İnsanın, her şeyden önce kendisi ile barışık olması gerekiyor. Hepimiz biliyoruz ki, kendisine küs olan birinin, etrafındaki insanlarla sevgi ve barış temeli üzerinden dengeli [uyumlu] ilişkiler kurması mümkün değil.

Sürekli olarak kendisi ile didişen insan, rüzgârın önüne kattığı kuru bir yaprak gibi, oradan oraya savrulur. Önüne büyük amaçlar koymuştur lakin amaçsızdır. Yarını kurgularken bugünü ıskalar.

Genellikle, ilk gençlik yıllarında böyledir insan. Bir başka ifade ile kendisi ile kavgalı olmak, mazur görülebilir, kabul edilebilir bir “çocukluk hastalığıdır”. Bu hastalığın tezahür ediş biçimi, [zayıflığı, beceriksizliği, yetersizliği görülmesin, anlaşılmasın diye] sürekli olarak bir iddia ortaya koymak ve tempoyu hep yüksek tutmak zorunda kalıyor olmaktır.

Kendisi ile barışık olmayan insan, herkes gibi olmaktan nefret eder. Farklılaşma, eşi benzeri olmayan biri olma çabası ve bu çabanın biçimlendirdiği ruh hâli yüzünden, duygularını düzgün ve anlaşılır bir dille ifade edemez. Zamanını ve enerjisini boşa harcar. Büyük işler yapmanın, iri laflar etmenin peşindedir hep. Kendi eliyle ürettiği imkânsızlıkların üstüne üstüne giderek dünyasını [etrafını] cehenneme çevirir, muhataplarının nezdinde şeytanlaşır. Belki farkında değildir ama her geçen gün biraz daha küçülür. Ağlayamaz.

***

Ve bir gün gelir. İnsan ağlamasını öğrenir. Ağlar ve bedeninde taşımakta olduğu ağır yükü dışarı atar. Prangalarından kurtulur. Baş belası “çocukluk hastalığını” yenmiştir. Hafiflemeye başlar. Sonrası bildiğiniz çorap söküğü: hafifledikçe büyür, hafifledikçe adam olur.

Ağlamak, insanın kendisi ile konuşmasıdır [yüzleşmesidir] aslında. Zayıflıkların, beceriksizliklerin, yetersizliklerin kabulüdür. Üstü örtülmeye çalışılan bu insanî hallerle birlikte yaşanabileceğini öğretir.

Ağlamak, önemli bir kırılma noktasıdır hayatımızın. İçimizden yeni bir ben’in çıkışını müjdeler. Kendimizle barışmamızı sağlayacak olan sürecin başladığı andır. O an ki, herkes gibi olmanın güzelliğini fark edilir. O an ki, hayata, dünyaya, ilişkilere dair yeni tanımlar yapılır.

Sezen Aksu’nun söylediği gibi, “ağlamak güzeldir / saklama gözyaşını”.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ