Neşe Düzel’in, Radikal’de tam sayfa verilen Pazartesi Konuşmaları’nın abonesiyimdir. Hemen her gün ama pazartesileri mutlaka Radikal alırım. Pazartesi Konuşmaları’nda Neşe Düzel, bir gazetecinin yapması gerekeni yapar sadece. Birikimli insanları bulur ve konuşturur. Mülakata dahli ne eksiktir ne de fazla.

Geçen pazartesi eski Türkiye Komünist Partisi’nin Genel Sekreteri Nabi Yağcı ile yaptığı mülakat (Radikal, 24 Ekim 2005) vardı. İlgiyle okudum. Merak etmiyor değilim. Şaban abi de okumuş mudur acaba?

***

Bir dönemin efsane ismi Nabi Yağcı Neşe Düzel’e verdiği mülakatta, mekanik ve samimiyetten uzak olduğunu bildiğimiz özeleştiri ayini for-matının dışına çıkarak bugün geldiği noktayı tarif etmeye çalışıyor. Bunu yaparken de ister istemez kendisi [geçmişi] ile hesaplaşıyor. Sol [sosyalist] duruşun geleneksel tezahürlerini sorguluyor. Kısacası, birilerinin ayağına basıyor. Mesela “Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini destekleyen biri olarak kendini düne göre daha çok solcu hissettiğini ve bugün Marx’ı daha iyi anladığını” söylüyor.

Nabi Yağcı, sol bir iddia [tasavvur] ortaya koyduktan sonra, “antiemperyalizm ve ekonomik bağımsızlık söylemiyle milliyetçilik yapanları” yâni ulusalcıları sorunlu buluyor. Doğrudur, kabul ediyorum. Bununla kalmıyor ve net bir biçimde “Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklemeyenleri sol olarak görmüyorum” diyor. Bunu kabul etmek o kadar kolay değil.

Söyleneni anlamaya çalışıyorum. Bildiğim kadarıyla, sol mücadele “insanın yaratıcılığının önüne konulmuş engelleri kaldırmak” için verilir. Daha doğrusu, bir mücadeleye sol sıfatı veren şey, böyle bir içeriğe [he-defe] sahip olmasıdır.

Nedir o içerik ya da hedef? Altını çizelim. Egemenler tarafından mutlaklaştırılmış [tabulaştırılmış] bazı doğrular karşısında insanı özgürleştirmek. Hiç kuşkusuz, özgürleşen yani “yaratıcılığının önündeki engeller kaldırılan” insan, etrafında olup bitenleri sorgulamaya başlayacaktır. Eleştirel bakan ve dönüştürmeye çalışan bir varlık haline gelecektir.

Mâlum, insanın özgürlüğünü sınırlandıran [kısıtlayan] yapıların en tekâmül etmiş ve güçlü olanı, “sosyalist’ olarak isimlendirilen versiyonu dâhil, modern devlettir. Bu bağlamda diğer bütün yapılar, modern devletin birer yansımasıdır.

***

Sorun bu şekilde ortaya konulduğunda, sol mücadelenin aslî hedefi bir başka şekilde ifade edilebilir hale geliyor: İnsanı özgürleştirmek için devleti demokratikleştirmek. Söylemeye çalıştığım şu: Sol, tasavvur edilmiş ya da özlenen bir totaliter devlete tapınmanın ideolojisi değildir. Tersine, sol mücadele insanın özgürleşmesinin devletin demokratikleşmesi ile mümkün olacağı bilincinin içselleştirilmesini ve her an yeniden üretilmesini gerektirir.

O hâlde soralım: Kendini solda tanımlayan ve öyle göstermeye çalışan birinin ya da grubun, devletin totaliter damarını kurutacak olan yâni demokratikleşme hedefine dönük olarak atılmış her adıma, hem de koşulsuz destek vermesi gerekmez mi?

Nabi Yağcı, öyle anlaşılıyor ki, “Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklemeyenleri sol olarak görmüyorum” derken, bu açıdan bakıyor. Ve doğru yapıyor.

Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi