İbretlik aynı zamanda bizleri biraz düşünceye sevk etmesini istediğim bir olayla başlamak istedim yazıma. Bundan birkaç hafta önceydi. Görev yaptığım okulda “Erasmus Projesi” kapsamında öğrencilerimiz ve öğretmen arkadaşlarımız Avusturya’nın başkenti Viyana’ya gittiler. Öğretmen arkadaşlar yolculuk dönüşünde elleri boş gelmeyip oradan aldıkları çikolatalarla döndüler aramıza. Elbette ikramlardan bizde nasiplendik. Buraya kadarı alışık olduğumuz bir durum. Arkadaşlarımız Türk konukseverlikleri nedeniyle elleri boş gelmediler. Benim takıldığım ve anlatmak istediğim yapılan ikramlar değildi elbette. Çikolataların kapları üzerindeki resimler. Tüm çikolata kaplarının üstünde Avusturya hatta Avrupa kültürü için çok önemli olan Mozart’ın resminin olmasıydı.
Mozart, 1756 yılında Avusturya’nın Salzburg şehrinde dünyaya gelmiş. Küçük yaşlardan itibaren kendisini müziğe adamış bir sanatkâr. 1781 yılına gelindiğinde Viyana şehrine yerleşip hayatının sonuna kadar burada yaşamış. Önemli bestelerinin arasında Türk Marşının da olduğunu birçoğumuz biliriz. Çikolata üzerinde Mozart’ın resmini görünce aklıma Buhurizade Mustafa Itri, İsmail Dede Efendi, Hacı Arif Bey, Alaeddin Yavaşça, Amir Ateş geliverdi. Milletçe ne kadar vefasız olduğumuzu düşünüp kendi kendime hayıflandım. Sonrada bu konuda kelimelerimin kifayet ettiğince yazmaya karar verdim. Kim bilir, belki bu konuda duyarlı olan birisinin aklına düşürmüş olurum. O da ürettiği bir ürünün üzerine Buhurizade Mustafa Itri’nin ya da Allah uzun ömürler versin, Amir Ateş’in resmini koyuverir. Fenada olmaz yani, yediğimiz her çikolatanın kabında Alaeddin Yavaşça’yı görmek.
Günümüzün sorunu geçmişimizi unutuyor olmamız değil yalnızca. Bir taraftan geçmişimizi unuturken bir taraftan da müzik adına, kültür adına ortaya atılanlar millet olarak hepimizi çürütüyor, içimizi boşaltıyor. İçinden çıkılmaz bir kokuşmuşluğun girdabına doğru itiveriyorlar hepimizi.
Avrupa Birliği, tüm üyeleri arasında öğrenci değişimlerinin adını “Erasmus” olarak belirlemiş. Keşke bizlerde Türk toplulukları arasında böyle bir organizasyon yapabilseydik. Adını da “Mevlana, Dede Korkut, Kaşgarlı Mahmut vs.” koyabilseydik. Maalesef Türk Dünyası arasında böyle bir öğrenci değişimi yok. Yokluk bir tarafa düşünülmüyor da sanırım. Türk Dünyasında yok ya İslam Dünyasında var mı? Orada da cevap kocaman bir hiç.
Sahi kimsenin aklına geldi mi bu Erasmus kimdir diye? Cevabı emin olun canınızı sıkabilir hepinizin. Tek kelimeyle söyleyecek olursak azılı bir Türk düşmanıdır Erasmus. Taşıdığı kimlikle bu günün Avrupalı insanlarına tıpa tıp benziyor. Hristiyan dünyasında barış ve hümanizmi yaymak için çaba sarf etmiş yıllarca. Hıristiyan ülkeler arasında yaşanan savaşları durdurabilmek için olanca gücüyle mücadele etmiş bir din adamı. Hristiyan dünyasından sonra söz sırası Türklere gelince barış dili birden nefrete dönüşüp keskin bir kılıç gibi oluveriyor Erasmus’un kaleminde. Hatta Hıristiyanlığın geleceği için Türklerin öldürülmesi gerektiğini savunmuş ulu orta yerlerde. Türkleri medeniyetten uzak, geçmişi karanlık ve vahşi bir topluluk olarak tanımlıyor Erasmus. Tıpkı günümüz batı dünyası gibi. Kendi içlerinde demokrat, özgürlükçü, hümanist; sıra Türk’e ve Müslümana gelince barbar ve vahşi. Hatta söyledikleri bunlarla da sınırlı değil elbette. Tanrının Türkleri bir gazap olarak gönderildiğini düşünür. Erasmus. Türkleri Hristiyanların günahları nedeniyle Tanrı tarafından gönderilmiş bir ceza (gazap) olarak değerlendirdiğini savunur her yerde. Türklerden kurtulmanın tek yöntemi vardır Erasmus’a göre. Türklere karşı askeri bir zafer kazanmadan önce Hristiyan dünyasının ahlaki olarak temizlenmesi ve tövbe etmesi. Ya Hristiyan dünyası tövbe edecek, kendi değerlerine dönecek veyahut Türklerle cezalandırılacak.
Maksadım burada ne Türk güzellemesi yapmak nede İslam felsefesini yüceltmek değildir. Erasmus’u kötü göstermek ve kötülükler üzerinden fikir dünyası inşa etmek hiçbir zaman isteğim olmamıştır. Maksadım onlarda var bizde neden yok ta değildir elbette. Dileğimiz Mevlana’nın dediği gibi bir ayağı sabit dururken diğer ayağıyla âlemi dolaşmaktır. Maziyi bilen ve atiye sağlam adımlarla yürüyen bir nesildir hayalimiz.
Recep SARIHAN
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ