Endonezya, Filipinler, Vietnam, Tayland... Bu ülkeler Güneydoğu Asya ülkeleri [Southeast Asian countries] olarak adlandırılıyor. Neden? Konum itibariyle Asya kıtasının güneydoğusunda oldukları için.
Asya’nın güneybatısında da ülkeler var. Mesela Irak, Suriye, Ürdün, Filistin, Suudi Arabistan... Fakat bu ülkelerin müşterek adı Güneybatı Asya ülkeleri [Southwest Asian countries] değil. Peki, ne? Ortadoğu ülkeleri.
***
Mâlum, doğu kelimesi, istikamet belirten diğer bütün kelimeler gibi nispidir, daha doğru bir ifade ile çıpasızdır. Sabitlenmediği, belli bir merkez’e bağlanmadığı takdirde hiçbir işe yaramaz. Bu nedenledir ki, doğu kelimesi ile muhatap olduğumuzda, “neye göre doğu”, “hangi doğu” ya da “nerenin doğusu” diye sorarız hemen. Şunu söylemeye çalışıyorum. Tek başına iken isim olan doğu kelimesinin, bir coğrafi bölge ismini niteleyip sıfata dönüşmesi gerekir. Doğu Avrupa ya da Doğu Karadeniz gibi.
Lafı daha fazla uzatmayalım. Kitabın ortasından konuşalım. Dünyanın merkezi olarak Londra’yı alırsanız şâyet, Güneybatı Asya Ortadoğu’dur; Japonya ise Uzakdoğu. O hâlde soralım. Niye gezegenin merkezi olarak Londra’yı [Avrupa’yı] alıyoruz? Kendi topraklarımızın adını Avrupa merkezli dünya tasavvurunun terminolojisi [Anglo-Sakson ter-minoloji] ile koymak ne kadar doğru? Bu dili benimsemiş ve kullanan biri, aksi istikamette iri laflar yuvarlıyor olsa bile, Avrupa medeniyetinin üstünlüğünü kabul etmiş olmuyor mu?
***
Evet, binlerce senedir bizim olan bu topraklara yâni Güneybatı Asya’ya “Ortadoğu” demek, Fikret Başkaya’nın “bilincin sömürgeleşmesi” olarak kavramsallaştırdığı mârazi hâlin dile yansımasıdır. Avrupa merkezli ideolojiyi içselleştirdiğimizin, kendi hakikatimizi o ideolojinin kavramları ile anlamaya ve anlatmaya çalıştığımızın kanıtıdır. Kendi coğrafyamıza Londra’dan bakıp “Ortadoğu” diyeceğiz. Sonra emperyalizmin kötülüklerine dair nutuk atacağız. Bu tavır “yaman bir çelişki” ile mâlul değil mi?
İtirazımız, emperyalist mahfillerde kurgulanmış dilden, oluşturulmuş kavramsal çerçeveden başlamalı. İlk olarak o meşhur “Ortadoğu” kelimesini dilimizden söküp atmalıyız. Ardından ilmik ilmik kendi dilimizi kurmalıyız, kendi kavramsal çerçevemizi tedavüle sokmalıyız. Ben öyle yaptım. Ortadoğu kelimesini dilimden söküp attım.
***
Dilimden söküp attığım bir diğer kelime, “imparatorluk”. Mâziden, Osmanlı’dan bahsederken imparatorluk kelimesini kullanmaktan imtina ediyorum. Çünkü benim gözümde Osmanlı, Kemal Tahir’in Devlet Ana’da uzun uzadıya anlattığı gibi, “kerim” bir devlettir; “ceberrut” ya da “despotik” bir doğu imparatorluğu filan değil.
Şunu da ifade etmem lâzım. Yukarıdaki o fiyakalı ve biraz da hamasi cümleyi, imparatorluk kelimesi ile emperyalizm kelimesinin farklı olgulara tekabül ettiğini idrak etmiş biri olarak kuruyorum. Mâlum, farklı dinlere, farklı etnisitelere, farklı kültürlere mensup insanların, bir hükümdar [monark] tarafından bir çatı altında yönetildiği devletlere imparatorluk deniyor. İmparatorluk tarihsel bir yapıdır. Güçlü bir örnek olarak, yaklaşık 15 asır hüküm sürmüş olan Roma İmparatorluğu’nu gösterebiliriz. Bu tarz yapıların günümüzde herhangi bir uzantısı yok gibi.
Buna mukabil emperyalizm bir ideolojidir; herhangi bir devletin askeri, siyasi ve iktisadi güç kullanarak başka coğrafyaların fiziki ve beşeri kaynaklarını sömürme arayışıdır. Her biri tarih olmuş imparatorlukların tamamının emperyalist olduğunu söyleyemeyiz. Keza Osmanlı, bunun en güzel örneği. Devletin teşkilatlanma biçimi imparatorluk tarifine uyuyor olmakla birlikte, Osmanlı hükümdarları başka ülkeleri sömürme arayışında olmamış. Bizim Rumeli dediğimiz toprakların yâni Güneydoğu Avrupa’nın hâlihazırdaki durumu ile Batı Avrupa devletlerinin Afrika’daki sömürgelerini mukayeseli olarak incelerseniz, Osmanlı’nın em-peryalist olmadığını açık bir biçimde görürsünüz.
Bu bahiste şunu da ifade etmek gerekir ki, imparatorluk olarak adlandıramayacağımız, ulus temelli olarak kurgulanmış ve parlamenter demokratik sistemi benimsemiş devletler emperyalist arayış içinde olabiliyor. Örnek olarak ABD’yi gösterebiliriz.
***
Peki, bu mâlumata rağmen, neden Osmanlı’ya “imparatorluk” demekten kaçınmayı tavsiye ediyorum? Çünkü iki şey daha biliyorum. Birincisi, o iki kelimenin, imparatorluk kelimesi ile emperyalizm kelimesinin [Latince] aynı kökten geldikleri ve dolayısıyla karıştırılmalarının, aynı anlama gelecek şekilde kullanılmalarının hiç de zor olmadığı... İkincisi de, Osmanlı hanedanının Türkmen köylüleri sömürdüğünü yâni emperyalist olduğunu iddia eden mahfillerin her daim pusuda beklediği...
Neme lâzım? Biz Osmanlı Devleti diyelim. Temel vazifesi “mâziyi tasfiye etmek” olanların ekmeğine yağ sürmeyelim.
Kaynak: Yeni Sakarya Gazetesi