Doğarken ve ölürken yalnız isek çevremizdeki cümbür cemaat ne? Yalnız gelip yalnız gittiğimize göre bu dünyada her birimiz kendimiz olarak varız sadece. Bu geliş gidişle o anlatılır düşüncesi var bende. O cümbür cemaat, yalnızlığımızdan kaçtığımız anlar. İnsan sosyal varlık illaki, konuşacağı, bir şeyler paylaşacağı, ruhunun istekleri için o yaşamsal kalabalıklara girecek, duyguların ve sıra dışı deneyimlerin alış verişini yapacak. Ancak yalnızlığımızla baş edemeyip başkalarına iltica ettiğimiz o anlar da kendi ruhumuzun isteklerini geri plana atmayıp nimetlerimizi paylaşma şansımızı zorlamak gerekiyor.

Çevremizdeki insanların sayısı arttıkça zihnimizin kapasitesi bizi ilgilendirmeyen şeylerle daralıyor. Kendimizi unutuyoruz ve ruhumuzun istekleri geri planda istiflenmeye başlıyor. Başkaları için yaşanan bir hayatla birlikte kazanamayacağımız bir savaş başlıyor. Oysa başkalarının hayatı kendi hayatı, ne işimiz var orada?

Varlığın farkına varan, varoluşunun gereğini yerine getirmeye azmetmişliktir "kendini bil/mek”. Yaşamımıza anlam katmanın kendi çabamızla mümkün olacağını, etrafımızda başkaları olsa da kendimizle baş başa olmanın ve hiçliğin farkındalığıdır kendini bilmek.

Bir ağacın tohumu toprağa düşer, fidan olur büyür ağaç olur hep yalnız başına. Sonra sayısız nimetler saçar etrafına ve tek başına yapar ve yine tek başına ölür. Ya da çok uzun asırlar boyu yaşar insan ömrü yetmez. Asırlar boyu yaşayan insanlar yok mu? Var tabii bedenenyaşamasalar da isimlerini bildiğimiz, düşünceleri ile ürettikleri hala var olan ve yol gösteren. İşte onlar ruhunun isteklerini geri plana atmadan bir ağaç gibi yaşayıp etraflarına nimet saçarlar, sürekli.

Kazanmayacağımız savaşlara girdiğimizden (önemsiz meşguliyetlere kendimizi kaptırdığımızdan) kendimizi bilmeye vaktimiz yok. Sürekli yalnızlıktan (kendimizden) kaçarken kendimize putlar ediniyor ve onlara tapıyoruz. Putlar çeşit çeşit... Çocuklarımız,kardeşler, hayvanlar, takımlar, tarikatlar, cemaatler ve bunun gibi bize ait olmayan bir sürü şeyi put ediniyoruz. Onlara taparken kendi nimetlerimizi yok sayıyoruz, ya da kendi geleceğimizi yok ediyoruz.

Yalnızlık kendini bilmektir. O minicik tohum ilahi tasarım ile nasıl donatıldıysa gelişimizde o güç iledir. Gidiş (ölüm) düşüncesi her zaman zihnimizde hayat tasarımı yaptırır ve o gücü ne kadar kullanabildiysek bıraktıklarımız tasarımımız neticesi olacaktır. Zor şartlarda yaşayan ve nadiren çok güzel çiçekler açan kaktüsler dikenleriyle varoluş sebebine müdahaleyi nasıl kabul etmiyorsa biz de etmeyelim. Kıralım putlarımızı, onlara ihtiyacımız yok. Kendimize ihtiyacımız var.

Özdemir Asaf'ın "yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz" dediği gibi yalnızlık paylaşılmaz çünkü içinde müthiş bir güçle donatılmış biz varız, bir tohum misali, bir kaktüs çiçeği gibi.

Ve güller bahçede yetişir vazoda hayata direnir, siz hiç vazoda kaktüs çiçeği gördünüz mü?

Fotoğraf Saadet Tezkorkut

Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ