Enerji Üzerinden Yürüyen Görünmez Cephe

Dünya siyasetinde bazı savaşlar tanklarla değil, petrol tankerleriyle yapılır.

Bugün küresel gerilimin merkezinde görünen başlıklar İran, Venezuela ya da Ortadoğu olabilir. Ancak perdenin arkasındaki asıl mücadele çok daha büyüktür: Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki küresel güç rekabeti.

Bu rekabetin en kritik cephesi ise enerji hatlarıdır.

Çin, dünyanın en büyük enerji tüketicilerinden biridir ve dev sanayisini ayakta tutabilmek için kesintisiz ve ucuz enerjiye ihtiyaç duyar. Bu nedenle Pekin yönetimi, Batı yaptırımları altında bulunan ülkelerle stratejik enerji ilişkileri kurmuştur.

İran ve Venezuela bu ilişkinin en önemli iki halkasını oluşturur.

Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahiptir. İran ise küresel enerji denkleminde vazgeçilmez bir üreticidir. Bu iki ülke, yaptırımlara rağmen petrolünün önemli bölümünü Çin’e satmaya devam etmektedir.

Böylece Çin, Batı kontrolü dışındaki alternatif bir enerji hattı kurmayı başarmıştır.

İşte Washington ile Pekin arasındaki gerilim tam da bu noktada büyümektedir.

Amerika açısından mesele yalnızca petrol değildir. Asıl mesele, Çin’in küresel ekonomik yükselişini sınırlamaktır.

Çünkü enerji; sanayi üretiminin, lojistiğin ve askeri gücün temelidir. Eğer Çin ucuz ve kesintisiz enerjiye erişimini sürdürebilirse, ekonomik büyümesini de sürdürecektir.

Bu nedenle Amerika’nın İran’a yönelik yaptırımları, Venezuela üzerindeki siyasi ve ekonomik baskısı ya da petrol ticaretine getirilen finansal kısıtlamalar yalnızca bölgesel politikalar değildir.

Bunlar aynı zamanda Çin’in enerji damarlarını sıkıştırmaya yönelik stratejik hamlelerdir.

Bu küresel satranç tahtasında İran ve Venezuela adeta ara taşlara dönüştürülmüştür. Büyük güçlerin rekabetinde bu ülkeler yalnızca enerji kaynaklarıyla değil, jeopolitik konumlarıyla da kritik bir rol oynamaktadır.

Bugün Amerika ile Çin arasındaki mücadele klasik bir sıcak savaş değildir.

Ancak ticaret savaşları, ekonomik yaptırımlar, enerji rotaları üzerindeki baskılar ve finans sistemleri üzerinden yürüyen rekabet; modern çağın yeni savaş biçimini ortaya koymaktadır.

Ne yazık ki bu büyük güç mücadelesinin bedelini çoğu zaman masada karar verenler değil, sahada yaşayan halklar öder.

Ambargolar, ekonomik krizler ve bölgesel çatışmalar en çok sıradan insanları vurur.

Tarih boyunca olduğu gibi bugün de bu acıların büyük kısmı mazlum toplumların üzerine yıkılmaktadır.

Ve ne yazık ki bu mazlumların önemli bir bölümü de Müslüman coğrafyalarda yaşayan halklardır.

Önümüzdeki yüzyılın büyük güç mücadelesi muhtemelen tanklarla değil;

petrol tankerleriyle, finans sistemleriyle ve ticaret rotalarıyla şekillenecektir.

Bu yüzden İran’da, Venezuela’da ya da Ortadoğu’nun herhangi bir köşesinde yaşanan her kriz yalnızca bölgesel bir gerilim değildir.

Aslında bunların her biri, Amerika ile Çin arasında derinleşen küresel rekabetin yansımalarıdır.

Dünya yeni bir Soğuk Savaş dönemine girmektedir.

Ancak bu kez cephe hattı ideolojiler değil;

enerji, ticaret ve ekonomik güç üzerinden kurulmaktadır.

Selam ve Dua ile…

Ne zaman insan oluruz?

“Amerikan politikasını gerçekten anladığımız zaman…”

kaynak: yeni sakarya gazetesi