''Ahlaklı Bir Ateisti, Ahlaksız Bir Müslümandan Çok Seviyorum!'' - Mustafa İSLAMOĞLU
*
“Ahlaklı Ateist mi, Ahlaksız Müslüman mı? Yoksa....”
Biz meseleyi “ahlaklı ateist mi, ahlaksız Müslüman mı?” ikilemine sıkıştırmayı doğru bulmuyoruz.
Çünkü önümüze neden yalnızca bu iki seçenek konuluyor?
Biz üçüncü bir seçeneği öne çıkarıyoruz:
Ahlaklı Müslüman.
Hatta daha insani ve gerçekçi biçimde söyleyelim:
Ahlaklı bir Müslüman olmaya çalışan insan.
Rabbini tanıyan…
Eksiklerini bilen…
Günah işlediğinde tövbe eden…
Yanlış yaptığında özür dileyen…
Kul hakkından korkan…
Emanete ihanet etmeyen…
Adaletten ayrılmamaya çalışan…
Merhameti hayatının merkezine koyan…
Kendisini başkalarından üstün görmeyen…
Ve bütün bunları Allah’a kulluğunun bir parçası kabul eden insan…
Bizim örneğimiz budur.
Biz böyle bir Müslümanı hem ahlaksız Müslümandan hem de yalnızca beşerî ilişkiler alanında ahlaklı olarak tanımlanan ateistten daha üstün bir ahlaki konumda görürüz.
Çünkü onda ahlakın iki boyutu birleşmiştir:
Allah’a karşı sorumluluk ve insana karşı sorumluluk.
ALLAH’A SECDE EDİP KULA ZULMEDEN AHLAKLI DEĞİLDİR
Elbette bunun tersini de açıkça söylemeliyiz.
Günde beş vakit namaz kılıp ticarette insanları dolandırıyorsanız…
Hacca gidip işçinizin ücretini vermiyorsanız…
Kur’an okuyup mirasta kardeşinizin hakkını gasp ediyorsanız…
Dilinizi Allah’ın adıyla süsleyip insanlara iftira ediyorsanız…
Dindarlığınızı gösterip güçsüzlere zulmediyorsanız…
Burada ciddi bir problem vardır.
Allah’a karşı ibadet iddiası, kula karşı zulmü meşrulaştırmaz.
Gerçek İslam ahlakında secde ile adalet birbirinden ayrılamaz.
Namaz insanı kötülükten uzaklaştırmalıdır.
Oruç iradeyi eğitmelidir.
Zekât cimriliği kırmalıdır.
Hac insanın kibir duvarlarını yıkmalıdır.
İbadet ahlaka dönüşmüyorsa Müslüman, ibadetinin kendisini ahlaklı, dürüst ve namuslu insan haline getiremeyişinin sebepleri üzerinde düşünmelidir.
AHLAKIN ZİRVESİ: ALLAH’I TANIMAK VE YARATILANA HAKKINI VERMEK
Sonuç olarak Mustafa İslamoğlu’nun sözünün vermek istediği mesajı anlayabiliyoruz. Muhtemelen burada hedef alınan, dindarlık iddiasıyla ahlaksızlığı örten anlayıştır. Bu eleştiriye biz de katılırız.
Fakat kullanılan formülü eksik buluyoruz.
Çünkü Müslüman açısından ahlak Allah’tan bağımsız tarif edilemez.
İnsanın Allah’a karşı sorumluluğunu yok sayarak ahlakın tamamlandığını söyleyemeyiz.
Biz ateistin hukukuna saygı duyarız.
İnanmama özgürlüğünü savunuruz.
Dürüstlüğünü takdir ederiz.
İyiliğini inkâr etmeyiz.
Adaletli davranışına adaletli deriz.
Fakat iman etmemenin kendisini İslami anlamda ahlaki bir üstünlük olarak kabul etmeyiz.
Aynı şekilde Müslüman olduğunu söyleyen bir insanın zulmünü, adaletsizliğini de İslam adına savunmayız.
Bizim idealimiz ne “ahlaksız Müslümandır" ne de Allah’ı hayatından çıkaran seküler, ateist bir ahlak anlayışıdır.
Bizim idealimiz:
Allah’ı tanıyan, Resullerine iman eden, kulluk sorumluluğunu taşıyan, insana zulmetmeyen, adaletten ayrılmayan, merhametli, dürüst ve güzel ahlak sahibi Müslümandır.
Çünkü bize göre ahlakın başlangıcı insanı yaratana karşı nankörlük etmemek, devamı ise O’nun yarattıklarına zulmetmemektir.
Ve Müslümanın hayatındaki en büyük hedef de zaten budur:
Allah’a karşı kulluğunu, insana karşı güzel ahlakla tamamlamak . (G. Dihkan)
DİPNOT: M. İslamoğlu’nun sözünü şu şartla doğru buluyoruz:
İkisinden biri ile karşı karşıya kaldığımız bir mecburiyet ve alternatifsizlik durumunda, ahlaklı ateisti tercih ederiz.
Öncelikle inanıp inanmamak ferdi bir tercihtir, başkalarını ilgilendirmez. Kazancı da ( kazancı olamaz), kaybı da kendine, şahsına aittir.
Esas bizi tercihte ilgilendiren husus şudur: İnanmayan ahlaklı ateistin zararı kendinedir, topluma değildir. Ama inanan ahlaksız Müslümanın zararı hem kendine, hem topluma hem de İslam’a, Müslümanlığın bizatihi kendinedir.
Yani ahlaklı ateistin bir zararı var, o da kendine, ahlaksız Müslümanın ise üç zararı olmaktadır. Üç zararı olanı mı, yoksa tek zararı olanı mı tercih de, elbette bir zararı olan ehven olacaktır. AMA TEKRAR EDELİM Kİ BU DURUM, BAŞKA SEÇENEK OLMADIĞINDADIR.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ