Söyleşi: Fahri Tuna
Ahmet Bey, siz ülkemizin yetiştirdiği değerli bir bilim adamısınız; jeofizik mühendisleri odaları genel başkanı ve deprem uzmanısınız. 17 Ağustos’u bekliyor muydunuz? Evet, bekliyorduk. 17 Ağustos beklentisi 1967’de netleşmişti. İTÜ Jeofizik Bölümü olarak bekliyorduk. Bütün jeofizik mühendisleri bekliyordu. Jeofizik mühendisleri aslında bir yer doktorudur. Hasta konuşur; aslında biz de yeri konuştururuz. Türkiye’nin dört bin yıllık deprem geçmişi var. Hitit, Bitinya, Galat, Roma ve Osmanlı dönemi kayıt ve yazıtlarından bir Türkiye Deprem Tarihçesi çıkarttık. Bunları yöre yöre inceledik. Dolayısıyla Türkiye’nin hangi yöresinde, hangi aralıklarla hangi şiddette deprem olacağını biliyoruz. Bunu sadece Adapazarı için değil, Tokat, Van, Hakkari, İstanbul için bu bilgilerimiz var. İlk kalkış noktamız budur.
Adapazarı ve Kuzey Anadolu Kırığı hakkında bilgi verir misiniz? Adapazarı, Kuzey Anadolu Kırığı üzerinde yer alıyor. Ve bu kırık üç buçuk milyon yıldır diri ve devingen. Bu kırığın en büyük özelliği; depremler üretiyordu. O verilere de bakarak depremin bir hafta-bir ay- birkaç ay içinde olacağını söyledim. Sonuçta oldu.
17 Ağustos’un gerçek büyüklüğü kaçtı hocam? Kandilli 6.4 diye söyledi. Televizyonda görüntüleri izlediğim zaman şiddeti hesapladım; şiddet 11’di, büyüklüğe geçtim, 7.8 çıktı. ABD 7.8 olarak duyurdu depremi. Ahmet Mete Işıkara 6.4’te ısrar etti. Burada bilgi noksanlığı vardı. Şiddeti kullanmadılar... 6.5’tan büyük depremlerde süreden değil, depremden en az 500 km uzaktaki deprem ölçerlerin ağını kullanarak hesap yapılır. Almanya ve Fransa’nın söylediklerine uymaları gerekiyordu. Sonra 7.4’e çıkardılar. Depremin moment büyüklüğü 7,5, yüzey dalgası büyüklüğünün 7,8 olması gerekiyordu.
Büyüklüğü halkımızın anlayacağı biçimde açıklayabilir misiniz? 79 tane ABD’nin Hiroşima’ya attığı atom bombasına eşittir. Yerin 7 ila 10 km derinliğinde gerçekleşti. Aşağıya 27 km derinliğe kadar yırttı. Oradaki enerjinin % 20-25’i çıktı; gerisi şimdi Gölcük’ün altında. Gölcük’te 1000 metre derinliğe bir delgi yapılsa, en az 100 santigrat derecelik bir jeotermal enerjiyle karşılaşacaklar. Bu hem enerji üretiminde hem hastanede hem endüstride sıcak su ihtiyacı olarak kullanılabilir. Deprem aslında Allah’ın bir lütfudur. Şu anda Adapazarı, Düzce, Bolu çok sulaksa, buralarda maden suları, ılıcalar gelişmişse, bunları yapan hep depremdir; niye iyi tarafı görülmüyor?... Deprem madenleri geliştirir, en güzel sular deprem bölgesinden çıkar, Yapılaşmayı uygun yaparsanız, depremin adı felaketten çıkar, nimet olur.
Hocam; deprem-ekonomi ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Siyasi ve ekonomik durum düzelmeden deprem durumu düzelmez; bir ülkede milli gelir arttıkça depremin yıkıcılığı düşer. Örneğin; Türkiye’de milli gelir 2.100 dolar, depremin yıkıcılığı 5.7’den başlıyor, Yunanistan’da milli gelir 15.500 dolar, depremin yıkıcılığı 6.3’ten başlıyor, ABD’de milli gelir 32.000 dolar, depremin yıkıcılığı 7.3’ten başlıyor, Japonya’da milli gelir 45.000 dolar, depremin yıkıcılığı 7.4’ten başlıyor. Depremden az etkilenmede dünya ortalaması 7.500 dolar/kişidir. Türkiye’mizde de durum dengesizdir: Doğu Anadolu’da kişi başına milli gelir 400 dolardır, depremin yıkıcılığı 4.8’den başlar, Orta Anadolu’da milli gelir 1.500 dolardır, depremin yıkıcılığı 5.2’den başlar, Batı Anadolu’da milli gelir 4.500 dolardır, depremin yıkıcılığı 5.8’den sonra başlar.
Ahmet Hocam; çok speküle edilen bir konu var: Deprem-Allah ilişkisi. Depremi Allah’ın insanlara bir cezası olarak görenler de var, Yaratıcıyı hiç kabul etmeyenler de... Bir bilim adamı olarak siz konuya nasıl bakıyorsunuz? Hiçbir şey Allah’ın dışında düşünülemez... Bilimi de biz Tanrının kapsamı tarafından konuşuyoruz. Bazı siyasilerimizin söylediği; “barajları ben yaparım, depremleri Allah yapar” yanlıştır. Tanrı yerin biçimini oluşturmak için, yani yer altı kaynaklarını oluşturmak için, depremlerin nerelerde olacağının sistemini oluşturmuştur. Depremler bir sistem dahilinde oluşmaktadır. Dolayısıyla bilim adamları düzeni, düzenin nasıl işlediğini anlıyor. Depremi anlıyor ve kent plancılarına aktarıp, yapılaşmada şu önlemleri alın diye söylüyor. Bu uyarılar dinlenmezse, yıkımların nedeni neden Tanrı olsun!.. Bilim adamını yönlendiren de Tanrının kendisidir.
Adapazarı’nda bir deprem bekliyor musunuz? Adapazarlılara tavsiyeleriniz nelerdir? 150 km uzağındaki her deprem Adapazarı’nı etkiler. Kentin ovada ve sulak yerlerde değil, tepelerde, kayalık yerlerde yapılaşması gerekiyor. Ovalarda yapılacak konutlar iki katı geçmemeli ve 8 dönüme bir ev gibi seyrek yapılaşmaya gidilmeli. Kayalıklarda 8-10 kat yapılabilir. Adapazarı’nda ovada 17 Ağustos’ta ivme değeri (vuruş gücü) 0.7 g ile 1.5 g arasında çıkmıştır. Bu değer dağlık yerlerde 0.2 g ile 0.4 g’dir. Çok büyük bir artıştır bu. Dolayısıyla gelecek depremlerde de ova bu ivmeyi görecektir. O nedenle sanayi başta olmak üzere konutlar kuzeye dağlık kesimlere çekilmesi gerekiyor. Yıkılan yerlerin de yeşil alana ayrılması gerekiyor. Çünkü, Sakarya çukuru, 17 Ağustos 1999’dan 7 ila 30 yıl içerisinde yeni bir depremi duyacaktır.
İstanbul depremini ne zaman ne şiddette bekliyorsunuz? Olası İstanbul depreminden Adapazarı etkilenir mi? İki deprem bekliyorum. Birisi 6.3 – 6.5. Bunu Sivriada dolaylarında bekliyorum. Her an olabilir; gecikmiş bir deprem... İkinci beklentim Marmara Ereğlisi önünde. 7-7.2 bekliyorum. Onun süresi 25-30 yıl sonra. Ama Sivriada depremi onu tetikleyip öne çekebilir. Aynı Gölcük’ün Düzce’yi tetiklemesi gibi. İstanbul depremi, Adapazarı çukurunu etkiler; çok büyük oranda olmasa da 6.7 şiddetinde etkiler. Çünkü Adapazarı ve Düzce’nin altı jöle gibi. İnşaatçılar bana kızacak ama, Adapazarı’nda-bana göre- orta dereceli binaların yıkılması gerekiyor. Benim önerim; okul, hastane, askeri alan, cami, sinema, tiyatro gibi yerlere deprem sönümleyici ve yalıtıcılarının takılması gerekir.
Prof. Dr. Ahmet ERCAN 1948 yılında Aydın Nazilli’de doğdu. 1970’de İ.Ü.’de Jeofizik-Jeoloji’den lisans aldı. 1973 Stanford Ü.’den master, 1975 Colorado School Of Mines’den doktora derecesi aldı. 1980 İTÜ’de doçent, 1989 İTÜ’de profesör oldu. 2000’de TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Genel Başkanı ve Türkiye Deprem Çalışma Kurulu Başkanı seçildi. Türkçe ve İngilizce 166 bilimsel yayın, 44 yurtdışı 251 yurtiçi seminer ve sunu gerçekleştirdi. Yayınlanmış kitapları: Yapay Kaynaklı Elektromanyetik Yöntemler (1985), Yeraraştırma Yöntemleri (2001), Marmara’da Deprem (2001), Depremin Olacağı Nasıl Bilinir (2001).
Not: Bu söyleşi Prof. Dr. Ahmet Ercan ile 12.07.2002 tarihinde Fahri Tuna tarafından Sakarya Kocaali’de yapılmış olup Irmak Dergisinin 20.Sayısında (Ağustos-2002) yayımlanmıştır.



KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ