Çağımızın en büyük problemlerinden biri, iyi insanların görünmez hâle gelmesidir Kötülerin çoğaldığı, çoğalmasa bile daha görünür olduğu hatta alkışlandığı bu çağda iyilere ve iyiliğe her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Günlük hayatın telaşı, dijital dünyanın gürültüsü arasında hayatını iyiliğe, emeğe, dürüstlüğe ve insanlığa adamış nice değerli insan sessizleşiyor maalesef. Eli kalem tutan kalemini, fırça tutan fırçasını, tuğla tutan tuğlasını iyiye ve güzele doğrultmadan kötülüğün hükmü kaybolmayacak gibi görünüyor. Böyle bir dönemde bu bir iyilik kitabıdır, iyilerin kitabıdır diyerek yazan Fahri Tuna, makamı, mevkisi önemsiz sadece iyi insan olmalarını vesile sayarak onların kitabını yazıyor. İşte Fahri Tuna'nın Gördüm Sevdim Yazdım adlı eseri tam da bu noktada önemli bir boşluğu dolduruyor.

Türk edebiyatında biyografi ve portre yazarları genellikle herkesin bir yönüyle tanıdığı isimleri anlatır. Hem onları anlatmak daha kolaydır hem de bu şekilde daha çok insana hitap edecektir. Böylelikle laf aramızda daha da çok okunacaktır. Fakat Fahri Tuna'nın portre yazarı olarak en özgün tarafı içinde iyilik barındıran her insana okumuş- okumamış, yerel-ulusal, tanınmış- tanınmamış, kadın-erkek, büyük-küçük diye ayırmadan eserlerinde yer vermesidir. Gördüm Sevdim Yazdım da diğer kitaplarında olduğu gibi daha çok kendi dünyasında yaşayan iyi insan olmaları ile bilinen kişileri anlatmıştan bir eserdir.

Gönlünde Yer Edinen İnsanların Panoraması

Meserret Yayınları tarafından yayımlanan eser, klasik anlamda bir biyografi kitabı değildir. Aynı zamanda yalnızca hatıralardan oluşan bir anı kitabı da değildir. Bu eser, yazarın yıllar boyunca tanıdığı, sohbet ettiği, dostluk kurduğu ve gönlünde yer edinen insanların portrelerinden oluşan bir insan panoramasıdır. Portre, anı, biyografi anlatılarının imkânlarını kullanan Fahri Tuna eserdeki isimleri sadece hayat hikâyesiyle değil temsil ettiği değerlerle de okuyucunun karşısına çıkarmak istemiştir ve klasik anlatıların dışında kendine has bir portre- anı türü geliştirmiştir.

Eserin girişinde Fahri Tuna hem kendi hayat görüşünü hem de eserin çıkış amacını aktarır. İyilerin, iyiliğin, vefanın izini sürdüğünü anlatır. Yazarımız aynı zamanda bir gezgin olduğundan gezdiği ve gördüğü yerlerde karşısına çıkan iyilikleri aktarmayı borç bilir. Eserde toplumun farklı tabakalarından hatta bazen birbirine zıt dünyalardan insanlar anlatılır. Hepsinin ortak yönü iyilikleridir.

Okur Yalnızca Bir Hayat Okumaz, İnsan Olmanın Anlamı Üzerine de Düşünür

Kitapta bestekârlardan eğitimcilere, valilerden sanatçılara, iş insanlarından öğretmenlere kadar çok farklı mesleklerden insanlar yer alır. Ancak her portrede öne çıkan unsur, kişinin mesleki başarısından çok karakteridir. Mesela bir bestekârın sanatından önce vefası, bir öğretmenin mesleğinden önce fedakârlığı, bir yöneticinin makamından önce merhameti anlatılır. Böylece okuyucu yalnızca bir hayat hikâyesi okumaz, aynı zamanda insan olmanın anlamı üzerine de düşünmeye başlar.

Yazarın tüm eserlerinde oluşturduğu kendine has bir Türkçe vardır. Sadelik ve akıcılık dışında noktalı virgülle birbirine bağlanan cümleler kurar. Bazen uzun bir cümlenin arkasından gelen bir kelimelik cümlelerle okuyucuya okuma alanı açar. Bazen de kısa cümleleri zincir gibi birbirine ekler. Onun yalın anlatımında ilk eserinden itibaren dikkat çeken bu husus zamanla Tuna'nın dili olmuştur. Eserleri zor okunmaz ama okurken günlük dilden farklı bir tını da kendini hissettirir.

Sıcak ve Yalın Bir Dil, Berrak ve İçten Bir Üslup

Yazar, süslü ve gösterişli bir üslubun peşine düşmek yerine, okuyucuyla doğrudan temas kuran sıcak ve yalın bir dil tercih eder. Eser hem akıcılık hem de samimiyet bakımından anlatılanın okura hızlı ulaşmasını sağlar. Özellikle portresi çizilen kişilerin karakterlerinin birkaç çarpıcı ayrıntıyla görünür hâle getirmesi, Fahri Tuna'nın gözlem gücünü ve portre yazarlığındaki ustalığını okura işaret eder.

Fahri Tuna, uzun tasvirlere boğulmadan, birkaç cümlede bir insanın hayatını, duruşunu ve ruh dünyasını okuyucunun zihninde canlandırmayı başarır. Anlatımı pratiktir. Yer yer sohbet havasına yaklaşan tarzı, okuyucuyu metnin dışındaki bir gözlemci olmaktan çıkarıp anlatılan hayatların tanığı hâline getirir. Bu nedenle Gördüm Sevdim Yazdım, yalnızca anlattığı insanlar nedeniyle değil, sade, berrak ve içten üslubuyla da dikkat çeker.

İnsanı İyiliğe, Vefaya Ve Güzelliğe Davet Eden Bir Çağrı

Sonuç olarak Gördüm Sevdim Yazdım, yalnızca farklı hayat hikâyelerini bir araya getiren bir portre kitabı değil, aynı zamanda insanın insana tutunma çabasını, iyiliğin dönüştürücü gücünü ve hayatın içinde sessizce varlığını sürdüren güzellikleri görünür kılan değerli bir eserdir. Fahri Tuna, samimi anlatımı, kısa fakat etkili cümleleri ve içten üslubuyla okurunu bir hatıralar ve değerler yolculuğuna çıkarırken, modern çağın dayattığı yalnızlaşmaya ve duyarsızlaşmaya karşı da güçlü bir insani duruş sergilemektedir. Kitap boyunca anlatılan her kişi, yalnızca kendi hikâyesiyle değil, temsil ettiği erdemler, fedakârlıklar ve insanlık halleriyle de okurun zihninde ve gönlünde kalıcı izler bırakmaktadır.

Yazarın dile getirdiği "Unutmayın, dünyayı iyilik kurtaracak. Yaşasın iyilik, çok yaşayın iyiler. Sizin sayenize ayakta dünya." sözleri ise kitabın temel düşüncesini ve ruhunu özetleyen bir manifesto niteliğindedir. Bu yönüyle eser, okura sadece bilgi ve hatıra sunmakla kalmamakta aynı zamanda insanı iyiliğe, vefaya ve güzelliğe davet eden bir çağrı da yapmaktadır. Fahri Tuna'nın kadim dostu Mehmet Şeker'in, yazarın kalemini ve karakterini tarif eden "Bu böyledir. Buncadır. Şahidim. Siz de şahit olacaksınız." sözleri, kitabın okur üzerinde bıraktığı etkiyi ifade etmek açısından son derece yerindedir. Gerçekten de Gördüm Sevdim Yazdım, okurunu yalnızca tanıklığa değil, aynı zamanda iyiliğin izini sürmeye davet eden, okunduktan sonra da uzun süre hafızada ve gönülde yaşamaya devam eden kıymetli bir eser olarak Türk edebiyatındaki yerini almaktadır.

Kitaphaber, 15.6.2026


Gördüm Sevdim Yazdım / Fahri Tuna Tuba Yavuz, Yazar Meserret Yayınları, 2026, 464 s.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ