M. Kemal Aydın, Yeni Sakarya, 20 Ekim 2005

Ortaokulu bitirdiği sene bir gün Vacide’yi “keşfetmiştir”. Muallim Mektebi’ne giden, “uzun saçlı, kalkık burunlu” ve son derece hoş bir kızdır Vacide. Aynı sokakta, iki-üç ev ötede oturmaktadır.

O günden sonra dışarı çıkar çıkmaz ilk işi Vacide’nin evine doğru bakmak olur. Pencereden ya da kapının parmaklıkları arasından yeni “keşfettiği” sevgiliyi yakalamaya çalışır. Bir defasında aynanın önünde saçlarını tararken görür Vacide’sini. Heyecanlanır, “büsbütün etkilenir”.

***

O sene Atatürk Lisesi’ne yazılmıştır. Karşıyaka’dan İzmir’e vapurla gidip gelmektedir. Ve bu küçük seyahatlerinde, bir diğer keşfi olan Nazım şiiri ile hemhal olmaktadır.

Aslında “şiire vurgundur”. Epey bir zamandır Necip Fazıl, Faruk Nafiz ve Yahya Kemal okumaktadır. Fakat Nazım Hikmet’in birkaç şiiri ile karşılaşınca şiir tutkusu farklı bir boyut kazanır. Adeta çarpılmıştır. Bu büyük şairin diğer şiirlerine ulaşmaya çalışır. Fakat nafile. Nazım, “komünist” olduğu için yasaklıdır.

***

Büyük tereddütlerden sonra Vacide’ye bir mektup yazar. Mektubu Vacide’nin açık penceresinden içeri atar ve kaçar. Okula gider. Heyecan içindedir.

Ertesi gün sokağa çıkar, Vacide’nin evine doğru yaklaşır. Birden önüne bir zarf düşer. Eğilir ve yerden alır. Fakat Vacide ortalıkta yoktur. O da bir gün önce kendisinin yaptığı gibi mektubu bırakıp kaçmıştır. Zarfı açar mektubu okur; arkadaşlık teklifi kabul edilmiştir. Vacide ile arasındaki mektup arkadaşlığı böyle başlar. Buluşmazlar, konuşmazlar, sadece yazışırlar.

***

Annesinin yakın arkadaşı Meliha Hanımın evindedir. Merak içinde evin beyinin [Orhan Rahmi Gökçe] kitaplarını incelemektedir. Bir de ne görsün? Nazım Hikmet: Gece Gelen Telgraf. Meliha Hanımdan kitabı ödünç vermesini ister. Alır ve derhal bir deftere geçirir.

Derken teyzesinin oğlu Hayrettin [o da bir Nazım hayranıdır], bir yerlerden bulup Taranta Babu’ya Mektuplar’ı getirir. Onu da kopya eder. Ardından Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı.

Bu yeni şiirlerden mektup arkadaşı Vacide de haberdardır.

***

Bu arada ikinci kanaat dönemi başlamıştır.

Bir Şubat sabahıdır. Evden çıkar, yine Vacide’nin penceresinden mektubunu atar ve hızla uzaklaşır. Vapurla karşıya geçer. Okula gider.

Matematik dersindedir. Sınıfa müdür muavini gelir ve hocaya bir şeyler söyler. “146 Attila” diye seslenir hoca. Ayağa kalkar Attila. “Seni biri görmek istiyor” der müdür muavini. Adamın yüzünden düşen bin parçadır.

Attila’yı görmek isteyen sivil bir polistir. Alır onu Karşıyaka Karakolu’na götürür. Vacide’ye yazdığı mektuplar ele geçmiştir. Bu mektuplardan, onun Nazım Hikmet hayranı bir “komünist” olduğuna karar verilmiştir. Cezaevine konulur.

***

Evet, dolu dolu seksen yıl yaşayacak olan Attila İlhan’ın öyküsü böyle başlıyor. Şair, romancı, senarist, denemeci, eleştirmen, gazeteci. Kısacası, her dakikasını üretimle geçirmiş on parmağında on marifet bir büyük adam. Fakat ille de şairliği. O, her şeyin ötesinde, bir şair olarak gönüllerimizde yer etmiştir. Unutamayacaklarımız arasına girmiştir. Bana sorarsanız, Attila İlhan, Nazım Hikmet’le Ahmed Arif’in arasında bir yerde durmaktadır; şiirleri dilimizdedir, ezberimizdedir. En çok da o müthiş şiiri, yâni an gelir.

“an gelir / paldır küldür yıkılır bulutlar / gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet / o eski heyecan ölür / an gelir biter muhabbet / çalgılar susar heves kalmaz / şataraban ölür / şarabın gazabından kork / çünkü fena kırmızıdır / kan tutar / tutan ölür / sokaklar kuşatılmış / karakollar taranır / yağmurda bir militan ölür // an gelir / ömrünün hırsızıdır / her ölen pişman ölür / hep yanlış anlaşılmıştır / hayalleri yasaklanmış / an gelir şimşek yalar / masmavi dehşetiyle siyaset meydanını / direkler çatırdar yalnızlıktan / sehpada pir sultan ölür // son umut kırılmıştır / kaf dağı’nın ardındaki / ne selam artık ne sabah / kimseler bilmez nerdeler / namlı masal sevdalıları / evvel zaman içinde / kalbur saman olur / kubbelerde uğuldar baki / çeşmelerden akar sinan /-la ilahe illallah- / kanuni süleyman ölür // görünmez bir mezarlıktır zaman / şairler dolaşır saf saf / tenhalarında şiir söyleyerek / kim duysa / korkudan ölür / -tahrip gücü yüksek- / saatli bir bombadır patlar / an gelir / attila ilhan ölür”