M. Kemal Aydın, Yeni Sakarya, 13 Ekim 2005

İkinci Savaşın bitiminden (1945) itibaren yaklaşık otuz yıl, dünya ekonomisinin özellikle merkez ülkeleri itibariyle son derece yüksek bir büyüme performansı ortaya koyduğunu biliyoruz.

Bu performans, uzun soluklu olmanın ötesinde, öylesine göz kamaştırıcıdır ki, söz konusu dönemi “kapitalizmin altın çağı” veya “kapitalizmin tarihinde şanlı bir parantez” olarak adlandıranlar bile olmuştur.

Bu alışılmadık durum, doğal olarak, iktisadi büyümenin kaynaklarını, bir bakıma yeniden inceleyen teorik çalışmaların yoğunlaşması sonucunu doğurmuştur. Bilinenlerin dışında, üretim artışına katkı yapan başka faktör ya da faktörler var mıdır? Acilen bu sorunun cevabının verilmesi ve üretim fonksiyonunun yeniden yazılması gerekmektedir. 1960’lı ve 1970’li yıllar boyunca pek çok araştırmacı, zamanını ve enerjisini [var olduğu hissedilen ancak bir türlü adı konulmayan] bu faktörün [faktörlerin] izini sürerek geçirmiştir.

***

Mâlum, üretim fonksiyonu üretim faktörleri yani girdiler ile toplam ürün miktarı yâni çıktı arasındaki ilişkiyi ifade eder. Ekonominin büyümesi, çıktı olarak isimlendirilen toplam ürün miktarının artmasıdır, aslında. Bir başka ifade ile büyüme, çıktı miktarındaki artışın bir tezahürüdür. Öte yandan çıktı artışı, daha fazla girdi kullanmakla mümkün olur.

1960’lı yıllara kadar, bilinen ve dolayısıyla üretim fonksiyonunda yer verilen faktörler emek ile sermaye’dir. Büyümenin, üretimde girdi olarak kullanılan bu faktörlerin miktarının artırılmasının bir sonucu olduğu düşünülmektedir. Lâkin emek ile sermayenin dışında, büyümeye katkı yapan başka faktörlerin de olabileceği düşüncesi zihinleri meşgul etmektedir. Nitekim bir müddet sonra “beşerî sermaye”, büyümeyi destekleyici faktörlerden biri olarak üretim fonksiyonu içinde yer almaya başlar.

Nedir “beşerî sermaye” denilen şey? Emek boyutu olmayan yeni bir üretim faktörü müdür? Dahası, bu faktöre sahip olmak için ne yapmak gerekir? Bu faktörün her şeyden önce eğitimle ilgisi var. Keza beşerî sermaye kavramı ile ifade edilmek istenen şu: Belli bir eğitim sürecine tâbi tutularak, insanın bilgi, beceri ve birikim açısından donanımlı kılınması yâni sahip olduğu emeğin niteliğinin artırılması durumu.

Burada bir parantez açarak şunun altını çizelim: Adı beşerî sermaye olarak konulan üretim faktörü emek merkezlidir. Şimdi parantezi kapatalım ve devam edelim: Görülüyor ki, beşerî sermaye, eğitim sâyesinde insanın üretme kabiliyetinin geliştirilmesinin toplam çıktı üzerindeki etkisini tarif etmek için kullanılan bir kavram.

***

İnsanın sahip olduğu bilgi, beceri ve birikim bir şekilde üretime yansımıyor mu? Elbette yansıyor. Üretime katkı anlamında, [her ikisi de aynı miktarda emek ve sermaye kullanmış olsa bile] bilgi, beceri ve birikim itibariyle donatılmış birinin bu donanımdan yoksun birine göre daha başarılı olacağı muhakkaktır.

Beşerî sermaye üzerine yaptığı çalışmalardan tanıdığımız Robert Lucas şöyle diyor: “Ülkeler arasındaki kalkınmışlık, daha teknik düzeydeki karşılığı ile toplam çıktı farklılıkları, esasen, beşerî sermaye birikimindeki farklılıkların bir sonucudur.” Daha açık söyleyelim: Bir ülke beşerî sermaye birikimini artıracak alanlara ne kadar çok yatırım yapmış ise o ülkenin kişi başına milli geliri o kadar yüksek olmaktadır.

O hâlde yapmamız gereken şey, sahip olduğumuz kaynakların her defasında daha fazla bölümünü başta eğitim ve sağlık olmak üzere beşerî sermaye birikiminin artırılmasını mümkün kılacak alanlara yatırmaktır.

Söylemeye ne hacet? Eğitim ve sağlık yatırımları için bütçeden daha fazla pay ayırmak suretiyle, bunu yapacak olan hükümettir.