“Çok yoruldu, ondan horluyor.”
Evde birinin horlaması konuşulduğunda açıklama çoğu zaman hazırdır. Bazen gülünür, bazen horlayan kişi dürtülüp yan çevrilir. Ses dayanılmaz hâle gelirse odalar ayrılır. Geceyi geçirmenin bir yolu bulunur; horlamanın nedenini araştırmak ertelenir. Oysa horlamayı konuşmak için evde herkesin uykusunun kaçmasını beklememeliyiz.
Bir hekim olarak itirazım, horlamanın bu kadar kolay normalleştirilmesine.
Özellikle de araya nefessiz kalınan sessizlikler giriyorsa.
Uyku apnesinde dikkat edilmesi gereken, horlamanın yüksekliği kadar bu sessizliklerdir. Solunum durur, ardından gürültülü bir nefesle yeniden başlar. Kişi bunların farkında olmayabilir. Sabah “Ben gayet iyi uyudum” derken, yanında yatan kişi aynı geceyi bambaşka anlatabilir. Bu yüzden “Uykuda nefesin duruyor” diyen bir yakının gözlemini ciddiye alırım.
Tıkayıcı uyku apnesinde üst solunum yolu uyku sırasında daralır veya kapanır. Kandaki oksijen düzeyi düşebilir, uyku kısa uyanıklıklarla tekrar tekrar bölünür. Yatakta geçirilen sekiz saate rağmen sabah dinlenememiş olmanın nedeni bu olabilir.
Sabah ağız kuruluğu ve baş ağrısı, gece sık idrara kalkma, gün içinde uyuklama ve dikkatini toparlayamama bu tablonun parçalarıdır. Her hastada hepsi bulunmaz. Bazılarında uyuklamadan çok yorgunluk öne çıkar. Her horlayan kişide uyku apnesi de yoktur. Fakat horlamaya nefes durması veya belirgin gündüz uykululuğu eşlik ediyorsa, “Yorgunluktandır” açıklamasıyla yetinmem.
İşin bir de gündüz tarafı var. Televizyon karşısında uyuyakalmakla direksiyon başında uyuyakalmanın sonuçları aynı değil. Uyanık kalmakta zorlanan kişi araç kullanmayı sürdürmemeli. Uyku apnesi ayrıca kontrolü güç yüksek tansiyon, bazı kalp ritim bozuklukları ve inme riskinde artışla ilişkili. Bu nedenle değerlendirmede horlamanın evdekileri ne kadar rahatsız ettiğinin ötesine bakıyoruz.
Tanı için gerektiğinde uyku testi isteriz. “Hastanede, üzerimde kablolarla nasıl uyuyacağım?” kaygısını anlıyorum. Uygun hastalarda evde yapılan uyku apnesi testlerinden de yararlanabiliyoruz. Ancak bu seçenek herkese uymuyor; sonuç normal çıksa bile şüphe sürüyorsa veya kayıt yetersizse uyku laboratuvarında test yapmak gerekiyor. Hangi yöntemi seçeceğimize yakınmaları ve eşlik eden hastalıkları değerlendirerek karar veriyoruz.
Tedavide de tek bir yol yok. Fazla kilosu olanlarda kilo vermek, alkolü azaltmak ve sırtüstü yatınca solunum bozukluğu artanlarda yan yatmak yarar sağlar. Bazı hastalarda kişiye özel ağız içi apareyleri, bazılarında cerrahi seçenekleri düşünürüz. Burun bandı, sprey ya da internetten alınan bir ürün, uyku apnesi değerlendirmesinin yerini tutmaz. Bunları, hekim önerisiyle kişiye özel hazırlanan tedavi araçlarıyla karıştırmamak gerekir.
Gelelim maskeye.
CPAP, maske aracılığıyla basınçlı hava vererek uyku sırasında solunum yolunu açık tutar. Cihaz önerisini duyan birinin aklından “Ömür boyu makineye mi bağlanacağım?” düşüncesi geçebilir. Buna açık cevap vermek gerekiyor: Evet, birçok hasta için bu uzun süreli, bazen ömür boyu devam eden bir tedavidir. Belirgin kilo kaybı veya başka etkili tedaviler ihtiyacı değiştirebilir. Böyle bir değişiklik olduğunda yeniden değerlendirme yaparız; yalnızca horlama azaldı diye cihazı bırakmayız.
Gözlükle iyi görmek, gözlüğe ihtiyacın ortadan kalktığı anlamına gelmez. CPAP’la rahat uyumak da cihazı bırakmak için bir gerekçe değildir. Yine de her gece maske takmanın bir alışma süreci istediğini küçümsemiyorum.
Maske hava kaçırıyorsa, burun kuruyorsa veya basınç rahatsız ediyorsa, hastaya yalnızca “Alışırsınız” demekle yetinemeyiz. Maskenin uyumunu, cihaz ayarlarını ve nemlendirme ihtiyacını gözden geçiririz. Bazen farklı bir maske denemek gerekir. Hastanın yaşadığı güçlüğü çözmek de tedavinin parçasıdır.
Horlama için yeni bir ürün aramadan önce, yakınınızın geceye dair ne anlattığını dinleyin. Nefesinizin durduğunu söylüyorsa veya gündüz istemeden uyuyakalıyorsanız bir hekim görüşmesi planlayın. Randevuda yalnızca “Horluyorum” demeyin; “Nefesimin durduğunu söylüyorlar” bilgisini de paylaşın. Mümkünse bunu gözlemleyen yakınınızı da yanınızda getirin.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ