?” deyince yorgun gözlerle bana bakıp zihnini meşgul eden konuyu kısık sesle anlatmaya başladı.Babası dün gece arkadaşıma, “Evlat, keşke kanuni bir tanıdığımız olsaydı da buraya gelip bize biraz çalsaydı.”demiş, arkadaşım da babasının bu isteğini nasıl yerine getirebilirim, kanun çalan birisini nasıl bulabilirim diye sabaha kadar düşünüp durmuş. Hastalığı boyunca Kur'an tilaveti, dini sohbetler ve bazen de enstrümantal müzikler dinleyerek rahatlayan hasta, bilhassa kanunun çıkardığı tınılardan adeta mest ediyordu.

Dostum, babasının bu isteğini benimle paylaşınca açıkçası ben de çok duygulanmıştım. HemenSakarya’daki müzik kurslarının telefonlarını internetten bulup aramaya başladım. Bir iki kursla görüştüm lakinolumlu bir cevap alamadım. Son bir umut, “Uray Sanat Ney ve Müzik Atölyesi”ni aradım. Telefonu, sanat merkezinin sahibi Yunus Uyar Bey açtı. Kendisine, yaşadığımız zorlu süreci ve hastamızın talebini ilettim. Yunus Bey, anlattıklarımı büyük bir sabır ve nezaketle dinledikten sonra bizlere yardımcı olabileceğini söyledi. O an,inanılmaz derecede duygulanmıştım. Profesyonel bir ney sanatçısı olan Yunus Bey, Sakarya Üniversitesi’ndeki dostlarıyla irtibata geçerek, genç bir kanun sanatçısından bizler için bir randevu ayarladı.

Sakarya Üniversitesi Konservatuvar bölümünde öğrenci olan Emir Matur isimli genç kanuni ile bir gün sonra bir araya geldik. Genç sanatçı, bizle beraber hastaneye gelip ölüm döşeğindeki adama bir saate yakın kanun çaldı. Kanunun muhteşem tınısı, kasvetli hastane duvarlarına çarptıkça, az da olsa ortamın baskıcı havası değişiyordu. O unutulmaz gece, müziğin insan ruhu üzerindeki sihirli etkisine bir kez daha şahit olmuştuk. Kanundan yankılanan her nota, anne eli naifliğinde adeta duygularımızı okşuyor, bizlere tefekkür dünyasınınkapılarını açıyordu. Bir film sahnesi izliyormuş gibi odadaki herkes büyülenmiş, efkara dûçar olmuştu. Emir, kanuna vurdukça kâh gözyaşlarımız birer inci tanesi gibi avuçlarımıza dökülüyor; kâh yüzlerimizde beliren ufak bir tebessüm mutlu hatıralarımızı aklımıza getiriyordu.

Bir saatlik süren bu müzik ziyafetinin, nasıl geçtiğini anlayamamıştık. Artık Emir ile vedalaşma vakti gelmişti. Hastanın dinlenmesi gerekiyordu. Genç kanuni, yaşlı adamla vedalaşıp odadan çıkmak üzereydik ki kulağıma eğilip benden bir şey talep etti. İlk başta tam olarak ne demek istediğini anlayamadım. Talebini yinelemesini söyledim. Emir, babasının Rusya’da mühendis olarak çalıştığını, hastaneye gelmeden önce babası ile istişare ettiğini, babasının eğer mümkünse hasta ile görüntülü bir telefon görüşmesi yapmak istediğini söyledi. Ben de arkadaşımda bunu duyunca çok duygulandık ve Emir’in isteğini, hastanın da onayını alarak kabul ettik. Emir’in babası ile hasta adam görüntülü olarak sohbet ettiler.

Sakarya’da bir hastane odasında başlayan bu hüzünlü hikaye, Rusya’ya kadar uzanmış, sevginin mesafeler tanımadığını bir kez daha ortaya koymuştu. Emir’in babası ile hasta adam arasında görüşme dualar, iyi dilekler eşliğinde gerçekleştikten sonra Emir’i evine bıraktık. Ona bu akşam için ne kadar ücret ödememiz gerektiğinisorunca, bizlere hastaneye para için değil dua almak için geldiğini, hastanın durumundan çok etkilendiğini ve her zaman kanun çalmaya gelebileceğini söyledi. Gözlerimiz nemli bir şekilde koca yürekli gençle sıkı sıkı sarılıp,içtenlikle helalleştik.

Sevgili Yunus Uyar Bey’in sayesinde tanıdığımız genç bir kanun sanatçısının eşsiz nameleriyle ayrı bir hüzün barındıran bu hikayenin sonu yaşlı adamın vedasıyla bitse de birbirlerini tanımayan insanların gösterdiği bu özveri hayatın başka bir yönüne ışık tutması açısından bizlere güzel bir hayat dersi olmuştu.

Ne mutlu ki bu şehir, Yunus Uyar ve Emir Matur gibi hakikatli sanatçılara sahip… Yunus Bey’in sosyal medya hesaplarından çalışmaları hakkında bilgi alabilir, sanat merkezindeki müzikal ve tiyatral faaliyetlerinitakip edebilirsiniz. Yunus Bey sadece ney üflemiyor, aynı zamanda bir ney yapım ustası da… Sanat merkezinde,ney yapım atölyesi de var. Geleneksel Türk enstrümanlarının gençlerimize sevdirilmesi açısından sayıları az olan bu tür atölyeleri mutlaka yaşatılmalı. Hatta okullar öğrencilerini bu atölyelere götürerek Türk Musikisi ile tanıştırmalıdır.

Yaşlı ve hasta bir adamın son vedasına güzellikler kattığınız için teşekkürler Yunus Uyar, teşekkürler Nail Matur…

“Hayat, insan onuruna layık bir şekilde, zarafetle yaşanmalı. Ölüm bile bu zarafetten payını almalı…”

Kaynak: Yeni Sakarya Gazetesi