“Bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak.”
Andy Warhol’a atfedilen bu sözün söylendiği yıllarda, belki de bugünkü dünyayı hayal etmek kolay değildi. Ancak aradan geçen yıllar, teknolojinin gelişmesi ve iletişim araçlarının hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte bu sözün ne kadar gerçeğe dönüştüğünü görüyoruz.
Bugün bir cep telefonu, bir mikrofon ve bir sosyal medya hesabı, insanları bir anda milyonların karşısına çıkarabiliyor. Dün kimsenin tanımadığı bir kişi, bugün milyonlarca insanın izlediği bir videonun başrolünde olabiliyor. Birkaç saniyelik görüntü, bazen bir insanı meşhur etmeye, bazen de onu hiç hak etmediği bir tartışmanın ortasına bırakmaya yetiyor. Tabi ki konumuz insanın meşhur olması değil. Sokak röportajları adına yapılan seviyesizlik.
Son günlerde özellikle sokak röportajları karşıma çıktıkça üsluptaki seviyesizlikten rahatsız olmaya başladım. Eminim ki birçoğunuz aynı şeyi düşünüyordur. Sahi, bu sokak röportajlarından artık gına gelmedi mi?
Sokağa çıkıyorsunuz. İşinize gidiyorsunuz, alışverişinizi yapıyorsunuz ya da günlük hayatın telaşı içinde bir yerden başka bir yere yetişmeye çalışıyorsunuz. Bir anda burnunuza bir mikrofon uzatılıyor. Sorulan soru bazen öyle tuhaf, öyle anlamsız ve öyle kışkırtıcı ki insan cevap vermeden önce bir an duraksıyor. Üstelik verdiğiniz cevabın nerede, nasıl ve hangi bağlamda kullanılacağını da bilmiyorsunuz. Belki sıradan bir cümle kuruyorsunuz ama o cümlenin birkaç saniyelik bölümü kesilip biçiliyor, farklı bir başlıkla servis ediliyor ve bir anda binlerce insanın önüne düşüyor. İşte tam da burada insan kendisine şu soruyu sormalı; ben gerçekten bir soruya cevap mı veriyorum, yoksa başkasının hazırladığı bir gösterinin parçası mı oluyorum? Sokak röportajı yapan herkesin niyetini aynı kefeye koymak elbette doğru değil.
İşini hakkıyla yapan, toplumun nabzını tutan, vatandaşın sorunlarını gündeme taşıyan ve insanların sesini duyurmak için emek veren gazetecilerimiz var. Onların çabasını takdir etmek gerekir. Ancak sırf dikkat çekmek, izlenme sayılarını artırmak ve sosyal medyada gündem olmak uğruna seviyeyi düşürenlere de bir çift sözümüz olmalı.
Mikrofonu eline alan kişi, cevabını kendisinin bildiği bir soruyu öyle bir üslupla soruyor ki daha ilk anda tartışmanın fitili ateşleniyor. Vatandaş cevap vermeye başladığında ise mesele artık sorunun cevabı olmaktan çıkıyor. Röportajı yapan kişi, karşısındaki insanın ne düşündüğünü anlamak yerine kendi düşüncesini kabul ettirmeye çalışıyor. Cevap hoşuna gitmediyse ses tonu değişiyor, sorular sertleşiyor, küçümseyici ifadeler devreye giriyor. Çevredeki insanlar da tartışmaya katılınca birkaç dakikalık bir röportaj, gerginlik ve kargaşa ortamına dahi dönüşebiliyor. Bir sokak röportajının amacı toplumsal bir meseleyi araştırmak, vatandaşın sorunlarını ortaya koymak veya kamuoyunun düşüncelerini anlamaksa başımızın üzerinde yeri var. Ekonomiyi konuşalım, eğitimi konuşalım, gençlerin gelecek kaygısını, emeklilerin geçim sıkıntısını, esnafın sorunlarını, ailelerin beklentilerini konuşalım. Vatandaşın sözüne kulak verelim. Fakat bir kişinin cevabını beğenmediği için sıkıştırmak, küçümsemek, kışkırtmak veya tartışmanın içine çekmek elinde mikrofonu olanın tam bir seviyesizliğini gösterir. Sırf komik olduğu düşünülen görüntüler elde etmek için insanları zor durumda bırakmak, onların sözlerini bağlamından kopararak paylaşmak ise bambaşka bir meseledir.
Bazen insanın aklına şu soru geliyor; acaba biz, sırf birkaç saniyelik görüntü uğruna insanların birbirini aşağıladığı, öfkenin eğlenceye dönüştüğü bir iletişim düzenine mi alışıyoruz? Eğer öyleyse üzerinde düşünmemiz gereken mesele, yalnızca sokak röportajları değil, bu içerikleri üreten ve tüketen toplum olarak geldiğimiz noktadır. Röportaj gerçekliğini yok sayamayacağımıza göre bir kontrol mekanizması içerisinde kuralları olan uygulama yapılmasının daha doğru olduğunu düşünüyorum. İnsanların görüşlerini açıklaması, gazetecilerin soru sorması ve kamuoyunun farklı düşünceleri öğrenmesi demokratik hayatın önemli unsurlarıdır. Ancak özgürlük, sorumsuzluk anlamına gelmez. Elinde mikrofon tutan kişinin işin hukuki ve etik sınırlar içinde yürütülmesini gerektiğini bilmelidir.
Bu çerçevede medya kuruluşlarının, sosyal medya platformlarının ve ilgili kurumların sorumlulukları üzerinde daha fazla düşünülmelidir. Bunun yanında medya okuryazarlığının güçlendirilmesi, gazetecilik etiğinin hatırlatılması ve içerik üreticilerinin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi de büyük önem taşıyor. Mesele kanunlarla çözülecek bir mesele değildir. Birinin elindeki mikrofonu vatandaşın burnuna sokar gibi uzatması onu üstün kılmaz. O mikrofonu tutmak sorumluluk, vicdan, ahlak, edep ve insanlık gerekir.
Sokakta karşılaştığımız bir vatandaşın eğitim durumu, mesleği, ekonomik şartları veya siyasi düşüncesi ne olursa olsun onun da bir haysiyeti vardır. Mikrofonu tutan kişi de yaptığı işin sorumluluğunu taşımalı, karşısındaki insanın sözünü kesmeden, onu kışkırtmadan ve kendi düşüncesini dayatmadan görevini yapmalıdır.
Ayrıca her konuda haklı çıkmak zorunda değiliz. Her tartışmayı kazanmak zorunda da değiliz. Bazen susmak, bazen anlamaya çalışmak, bazen de farklı bir düşünceye saygı göstermek insanın olgunluğunu ortaya koyar. Teknoloji bize milyonlara ulaşma imkânı verdi. Fakat bu imkânı insanları birbirine yaklaştırmak için mi, yoksa birbirine düşürmek için mi kullanacağımız bizim elimizde.
Sonuçta bir gün herkes meşhur olabilir. Bir video, bir cümle veya birkaç saniyelik bir görüntü insanı bir anda gündemin ortasına taşıyabilir. Ama asıl mesele meşhur olmak değil, geriye nasıl bir iz bıraktığımızdır.
Biraz insanlık, biraz nezaket, biraz edep…
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ