Siyaset, hakikatin kürsüye çıktığı bir alan olmaktan çıkıp, maskelerin yarıştığı bir sahneye dönüştüğünde toplumun pusulası şaşar/uyarıyorum…
Bugün yaşadığımız tam da budur;
Yüzler değişiyor ama maskeler aynı kalıyor. Dün eleştirilen ne varsa, bugün sahipleniliyor; dün alkışlanan ne varsa, yarın inkâr ediliyor.
Siyasette maske, sadece bir taktik değildir artık; bir karaktere dönüşmüştür.
Adalet, hak, hukuk, beytülmalın kutsallığından bahsederek makama gelenler, ilk fırsatta savunduğu tüm değerleri yerle yeksan ettiler.
Seçim meydanında halkçı, kapalı kapılar ardında imtiyazcı… Kameralar önünde şeffaf, kulislerde karanlık…
Sosyal medyada cesur, gerçek hayatta suskun…
Çarpıklık tam da burada başlıyor.
İlke mi, İklim mi?
Eskiden siyasetçinin bir duruşu olurdu. Yanlış da olsa tutarlıydı.
Ar ve utanç diye nitelenen özellik taşırlardı, şimdilerde arzsızlık üstün meziyete dönüştü.
Bin bir türlü herzeyi ye, hiçbir şey olmamış gibi halk ziyareti yap.
Kişiliksizlik, karakter yoksunluğu, rüzgâra göre şekil alan bir gölge gibi.
İktidar olunca başka, muhalefet olunca başka konuşan bir dil var.
Dün “asla” denilenler bugün “zaruret” diye sunuluyor. İlke, yerini iklime bırakmış durumda.
Hangi hava eserse, o renge bürünen bir siyaset anlayışı…
Toplumun hafızasının zayıf olduğu varsayımı üzerine kurulu bu düzen, aslında en büyük yanılgıyı içinde barındırıyor;
Halk unutmuyor, not alıyor, sadece bekliyor.
Ahlâkın Yerine Algı
Siyaset artık projelerle değil, algıyla yönetiliyor. Doğru olmak değil, doğru görünmek önemli.
Gerçekten üretmek değil, üretmiş gibi göstermek makbul. Bir fotoğraf karesi, bir slogan, birkaç etkili kelime…
İçerik boşsa da ambalaj parlak.
Oysa siyaset, makyaj kaldırmaz. Zaman en acımasız denetçidir. Bugün alkışlanan yapay gündemler, yarın toplumun vicdanında yargılanır.
Sadakat mi, Menfaat mi?
Partiler arası geçişler, dün ağır sözler söyleyip bugün aynı masada oturanlar, kişisel hesapların kamu yararının önüne geçtiği tablolar…
Bütün bunlar “siyaset böyle bir şey” diyerek normalleştiriliyor.
Hayır, siyaset böyle olmak zorunda değil.
Siyaset; emanet bilinciyle, millete karşı sorumlulukla yapılır.
Koltuk için değil, yük için talip olunur. Ama bugün koltuk ağır gelmiyor; çünkü yük taşınmıyor.
En Tehlikelisi; Güven Erozyonu
Maskeli siyaset en çok güveni aşındırır. İnsanlar artık söze değil, zamana bakıyor.
Beyana değil, icraata odaklanıyor. Bu kötü bir şey değil; aksine toplumun olgunlaşma işaretidir.
Fakat güven kaybı derinleşirse, sandık sadece bir prosedüre dönüşür; heyecanını, umudunu yitirir.
Demokrasi güvenle ayakta durur. Güven yoksa sistem ayakta görünür ama içi boşalır.
Çözüm Nerede?
Çözüm, yeni maskelerde değil; maskesiz bir siyasettedir.
Şeffaflık, hesap verebilirlik, liyakat ve tutarlılık…
Bunlar romantik kavramlar değil, sağlıklı bir yönetimin zorunlu şartlarıdır.
Halkın zekâsını küçümseyenler, günü kurtarabilir ama yarını inşa edemez.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; yüksek sesle konuşan değil, doğru yerde susmasını bilen; çok vaat eden değil, az söz verip fazlasını yapan bir siyaset anlayışıdır.
Çünkü siyaset bir maske sanatı değil, bir emanet ahlâkıdır.
Ve unutulmamalıdır;
Maske düşer, yüz kalır.
Selam ve Dua İle
Ne Zaman İnsan Oluruz
“Aynaya Bakan Yüz, Utandığında.”
Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ