Avukat Şevket [Atay] abi, geçenlerde Ayn Rand’ın bir kitabını [Kapitalizm: Bilinmeyen Bir İdeal] hediye etti. Öyle demedi ama “al bunu oku da biraz kafan karışsın” duygusunu uyandıracak biçimde gülümsemeyi de ihmal etmedi. Belki de ben öyle anladım. Neyse.
Kitabın Türkçe baskısını yapan Plato Film Yayınlarının sahibi Sinan Çetin [hani şu sinema yönetmeni Sinan Çetin], Ayn Rand’ı, ABD’de İncil’den sonra en çok okunan kitapların yazarı olarak tanımlıyor. Kitabın takdim yazısı Liberal Düşünce Topluluğu’ndan Atilla Yayla’ya ait. Yayla, bu kitabın “bir kitap okudum hayatım değişti” dedirtecek cinsten olduğunu söylüyor.
***
Ayn Rand kapitalizm olgusunun tarifini çok temel bir soru etrafında yapmaya çalışıyor. O da şu: Bir sosyal sistem bireysel hakları tanıyor mu? Daha sonra Rand, bu soruyu tersinden kurguluyor: Bir sosyal sistem insan ilişkilerinde fiziksel gücü yasaklıyor mu? Bu bağlamda ikili sorularla sürdürülen bir tartışma [sorgulama] önümüze konuyor. Anladığımız kadarıyla aktarmaya çalışalım.
Rand soruyor: İnsan, kendi aklının ve emeğinin bir sonucu olarak ortaya koyduğu ürüne sahip olabilen bir birey midir? Yoksa kabile, devlet, toplum tarafından vesayet altına alınmış, neye inanacağına karar verilen, yönlendirilen, ortaya koyduğu ürün çalınan bir mal mıdır? Paralel bir başka soru: İnsan, “kendisi için var olma hakkına sahip” bir birey midir? Yoksa kabileye, devlete, topluma hizmet ederek yaşama hakkını satın alma durumuna düşürülmüş “sözleşmeli bir hizmetçi” midir?
Kısacası Rand, şu sorunun [soruların] cevabını arıyor: İnsan özgür müdür? Hangi sosyal sistem insanı daha fazla özgür kılar? Rand, tarihsel süreç içinde insanı özgürleştiren yegâne sistemin kapitalizm olduğunu düşünüyor. Söylediği şu: Mülkiyetin özelleştirilmesine ve bireysel hakların tanınmasına dayalı bir sosyal sistem olarak kapitalizm insanı özgürleştirir.
Özgürleşmenin derecesi, insanın “kendi kaderini tayin etme” hakkına ne ölçüde sahip olduğuna bağlıdır. Bu nedenle, insan [sınıfsal dayanışma içinde] “kendi kaderini tayin etme” hakkına sahip olmanın mücadelesini verir. Bir başka ifade ile liberal kapitalist sistem sınıfsal çatışmayı kaçınılmaz kılar. Bu çatışmanın sonucunda, üretim araçlarının mülkiyetini ele geçiren sınıf diğer sınıflar üzerinde tahakküm kurar. Şöyle söylenebilir mi? Üretim araçlarının mülkiyetini ele geçiren sınıfın mensubu, “kendi kaderini”, diğer sınıfları mutsuzluğa [sefalete] iterek “tayin etmiş” olur. Bu ifadeyi iktisat terminolojisine daha uygun bir soruya da dönüştürebiliriz: Kendi çıkarını [refahını] maksimize etmekten başka hiçbir amacı olmayan homo economicus’a [liberal teoriye göre iktisadın öznesi, insanın homo economicus versiyonudur] “kendi kaderini tayin et-me” hakkı verilmesi, toplumsal adaletsizliğin temel sebebi değil midir?
Sormaya devam edelim: İnsanın “kendi kaderini tayin etme” yani özgürleşme talebi, liberal kapitalist sistemin ürettiği adaletsizliğin ortadan kaldırılması ve refahın dengeli bölüştürülmesi hedeflerini içermiyor ise ne anlam ifade eder ki? Yanlış anlaşılmasın. Adı şöyle ya da böyle, sosyal sistemin insana “kendi kaderini tayin etme” hakkını tanıyacak açılımlar [dinamikler] içermesine itiraz ediyor değilim. Derdim şu: Sistem, bunun ötesinde insanın “sosyal alanda özerkleşmesini ve yaratıcılığını ortaya koymasını” engelleyen unsurları yok edecek donanıma sahip olmalıdır.
***
Bu bağlamda şiddetli bir biçimde itiraz edilmesi gereken olgu, liberal kapitalist düşüncenin etkisi altında kalarak içselleştirdiğimiz toplumsal işbölümüdür. Neden insanların bir bölümü yönetmek için geriye kalan bölümü de itaat etmek ya da tabi olmak için yaratılmış olsun ki? Marx’ın söylediği gibi, hiç kimse hayatı boyunca sadece maden işçisi, sadece marangoz ya da sadece kamyon şoförü olarak yaşamaya mahkûm edilemez. Her insana, yeteneği [birikimi] ölçüsünde, her biri topluma yararlı birçok faaliyeti bir arada yürütme imkânı tanınmalı. Kendi iradesi dışında ve henüz dünyaya gelmeden oluşmuş bulunan maddî koşullar, insana belli bir mesleği dayatmamalı. Eşit olmayan maddî koşulların sonucu olarak, birileri diğerlerine göre daha fazla özgürleşme imkânı bulmamalı.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ