Sevgili dostlar öncelikle hoş geldiniz. Komite ailesini sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Tabii ki bugün burada, duayen gazeteci sevgili Hüseyin Komite'yi anlatmak, anılarını yaşatmak ve yaşamak için bir araya geldik. Keşke bunları, sevdiklerimiz ve bu kentin duayenlerinin yaşadığı günlerde yapabilsek; maalesef yapamıyoruz. Araya bencillik, bireysellik, kıskançlık falan gibi bir sürü neden giriyor.

İşte bugün burada biz farklı bir etkinliği gerçekleştiriyoruz: İşte vefa dediğimiz o duyguyu şimdi birlikte yaşıyoruz. Başta Hüseyin Komite olmak üzere berzah âlemine yolcu ettiğimiz, meslektaşlarımıza, arkadaşlarımıza, dostlarımıza yüce Mevla’dan gani gani rahmet diliyorum.

Ben uzun yıllardır, 1985 yılından beri yurtdışında, Belçika Brüksel’de yaşıyorum.

Komite’yi Ben 1972 Yılında Tanıdım; O Zaman O Yeni Sakarya’da Çalışıyordu, Ben Akyazı Lisesi’nde Öğrenciydim

Tabii ki Hüseyin Komite’yi ben 1972-73 yıllarında tanıdım. O Yeni Sakarya Gazetesinde çalışıyordu. Ben de Akyazı Lisesinde öğrenciydim. Ama Akyazı Gençlikspor’da top koşturuyordum.

O yıllar amatör sporlarda ‘yılın sporcusu’ seçilirdi. Sakarya'da gazeteciliğin amiral gemisi olarak gördüğüm Yeni Sakarya, ‘Yılın Futbolcusu’nu seçiyor ve kupon yayınlıyordu. Tabii ki o dönemde hem merkez hem ilçeler arasında tatlı bir rekabet vardı. Her ilçe kendi futbolcusuna sahip çıkıyor, kupon biriktiriyordu. Böylece gazetelere de farklı bir gelir imkânı sağlanıyordu. Biz de Akyazı’dan gösterdiğimiz yılın futbolcuları anketi ve seçimi için, Yeni Sakarya'nın kapısını çalıp oradan bir miktar gazete alıyorduk. İşte o dönemlerde ben Hüseyin Komite’yle tanıştım. Daha lise öğrencisiydim.

Bendeki izlenim şu: Hüseyin komite, -bugünkü gazetecilerin çoğu bilmez-; elinde kumpas, önünde kurşundan klişeler. Ve tipo baskı, merdanenin önünde, elleri boyalanmış ve ara sıra elini terini sildiği zaman böyle yüzümün bir tarafı boyalanmış bir şekilde böyle bakar, Yusuf hoş geldin, derdi. Gerçekten de çok vefalı bir arkadaşımızdı. Muhakkak bir şey ısmarlamadan bırakmazdı. Bizim dostluğumuz Yeni Sakarya'da, böyle başladı.

Yeni Sakarya’da Çok Şiirim Yayınlandı. Çünkü Beni Hüseyin Komite Teşvik Ediyordu Hep

Sonra ben lisede edebiyat bölümünde olduğum için şiirler yazıyordum. Komite, gazetede benim şiirlerimi yayınlamağa başladı. Şiirlerim gerçekten çok tutuluyordu. Yani bu şiirlerde Karadeniz’i, şehri, buraları anlatıyordum ama asıl beni şiir yazmaya sevk eden Hüseyin kardeşimizdi.

Hatta bir tanesi kitabımda da var; masmavi bir deniz / köpük, köpük dalgalar / hep aklıma geliyor / Karasu’da martılar, diye bir şiirim vardı. O tabii ki çok tutulmuştu. Yine, bir yanda Akyazı’n bir yanda Hendeğin / ürünler ne çok dolmuş eteğin / arılar vızıldar ballı peteğin / gönüllerde senin ismin Sakarya’m diye yine bir şiirim de vardı. Tabii bunları o dönemlerde Yeni Sakarya Gazetesinde şiir köşesinde yayınlıyorlardı. Benim de bir klişemi yaptırmışlardı. Şiirlerim orada fotoğrafımla beraber yayınlanıyordu.

Daha sonra bu şiir tutkusu, Akyazı Lisesinde matematik öğretmenim, o da Elazığlı, bana dedi ki, Yusuf, Sakarya'da şiir yarışması var. Hem okuma hem yazma yarışması var, ona katılacaksın, dedi. Hâlim Yağcıoğlu'nun Anzelha adlı şiirini bana verdi ki 300 mısra. Ezberlemek zor oldu ama ezberledim. Bu şiirle yarışmada Sakarya birincisi oldum. Akyazı’da, düğünlerde, konserlerde, toplantılarda beni sahneye davet ediyorlar. Şiir okuyordum oralarda ben, Anzelha. O da çok önemli bir şiir. Bugün hâlâ sorunu çözülmemiş Güneydoğu sorununu anlatıyor.

Tabii ki Hüseyin Komite gibi çok değerli bir meslektaşın ardından konuşmak gerçekten çok zor. 1972- 73 yıllarından sonra, bu arkadaşlığımız futbola da yansıdı. O Taçspor’da oynuyordu. Aydın Bey de vardı. Akyazı’ya maça geliyorlardı. Biz onları Akyazı’da misafir ediyorduk. Tabii sevgili Komite’nin görme sorunu olduğu için gözlüğünü iple kapasına bağlardı. Ara sıra topa kafa vurunca da gözlüğü düşerdi. Tabii maçı biz durdururduk. Gözlüğü tekrar takardı, devam ederdik.

Yine onu takımında, Allah rahmet eylesin, Yusuf Karasu vardı, Takoz Yusuf derlerdi. O da basın emekçilerimizdendir çok, çilesini çekti, futbol sahalarında yer aldı. Dolayısıyla gazetecilik - futbol aşkı derken gidip gelmeler başladı.

Ofset Sakarya Gazetesini, Köprülü, Güngörsün, Komite ve Ben, Dört Ortak Kurduk; Sene 1982

Ve nihayet. Sakarya Gazetesinin kuruluş döneminde, Allah rahmet eylesin, sevgili Semih Köprülü, Hüseyin Komite’yi çok severdi. Onun gazeteciliğine büyük saygısı vardı. Tabii ki Sakarya kurulurken Hüseyin Komite olmazsa, bu iş olmaz, derdi. Çünkü gazeteciliği gerçekten bilen, kenti bilen, insanını tanıyan, siyasilerle, bürokratlarla ilişkide bulunan birisi gerekiyordu. Ben Akyazı Lisesinde müdür vekiliydim. Edebiyat öğretmeniydim, evet, gazetecilik yapıyordum ama yani bizim o zaman alaylı dediğimiz bir öğretiden geliyordum. Nejdet Güngörsün, Son Haber’de yazıyordu, o da memur, sağlıkçı. Yani Hüseyin Komite, bu işin temel direğiydi Sakarya'da. İzmit'ten Dündar Çiğit usta, zaten onlar gazeteci bir aileydi. Günaydın ortaklığı Kocaeli Gazetesinin referansıyla biz Adapazarı’nda ofset gazete için bir araya geldik, dediğim gibi. Sevgili Hüseyin’i kardeşimiz temel almak üzere.

E tabii Hüseyin’i Yeni Sakarya'dan nasıl alacaktık? Oranın da temel taşı, direğiydi o. Bayağı sıkıntılı günler oldu.

Kuruluş toplantıları yapıyoruz. Necdet Güngörsün, Semih Köprülü, Hüseyin Komite, ben, entertip dizgici Ziya Üstüngüler. Bize İlhan Tunçbilek katılıyor. Nevzat Urhan katılıyor ara sıra. Semih Saner, vazgeçilmezlerden o da. Bu toplantılar sonunda, nihayet gazete çıkacak, belli oldu her şey. Tabii ben memurum, öğretmenim; ilk istifa eden ben oldum. Tabii bekliyoruz, Necdet ne zaman istifa edecek? Altı ay sonra istifa etti. Yani baktı, gazete yürüyor, daha temkinliydi o.

11 Ekim 1982 günkü ilk baskımızla, okurlarına merhaba dedi şehrin ilk ofset gazetesi Sakarya. Ama tabii ki yine Hüseyin'in üzerinden spor ağırlıklı bir gazete yapmaya çalışıyoruz. Amacımız Adapazarı köy görüntüsünden çıksın, insanlarımızı bilgilendirelim, haberdar edelim ama o yıllar Sapanca Gölü etrafında gerçekten bugün bile yok o, müthiş bir sosyalleşme var, gazinolar var, şarkıcılar, sanatçılar… Şehir içinde de aynı heyecan falan var. Maalesef onları bugün kaybettik.

Tabii gazete dönmeye başladı, yavaş yavaş. Gazetede. Liseyi bitirip üniversiteye gidemeyen öğrencileri almaya başladık gazeteye. O arkadaşlarımızın çoğu fotoğraf makinesini bilmiyor gazete nedir bilmiyor, gazete nedir bilmiyor, haber nedir bilmiyor. Çoğunu böyle habere gönderiyoruz, film takmadan gidiyorlar. Yani bayağı yük, Hüseyin ile benim üzerimdeydi. Yani orada, gerçekten, genç arkadaşlara idollük yaptık.

Adapazarlıların Desteğiyle Gazetemiz Sakarya, Kocaeli’ni Geçip Sükse Yaptı

Fakat gazete içinde toplantılar yapıyoruz, dörtlü olarak. Söylediğimiz şey şuydu: Ya arkadaşlar, bakın buranın bir mahremiyeti var. Bu mahremiyeti, eşlerimize söylemeyelim. Yani hanımları bu işe, ailemizi dahil etmeyelim. O mahremiyeti koruyalım. Yani dedikodu girmesin. Nifak girmesin. Birlik beraberliğimizi bozmayalım. Çünkü gazetemiz, Kocaeli'ndeki gazeteyi de geçti, yani bayağı sükse yaptı.

Düşünebiliyor musunuz, yani o yıllarda resmi ilan almayan bir gazeteyi Adapazarlılar yaşatıyorlar. Yani reklam veriyorlar. Bakın bugün gazeteleri açın, çoğu gazetede reklam yok, Adapazarlı yok, iş adamları yok. Yani kim var? Belediyeler var. Yani belediyelerin kopya gazeteleri oldu maalesef.

Fakat gazete içinde yavaş yavaş bir rekabet, bir yarış başladı. Bugün ona mobing dediğimiz uygulamalar ortaya çıkmaya başladı. Ben Akyazı’da kalıyorum. Saat 18.00-19.00 gibi, son minibüsle Akyazı’ya gitmek zorundayım, sabahleyin erken geliyorum tabii ki. Gazetede kim kalıyor? Semih Köprülü, Necdet, Hüseyin kalıyor.

Gazetede Güngörsün’ün Mobingi O Kadar Arttı ki, Bir Gün Komite Kapıyı Vurup Gitti

Tabii Sakaryaspor o yıllarda çok gözde olduğu için vitrinde Sakaryaspor olmak üzere gazeteyi sattırıyoruz. Gazete içinde bayağı Hüseyin kardeşime eleştiriler gelmeye başladı. Necdet’ten tabii ki. Yok efendim, Sakaryaspor’u yazamıyorsunuz, edemiyorsunuz, fotoğraflar yersiz, falan. Derken, Hüseyin çok özverili, öngörülü, kendine güveni olan bir arkadaştı. Yani kimseye müdanası yoktu. Yani ben gider ayakkabı da boyarım, kendi ekmeğimi alın terimle kazanırım falan diyordu. Necdet Güngörsün kaynaklı bu mobbing uygulaması öyle bir hat safhaya geldi ki, Komite, bir gün kapıyı vurdu gitti.

Tabii ki en çok üzülen ben oldum; çünkü Hüseyin'e en yakın benim. Dolayısıyla Semih'le beraber çok uğraştık. Gittik, ya yapma etme, bu gazetenin sen dördüncü kurucususun, ortağısın, ikna edemedik Hüseyin'i. Tabii bunlar yaşandı.

Bizim çıkardığımız Sakarya, Günaydın ortaklı bir gazete olduğu için, Günaydın gazetesinin sahibi Haldun Simavi, Türkiye'deki siyasi gidişatı iyi görmedi, geleceği iyi okudu adam, - bizim gibi on tane gazetesi vardı, onlara Amerikan tipi tabloid sistemi gazeteler deniyordu- gazeteyi satmaya karar verdi. Aslında gazeteyi biz satın alabilirdik. Fakat Semih Köprülü o gücü kendinde göremedi, ya yaşatamayız falan filan dedi. Ya dedim, bak resmi ilan almıyoruz. Sakaryalılar gazeteye sahip çıkmış. Yani gerçekten yeni buluşlar yapıyoruz, röportajlar yapılıyor. Yani köylere bile gazeteyi götürdük o dönemlerde. Sakarya Gazetesi aynı zamanda ilçe gazeteciliğinin de öncüsü oldu. Her ilçeden bir muhabir bulduk. Oralardan haberler gelmeye başladı. En mahrum ilçemiz Kaynarca’ydı.

Güngörsün, Kendini Gazetenin Sahibi Gibi Görmeye Başlamıştı. Komite’den Sonra Sıranın Bana Geldiğini Görmüştüm. 1985 Ekiminden Ayrılıp Belçika-Brüksel’e Gittim

Maalesef kaybettiğimiz bazı arkadaşlarımızla sonradan helalleştik, Ölümüne doğru Güngörsün beni aldı, oturduk konuştuk. Nadim olmuş. Çok böyle ona, olaylara dokunmak istemiyorum. Yani bunlar yaşandı. Yani yaşandı. Yani şöyle bir şey oldu, gazetede Necdet Güngörsün, daha böyle iş dünyasına, siyasetçilere hakimdi. Hakim olduğu için gazetenin sahibi olarak kendini görmeye başlıyordu. Biz akşama doğru gazeteden ayrıldığımızda, o muhabirleri topluyor, örgütlüyordu. Yani gazete içinde farklı bir yapı oluşturmaya başlamıştı. Tabii Hüseyin Komite’den sonra hedefte ben vardım. Çünkü gazetenin de gerçekten o dönemlerde duayeni bendim; parası biten bana geliyordu. Çünkü çocukların ayın onu geldi mi, parası bitiyordu ama biz tabii ki eş dosttan yine para buluyorduk. Onlara yardım ediyorduk. Dolayısıyla ben de tabii o mobingten payıma düşeni aldım. Dedim, herhalde ben Adapazarı’nda daha gazetecilik yapamam, yola koyuldum. Hüseyin Komite gibi ben de kapıyı vurup gittim. Doğru Brüksel'e. Tabii Brüksel'de gazetecilik yapacaksın. Ulusal gazetelerin, televizyonların, Anadolu Ajansı’nın müthiş bir ekibi var orada. Onların arasına girmek gerçekten zor. Ya işte ben geldim, ya işte Adapazarı’ndan bir gazeteci geldi, çömez ama cebinde sarı basın kartı var, demeler. Mehmet Ali Birant’lar, işte Hadi Uluengin’ler, işte bir sürü adam var ama sarı basın kartları yok. Neyse Erol Simavi’nin Sen Josef’ten arkadaşı Gaziantepli Şerif Sayın var. Şerif Sayın, bir gazeteci gazetesinden ayrılabilir. Serbest gazeteci olarak mesleğini sürdürebilir, diyerek, Brüksel’deki Gazeteciler Cemiyeti’ne beni üye yaptılar. Tercüman Gazetesi’nde yedi yıl, Hürriyet’in de on yedi yıl, Brüksel Temsilciğini yaptık. Brüksel, Türkiye’nin üç büyükelçisinin bulunduğu çok önemli bir merkez. Zira hem Hollanda Kralı nezdinde bir büyükelçimiz hem NATO merkezi olduğu için NATO Büyükelçimiz hem de Avrupa Birliği’nin merkezi olduğu için Avrupa Birliği Büyükelçimiz bulunuyor Brüksel’de.

Komite’yle Çok Hoş Anılarımız Var. Bunları Yaşamaya ve Yaşatmaya Devam Edeceğiz

Tabii ki Hüseyin, Sakarya’dan ayrıldıktan sonra, Çark dergisini bir süre çıkardılar. Spor’da 54, Haber’de 54, Haber Kokteyl’i çıkardı.

Hüseyin Komite ile bizim dostluğumuz Çark’ta da devam etti. Haber Kokteyl‘de de devam etti.

Akyazı’yı çok seviyordu. Sevgili Recep Yıldırım büyüğümüzle ve diğer arkadaşlıkları vardı Akyazı’da. En son Akyazı Park’ında sarıldık. O bizim son buluşmamızmış meğer.

Tabii Hüseyin Komite’nin vefatı bizi son derece üzdü. Dolayısıyla geriye Komite’yle hoş anılarımız kaldı. Bu güzel anıları yaşayacağız, yaşatacağız.

Sevgili Hüseyin Komite dostuma bu vesileyle Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Bu özel programı düzenleyen sevgili Fahri Tuna’ya, ev sahipliği için Sakarya Gazeteciler Cemiyetine, programın yöneticisi sevgili Hasan Coşkun’a çok çok teşekkür ediyorum.

(Yusuf Cinal’ın meslektaşı- gazeteci Hüseyin Komite’ye, vefatının 10’uncu yıldönümünde 05 Ağustos 2026 tarihinde Yazar Fahri Tuna tarafından Sakarya Gazeteciler Cemiyeti Salonunda düzenlenen anma/vefa gününde yaptığı konuşmanın metnidir.)

Gazeteci Yazar Yusuf Cinal Gazeteci Hüseyin Komite (1948-2016)

Sakarya Gazetesi kuruluş çalışması-1981. Soldan: Hüseyin Komite, Necdet Güngörsün, Ziya Üstüngüler, Yusuf Cinal, Semih Köprülü. (Yusuf Cinal Arşivi)

Sakarya Gazetesi’nin dört yöneticisi-1982. Soldan: Hüseyin Komite, Cevdet Güngör, Yusuf Cinal (Yusuf Cinal Arşivi)

Vefatının 10’uncu yıldönümünde Hüseyin Komite’yi anma programı-5.8.2026 Soldan: Nadir Gürel, Beyza Kumbaşı (torunu), Hasan Coşkun, Fahri Tuna, Yusuf Cinal. (Fahri Tuna Arşivi)

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ