Emekliye ve Asgari Ücretliye Yük, Sermayeye Konfor;
Türkiye, yalnızca orman yangınlarıyla değil, ekonomik yangınlarla da boğuşuyor.
Alevler bu kez sadece doğayı değil, dar gelirlinin mutfağını, cebini, umutlarını da yakıyor. Enflasyonun körüklediği yangının dumanı her haneye sinmiş durumda.
Ancak dikkat çeken bir gerçek var;
Bu yangından en çok etkilenenler yine sabit gelirliler olurken, bir kesim ise olan biteni balkonundan keyifle izliyor, çünkü onların gelir kaynağı enflasyon değil, faiz!
Zam Değil, Alay Gibi Artışlar
Asgari ücretliye yılın ikinci yarısı için sıfır zam, yani “artış yok”. SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yapılan %16.67, Emekli Sandığı emeklilerine ise %15.57’lik artış ise enflasyonun yalnızca gölgesi.
TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyon oranı %35.05. Yani emeklinin maaşına yapılan artış, hayat pahalılığı karşısında bir adım bile atamıyor.
Üstelik bu resmi enflasyon. Çarşı pazarda hissedilen gerçek enflasyon çok daha yüksek.
Kimi market ürünleri son bir yılda iki, üç katına çıkmışken, emeklinin maaşı yılda yalnızca bir kez güncelleniyor.
Bu durumda zam, bir hak olmaktan çıkıyor; psikolojik bir teselliye dönüşüyor.
Kimler Kazanıyor?
Ekonomi daralıyor, alım gücü düşüyor ama bazıları için bu tablo hiç de karanlık değil.
Özellikle mevduat faizi gelirine sahip olan kesim, yüksek faiz ortamında rahatça geçinmeye devam ediyor.
Bankalarda 1 milyon TL’si olan bir kişi, şu anda yıllık %46 faiz oranıyla rahat bir yaşam sürebiliyor.
Gerçekte bu oran %55’in üzerine çıkmış durumda. Üstelik bu kazanç için ne üretim yapıyorlar, ne de emek harcıyorlar.
Bu tablo, sistemin bir kesimi ezdiğini, diğer kesimi ise ödüllendirdiğini açıkça ortaya koyuyor.
Faiz geliriyle geçinenler, yüksek kazançla lüks içinde yaşarken; çalışanlar ve emekliler geçim derdinin içinde kıvranıyor.
Kiralar ve Yaşam Maliyeti;
İnsanca Yaşamak Lüks Haline Geldi..
Konut kiralarında artış oranı %43.23. Bu oran, emeklilere yapılan zamların üç katına yakın.
İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde bu oran, uygulamada çok daha yüksek.
Emekli maaşıyla bir ev kiralamak artık imkânsız hale gelirken, milyonlarca kişi ya çocuklarının yanına taşınıyor ya da tek odalı evlerde yaşamaya çalışıyor.
Pazar filesi dolmuyor, mutfak tüpü lüks, kırmızı et neredeyse bayramda bile alınamıyor.
Temel ihtiyaçlara erişim artık bir mücadele.
Netice; Yangın Her Yerde, Ama Hortum Aynı Elde..
Bugünkü ekonomik sistem, gelir dağılımındaki adaletsizliği derinleştiriyor.
Kimsenin yüzüne bakamıyoruz, bu işi kotaranlar Reisi ve partiyi zora sokuyorlar.
Çalışanlar ve emekliler geçim mücadelesi verirken, finansal araçlara erişimi olan küçük bir azınlık, her geçen gün daha da zenginleşiyor.
Bu tablo sürdürülebilir değil.
Dar gelirlinin ve emeklinin yangına teslim olduğu bir düzende, sosyal barıştan ve ekonomik istikrardan söz etmek hayal olur.
Çözüm; zam değil, adaletli gelir dağılımı, enflasyonla gerçek mücadele ve sosyal devletin yeniden inşa edilmesidir.
Bu sorunları çözmek hükümetin işidir.
Şayet; çoğunluğun bu haklı haykırışına kulak tıkamaya devam edilirse, gençlerden oy alamayan iktidar, korkarım ki;
yakın gelecekte emekli ve yaşlılardanda oy alamaz hale gelecektir.
Son 23 yıldır yapılanlar, emekliyi, fakir fukaranın feryadını görmezden gelmeye heba edilecektir.
Ortalık yangın yeri, korkuyorum..!
Çünkü bu yangını söndürecek su, sadece hortumla değil; vicdanla da taşınmalıdır.
Geçim derdi, yolsuzlukla mücadele ve adalet arayışının önüne geçmişse, at arabayı çekmiyor araba atı ittiriyor demektir …
Arabanın ittirdiği at ileri değil geri gider, tabii atı öne değil de arkaya bağlamadıysan…
Selam ve Dua İle
Ne Zaman İnsan Oluruz
“ Fırat kenarında kaybolan kuzununun, hesabını sorguladığımızda”