Manastır'ın ortasında var bir havuz (Aman havuz, canım havuz)
Manastır kızları hepsi de yavuz (Biz çalar oynarız)

Manastır'ın ortasında var bir çeşme (Aman çeşme, canım çeşme)
Bu yurdun kızları hepsi de seçme (Biz çalar oynarız)

Manastır'ın ortasında var bir pınar (Aman pınar, canım pınar)
Derdimi bilenler ciğerim yanar (Biz çalar oynarız)

- Ben hiç yurt dışına çıkmadım desem yeridir.

- Aaa. Olamaz. Balkanlara kaç kere gittin Fahri abi?

- Altmış üç defa.

- Nasıl yurt dışına çıkmadın oluyor o vakit?

- Balkanlar yurt dışı değil ki?

Bu en az on beş defa yaşadığım diyalogdur benim.

…

62 Kez Balkanlar’a gittiğime Bakmayın; Ben Hiç Yurt Dışına Çıkmadım

2014 yılı baharı. Kosova Prizren kökenli 18.Uluslararası Nuri Brina Balkanlar Türk Kültürü Hizmet Ödülü’ne değer görülen Edirne Valisi Hasan Duruer’e tevdi edilecek ödül törenine katılmak, Vali Bey gelmişken bir dizi görüşmeleri organize etmek için, Balkan Danışmanı olarak bir gün öncesinden başkent Priştine’deyim. Sabahın kötü. Otel odasının telefonu acı acı çaldı, uyandım, açtım. Pencereden baktım, ortalık kapkaranlıktı Priştine’de. Arayan can dostum, kardeşim, Edirne Valisi Hasan Duruer. Selam sabahtan sonra:

- Ahuy (Mardin günlerimizden kalma, birbirimize ahuy yani kardeş diye hitap ederiz), bugün benim yerime ödülü, danışmanım olarak sen alabilir misin?

- Aaa, geliyordun hani?

- İstanbul Havalimanındayım şu anda. Pasaportumu Edirne’de evde unutmuşum. Görevliler tutturdular ille de pasaport diye, göndermiyorlar.

- Eee ne olacak şimdi?

- Ben de çıkıştım: Kendi topraklarımıza pasaportla mı gideceğiz diye… Bir zahmet ödülü yerime sen alıver, lütfen!

Gülüştük sabah sabah…

Gelemedi, ödülü biz hallettik mecburen. Törende tam ödülü alırken, vali beyle canlı telefon görüşmesi yaptırarak. Vali bey aynı olayı/espriyi Prizren Doğru Yol Kültür Derneği salonunu dolduran izleyicilere de anlattı. Alkışlandı.

Evet; 66 yıllık ömrümde, altmış iki kez Balkanlar’a gittiğime kanmayın sakın, Duruer gibi ben de hiç yurt dışına çıkmadım. Rumeli’ye gidenler anlayacaktır ancak beni.

…

Manastır Kınalı Köyü’nden Yedi Yaşındayken Adapazarı’na Göçen Makbule Teyze’nin Göz Yaşlarında Gizlidir Benim Balkan Sevdam

Balkanlar, eski topraklarımız, camiler şadırvanlar mezarlıklar, âh başı takkeli babalarımız, ağzı duaları analarımız… Rumeli, Lise yıllarında bir solukta okuduğum Yavuz Bahadıroğlu’nun romanlarından okuyup sevdalandığım, üniversite sonrası evlendiğimde, eşimin uzaktan bir akrabası Salih Dayı’nın, evlerine her gidişimizde bir köşede hep ağlamaklı hep hüzünlü hep özlemli bakan ve konuşan Manastır Kınalı göçmeni olan kaynanası Makbule Teyze’nin gözyaşlarıdır benim için. Ve tabii lise yıllarından bu yana, büyük şair Yahya Kemal’in, Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik beytinden mülhem, kendisini akıncı olarak tanımlayan benim gibi biri için, kara sevdadır Balkan toprakları.

Böyledir. Bu kadardır. Buncadır.

…

“Fahri Abi, Kabir Yerin Üsküp Gazi Baba Mezarlığında Hazır, Bekliyoruz”

8-9 Haziran 2001 tarihinde başlayan Uluslararası Sapanca Şiir Akşamlarını fikir babası Prof. Dr. Mustafa İsen’in, ikincisini icradan sonra, onun yönlendirmesiyle dönemin Sapanca Kaymakamı Hasan Duruer, dönemin Sapanca Belediye Başkanı İbrahim Uslu ve bu fakirin, 23-26 Ağustos 2002 tarihlerinde ziyaret ettiğimiz Makedonya’nın Ohri Gölü kıyısındaki 42. Struga Şiir Akşamları’ndan bu yana, geçen yirmi dört senede altmış iki kere gittiğim, yüz ve göz sürdüğüm, şereflendiğim ve arındığım Balkan seferlerimin özeti şudur benim için:

-Balkanlar içimde gerçek bir kara sevdadır. Vuslatımız hangi dünyada gerçekleşir bilemem ama lütfen vefat ettiğimde beni Üsküp’ün ulu çınarlarından birinin gölgesinde bir yerde toprağa verin. Ruhum öyle huzur bulsun!

Tarihi Üsküp merkezindeki Çayır Belediyesi Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Süleyman Baki kardeşimin geçenlerde verdiği müjde şimdilik tesellimdir:

-Fahri abi, Üsküp’ün en eski Gazi Baba Mezarlığı’ndan yerini ayırttım. Bekliyoruz abi…

Çok teşekkür ettim. Yanındaki Köprü Dergisi/Derneği Başkanı şair kardeşim Hüsrev Emin’e de rica ettim:

-Mezarım hazır madem. Hüsrev’ciğim, sen de gençlerle defin işlemimi gerçekleştirirsin bir zahmet.

İşittiklerinden dolayı gözleri buğulanan Üsküplü Şair Leyla Şerif Emin:

-Benim görevim ne Fahri abi? Ağlamak mı? Diye sormasın mı. Kararlı bir ses tonuyla cevapladım:

-Hayır ağlamak yok! İki sevdalının buluşmasına ağlanır mı hiç. Sen de helvamı kavurup Üsküp Meydanı’nda gelen geçene dağıtacaksın.

Ağlamaklı ortak birden kahkahaya dönüşüverdi.

…

Balkanlar’ın Şifresi Prizrenli Arnavut Feta (Fettah) Adem’in Şu Sözünde Saklı

Rumeli benim için nedir bilir misiniz?

Bir gün götürdüğüm kafileyle, otuz üç minaresiyle, sadece yüzde onu Türk olduğu halde sokaklarında herkesin Türkçe konuştuğu Prizren’de, Akdere’nin kıyısında, sanki Beypazarı, Mudurnu ahi çarşılarından birinde yürüyormuşçasına sımsıcak bir ortamda yürürken bizden on yaş kadar büyükçe, tabelasında Feta Adem (Fettah Adem) yazan esnaf abimiz, sevgiyle bakmış ve nereden geldiğimizi sormuştu. Türkiye’den, İstanbul’dan ve Adapazarı’ndan geldiğimizi öğrendiği zaman gözleri daha da parlayarak, kırık bir Arnavut Türkçesiyle şöyle hitap etmişti bize:

-Benim büyük büyük dedem, ölürken bize dedi: Unutmayın, İstanbul baş, Prizren kuyruk!

Evet, yedi asırlık (Gazi Süleyman Paşa’nın 1354’te Gelibolu’dan Balkan Yarımadası’na geçirdiği günden bu yana) Rumeli maceramızın, özü özeti şifresi bu aziz cümlede gizlidir: Türkiye baş, Rumeli gövde.

Bana sık sık sorulan, Fahri Tuna, sen Yörük’sün, Manav’sın. Balkan kökenli değilsin. Ne anlıyorsun defalarca Rumeli’ye gitmekten ne arıyorsun oralarda şeklindeki anlamsız sorunun cevabı yukarıdaki cümlededir.

Zira her Balkan seferinden dönüşte ben kendimi daha bir arınmış, özüme dönüş, dinlenmiş ve bilenmiş buluyorum.

Hadisenin özü budur.

…

“Türk Ordusu Selanik’ten Üsküp’e Doğru Yola Çıktı mı?”

2004 yılı yazı. Bir otobüs dolusu dostlarımı eşlerimizle beraber Balkan seyahatine götürmüşüm. Güzel bir yaz ikindisi sonrası kafileyi Gostivar’ın Türkçe kokulu sokaklarında serbest bırakmışım. Bizler de Saat Camii’nin avlusunda üç beş dost dinleniyoruz. Tarihçi Yazar Mustafa Turan abi dayanamadı sordu:

-Dün Manastır’daki Osmanlı eseri Saat Kulesi’nde haçı görünce çok üzülmüştük. Buradaki Saat Kulesi’nde yok çok şükür. Bunu nasıl başardınız?

O günlerde henüz yirmi beşlerinde olan Genç Kalemler Derneği Başkanı Türker Kamber, kararlı ve inançlı bir ses tonuyla, cevapladı soruyu:

-Biz olduğumuz sürece o biraz zor. Gostivar’da bir tek Türk kalmamacasına yer sermedikleri sürece (eliyle otuz metre kadar karşımızda duran saat kulesini göstererek) oraya o haçı koyamaz Makedonlar. Akıllarından bile geçirmesinler!

Sonra bir olayı anlattı bize:

-Anne tarafından dedem iki ay önce vefat etti, Allah rahmet eylesin. Ruhunu teslime etmeden üç gün önce dayımın evine ziyaretine gitmiştim.

Sonra evin ortamını anlattı Türker. Orta halli bir Türk evi. Ölüm döşeğinde de seksenlerinde ak sakallı bir piri fani. Yorgun, bitkin… Yarı duyulur yarı duyulmaz bir sesle torunu Türker’den rica ediyor, odanın köşesinde eski püskü transistörlü bir radyoyu göstererek:

-Tam seksen altı senedir bir haber bekliyorum: Türk Ordusu, Selanik’ten Üsküp’e doğru yola çıktı diye. Bu haberi duyamadan ölürsem gözlerim açık gider. Aç şu radyoyu Türker. Belki şimdi verecek o haberi. Hadi açıver oğlum…

Rumeli budur, buncadır, bu kadardır.

…

“Çok Şükür, Devletim ve Milletim Beni Unutmamış”

Edirne Valisi Hasan Duruer’in Balkan Danışmanıyım. Hasan Bey’in beni göreve başlatırken ahuy, Edirne’yi ben iyi kötü hallederim, sen bütün gücünle Rumeli’ye yoğunlaş. Sana tam destek. Valilik görevi sayılı gündür. Bu sürede insanımıza ne hizmet verebilirsek… dediği günler.

Onun kale gibi ardımda durarak yirmi ayda otuz yedi kez Balkanlara seferler düzenlediğimiz şahane günler. Rumeli’de her şehirde yetenekli Türk gençlerini bulup şiir-yazı başına elli euro telif ödeyerek Balkan Türküsü Dergisini çıkarttığımız günler. Yüz altmış altı Balkan ülkesinden yetenekli Türk gençlerini, altı ayrı atölyede, on beş gün süreyle Edirne’de Akademi Rumeli adıyla otuz şair yazar yönetmen ressam müzisyenle buluşturduğumuz günler. Bir sene Bulgaristan Kırcaali, bir sene Moldova Gagauz Yeri, bir sene Kosova Prizren’de, her seferinde sekiz Balkan ülkesinden farklı on altı Türk şairini buluşturduğumuz Balkan Türk Şairleri Buluşması düzenlediğimiz hummalı günler. Başta Prof. Dr. Mustafa Hatipler ve Dr. Rıfat Gürgendereli, Dr. Taner Güçlütürk, karı-koca Hüsrev-Leyla Şerif olmak üzere, Edirne’den Üsküp’e, Komrat’tan Şumnu’ya, Gümülcine’den Prizren’e… Otuz altı şehirde bu faaliyetlere gönül açan bütün isimsiz kahramanlara binlerce kez teşekkür ederken…

En büyük yoğunluğu Bulgaristan’a vermiştik dostum Duruer’le. Zira gözden kaçırılan üç şey vardı: Bir, orada diğer Balkan ülkelerindeki toplamın üç katı Türk vardı. İki, komünist dönemin en büyük darbesini Bulgaristan Türkleri/Müslümanları yemişti. Üç, ne hikmetse en çok ihmal edilen, en çok görmezden gelinen Bulgaristan Türkleriydi.

Silistre Dulovo’da (bizim zamanımızdaki ismi Akkadınlar kasabası) Tunahan Derneği çalışmaları vardı Güner Hakkı öncülüğünde. Bir yandan ülkem ve Vali Hasan Duruer adına, Türkçe üzerinden Balkanlar’da yeniden ayağa kalkışı örgütlemeye çalışırken, siyasetle/cemaatle ilişkisi olmayan sivil toplum örgütlerini de destekliyorduk.

Ve tabii bir portre yazarı olarak da -elimde olmadan- ilginç renkli gösterişsiz kahramanlar arıyor veya gözlüyordum. Bunu fark eden Güner Hakkı’nın genç yardımcısı Vesile Halil,

-Fahri abi, benim bir babaannem var, tam senin aradığın gibi biri, dedi. Harika haberdi bu.

Ertesi gidişimde ziyaret ettim, ellerini öptüm Hacı Remziye Teyze’min. Annem yaşlarında, yetmiş beşindeydi. Üç yüz haneli Dobriç’in Tervel ilçesi Turpçular Köyü’nün çocuklarına, - çok şiddetli bir yasak olmasına rağmen- bir ömür, Türkçe ve Kur’an öğretmiş, Komünist ve Allah’sız Bulgar yönetimince otuz üç kez hapse atılmış bir Türk anasıydı. Her seferinde de Bulgar yetkililer, - tercüman aracılığıyla, zira Remziye Ana, benzeri Türk kökenli Bulgar vatandaşları gibi, tek kelime Bulgarca bilmiyordu- Allah yok de, seni serbest bırakalım, demişler, o ise gülerek anlatıyordu bize bunları, evladım ben yok desem de var ki O, diye cevap verecekti. Böyle bir kahramanla karşı karşıyaydık işte.

Yoğun çalışmalardan sonra Dulovo’da Tunahan Türk Derneği açıldı. 2013 Ağustos’unda açılışı için Edirne Protokolü olarak davet edildik. Vali Hasan Duruer başkanlığında, bir vali yardımcısı, bir belediye başkan yardımcısı, rektör, alay komutanı, birkaç dekan, defterdar, müftü, milli eğitim gençlik spor il müdürleri filan yola koyulduk. Edirne’den Tuna Nehri kıyısındaki Silistre’ye doğru… Ahuyumdan rica ettim, Şumnu’dan Silistre’ye geçerken 80 km içeride Turpçular Köyü’ne uğrayıp Hacı Remziye Teyze’nin ellerini öpmeye. Kendisi de benim gibi ta lise yıllarından bu yana Rumeli’ye sevdalı Yozgatlı Kara Hasan Paşa (pardon Vali Hasan Duruer), ne demek, memnuniyetle, dedi. Gittik.

Tipik bir Türk köyü. Tipik bir Rumeli evi. Tek katlı avlulu. Beyaz boyalı tertemiz odalar. Yer sofrasında hayatımızın en lezzetli yemeği… Bir bayram havası esiyor evde. Odanın bir duvarında bir buçuğa üç metre, dev bir Türk bayrağı asılı. Önünde karşıladı bizi Hacı Remziye Teyze. Torunu Vesile Halil’den duyduk, yarın eve Edirne Valisi gelecek denilince sevinçten sabaha kadar uyuyamamış.

Ziyaret boyunca sevinçten neredeyse hiç konuşamadı Hacı Remziye Teyze. Ama bakışlarıyla dakikalarca, saatlerce, günlerce, haftalarca, aylarca, senelerce, asırlarca, kitaplarca konuştu. Biz ayrılmak için izin isteyip ellerini öperken üç cümle söyledi, yüreğimize unutulmaz üç çivi çakarcasına:

-Çok şükür milletim ve devletim beni unutmamış. Emeklerim çilelerim boşa gitmemiş.

Ve ekledi:

-Bizi buralarda unutmayın!

Evet, buydu işte davamız, mücadelemiz, sonu gelmez gidişlerimiz. Buydu, bundandı, bunun içindi: İnsanımızı oralarda unutmamak!

Unutmayacağız, söz!

Haftaya: Prizren’de Bizi Gözyaşlarına Boğan Görüntü

Edirne Valisi Hasan Duruer, Balkan Danışmanı Fahri Tuna ve arkadaşı Tuna Bekelviç ile. Prizren Müzesi. 08.05.2014

Üsküp Ensar Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Baki ve Köprü Derneği Başkanı Hüsrev Emin kardeşlerimle İstanbul’da Yahya Kemal Sempozyumu buluşmasındayız. 08.11.2018

Makedonya Gostivar Saat Camii ve saat kulesi.

Soldan birinci Prof. Dr. Abdülmecit Nureddin, sağdan üçüncü Türker Kamber. Gostivar. 8.1.2014

Bulgaristan Dobriç ili Tervel ilçesi Turpçular Köyünden Hacı Remziye Teyze. 2014

Edirne Valisi Hasan Duruer, Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yener Yörük ve il protokolü, Tervelli Hacı Remziye Teyze’yi evinde ziyarette. 2013

Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi