Uzm. Dr. Orkun Zorsu — Nöroloji Uzmanı

Bir arkadaşımızın gönderdiği videoyu açtık. Ardından komik bir görüntü, bir yemek tarifi, bir haber, bir tatil önerisi geldi. Birini beğendik, diğerini geçtik. Başımızı kaldırıp saate baktığımızda bir saat geçmişti.

Sonra kitabımızı açtık. İki sayfa sonra elimiz yeniden telefona gitti.

Bu sahne tanıdık geliyorsa kendimize hemen “Artık hiçbir şeye odaklanamıyorum” demeyelim. Önce şu soruyu soralım: Bir saat boyunca aynı şeye mi dikkat ettik, yoksa dikkatimizi her birkaç saniyede bir başka şeye mi çevirdik?

Kısa videoları uzun süre izlemekle bir kitabı uzun süre okumak aynı zihinsel işi gerektirmez. Kitapta önceki cümleyi aklımızda tutar, anlatılanlar arasında bağlantı kurar, anlamın gelişmesini bekleriz. Kısa video akışında ise ilgimiz azaldığında parmağımızı kaydırmamız yeterlidir. Yeni bir yüz, yeni bir ses, yeni bir konu hemen karşımıza çıkar.

Ekranın başında uzun süre kalabilmek, tek bir konuya uzun süre odaklanabildiğimiz anlamına gelmez.

Üstelik bu akışın kendiliğinden gelen bir bitiş noktası da yoktur. Bir filmin sonu, bir kitabın bölüm arası vardır. Sonsuz kaydırmada ise duracağımız yere çoğu zaman kendimiz karar vermek zorundayız. “Bir video daha” derken bu kararı tekrar tekrar erteleriz.

Araştırmalar ne söylüyor?

2025 yılında Psychological Bulletin dergisinde yayımlanan bir meta-analiz, 71 araştırmadan toplam 98.299 kişinin verilerini bir araya getirdi. Daha fazla kısa video kullanımı, daha düşük bilişsel performansla ilişkili bulundu. En belirgin ilişkiler, dikkat ve dürtüleri kontrol edebilme alanlarındaydı. Günlük hayattaki karşılığını şöyle düşünebiliriz: Bir işe odaklanmakta ve başka bir şeye geçme isteğimizi durdurmakta zorlanmak.

Ancak burada önemli bir ayrım var. İki durumun birlikte görülmesi, birinin mutlaka diğerine neden olduğunu göstermez. Kısa videolar dikkat güçlüğüne katkıda bulunuyor olabilir; dikkatini toplamakta zaten zorlanan kişiler de bu akışlara daha fazla yönelebilir. Uyku, stres ve kullanım biçimi gibi etkenlerin payını da ayırmak gerekir. Bu sonuçlardan “Kısa video izleyen herkesin beyni zarar görüyor” hükmü çıkarılamaz.

Deneysel çalışmalar da bazı ipuçları veriyor. 2023’te yayımlanan, 60 genç yetişkinin katıldığı bir araştırmada, kısa video akışıyla verilen aranın ardından önceden planlanmış bir işi hatırlayıp yerine getirme performansı olumsuz etkilendi. Araştırmacılar, hızlı konu değişimlerinin bunda rol oynayabileceğini düşündü. Bunun küçük ve kısa süreli bir laboratuvar çalışması olduğunu unutmamalıyız: Bulgular, günlük hayattaki bütün unutkanlıklarımızı açıklamaz ve kalıcı hasar göstermez.

Sosyal medyada kullanılan “beyin çürümesi” ifadesine de bu mesafeyle yaklaşmalıyız. Çarpıcı bir ifade olması, bilimsel bir tanı olduğu anlamına gelmez. Elimizdeki bulgular dikkate değer; fakat “Beynimiz çürüyor” demek, araştırmaların gösterdiğinin ötesine geçer.

Asıl mesele, ekran karşısında geçirdiğimiz sürenin hayatımızda nasıl bir yer tuttuğudur. Severek izlediğimiz birkaç video ile uyumamız gereken saati sürekli ertelediğimiz bir kullanım aynı değildir. Bir şey öğrenmek için açtığımız uygulamayla, ne aradığımızı bile bilmeden tekrar tekrar kontrol ettiğimiz uygulama da aynı deneyimi yaratmaz.

Bazen “Biraz dinleneyim” diye telefonu elimize alırız. Yarım saat sonra hem dinlenememiş hem de yapacağımız işi geciktirmiş hissederiz. Kendimize sorabileceğimiz yararlı soru şudur: “Bu moladan sonra nasıl hissediyorum?”

Daha sakin mi, daha dağınık mı?

Alışkanlığı değiştirmek mümkün mü?

2025 yılında PNAS Nexus dergisinde yayımlanan randomize bir araştırmada, akıllı telefondan internet erişiminin iki hafta engellenmesi, dikkati sürdürme testinde ve bazı ruhsal iyilik hâli ölçümlerinde iyileşmeyle sonuçlandı. Arama ve mesajlaşma devam ediyordu; bilgisayardan internete erişim de mümkündü. Çalışma yalnızca kısa videoları incelemiyordu ve uygulamaya uyum herkes için kolay değildi. Yine de sürekli bağlantıda olma alışkanlığını değiştirmenin yarar sağlayabileceğine ilişkin deneysel bir bulgu sunuyor.

Hepimizin telefon internetini kapatması gerekmiyor. Günlük düzenimizde uygulanabilir birkaç değişiklikle başlayabiliriz.

Önce ekran süremize bakalım. Kendimizi suçlamak için değil, “On dakika bakıyorum” dediğimiz sürenin gerçekten ne kadar olduğunu görmek için.

Akış bize bir bitiş noktası sunmuyorsa, o noktayı kendimiz koyabiliriz: İzlemeye başlamadan ne zaman duracağımıza karar verip bir hatırlatıcı kurabiliriz. Uygulamayı ana ekrandan kaldırmak da alışkanlıkla elimizin ona gitmesini fark etmek için küçük bir fırsat yaratabilir.

Bir iş yaparken gerekli olmayan bildirimleri susturabilir, telefonu elimizin hemen altında tutmayabiliriz. Kitap okumaya yeniden başlamak istiyorsak ilk hedefimiz bir saat olmak zorunda değil. Örneğin on dakika boyunca tek bir metinle kalmayı deneyebiliriz. Bu, araştırmalarla belirlenmiş bir süre değil; sürdürebileceğimiz bir başlangıçtır.

Yatmadan önceki zamanı da koruyabiliriz. Telefonu yatağın yanında şarj etmemek, video izlemeyi uyku saatine taşımamak ve akşam için daha sakin bir rutin oluşturmak deneyebileceğimiz düzenlemelerdir.

Bir de günün bütün boşluklarını doldurmak zorunda olmadığımızı hatırlayalım. Asansör beklerken, çay demlenirken, otobüste birkaç durak giderken hemen yeni bir içerik açmayabiliriz. Bazen çevremize bakabilir, bazen düşüncelerimizle kalabiliriz.

Kısa videolar bize bilgi verebilir, güldürebilir, yeni bir ilgi alanı kazandırabilir. Onları hayatımızda nereye koyacağımıza karar verirken uykumuza, sohbetlerimize ve uzun süre emek vermek istediğimiz işlere de yer bırakmalıyız.

Bu akşam elimiz bir sonraki videoya giderken küçük bir ara verelim:

“Bir video daha izlemek mi istiyorum, yoksa sadece duramıyor muyum?”

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ