İki bıçkın mahallenin tam ortasında, İncirlik Mahallesi’nde yetiştim.

Bir yanımız meşhur Faroz Mahallesi, diğer yanımız Yenimahalle’ydi.

Sertliğin mertlikle, yoksulluğun onurla yürüdüğü sokaklardı buralar.

Paylaşım bir erdem değil, hayatın doğal akışıydı. Kimse kimin neyi var diye sormazdı; kimde ne eksikse mahalle bilirdi.

İftar sadece evlerde değil, sokaklarda, kapı aralıklarında, aynı selamda yaşanırdı. Paylaşımın asaleti, mahalleli olmanın sessiz ahlakıydı.

İftar vakti yaklaştığında evin içinde başka bir zaman başlardı. Saatlerin akışı yavaşlar, sabırla umut yan yana otururdu.

O sessizlik yokluğun değil, hürmetin sessizliğiydi. Kimse “Ne var?” diye sormazdı; “Var mı?” demeyi bilirdik.

Çünkü fakirlik gizlenmesi gereken bir kusur değil, taşınması gereken bir haysiyetti.

Azdı soframız ama başımız dikti.

Annem mutfaktan, oğlum git bakkaldan aile boyu içecek al diye seslenir, babamda bırak hanım bu akşam ayran içelim derdi.

Ocakta tek bir tencere kaynardı. Bugünün ölçüsüyle “yetmez” denecek o tencere, o gün herkese yeterdi.

Ekmek bölünürken adalet vardı, su pay edilirken merhamet. Çorbanın suyu fazla olurdu belki ama içinde alın teri, kanaat ve sabır vardı.

Kimse daha fazlasını istemezdi; çünkü insanlığımız yerindeydi.

Ezan okunurken herkes susardı. Telefon yoktu, ekran yoktu, dikkati dağıtan bin parça yoktu.

Sofrada yalnızca yüzler vardı; birbirine bakan, birbirini duyan yüzler…

İlk yudum su boğazdan geçerken şükür dilde değil, kalpte yerini bulurdu.

Tatlı bazen olmazdı ama gülüş eksik kalmazdı. Et yoktu belki, ama dua sofranın başköşesindeydi.

Komşunun kapısı çalınırdı. “Bizde var, sizde yoksa” denirdi. Veren utanmaz, alan mahcup olmazdı.

Çünkü herkes bilirdi; Bugün veren, yarın alabilirdi.

Fakirlik insanı küçültmezdi; insanlığını koruduğu sürece onurdu.

Bugünse sofralar büyüdü, tabaklar çoğaldı; kalpler daraldı. Çeşit çok, kanaat yok.

Eskiden olmayanla utanılmazdı; şimdi olan yetmez görülüyor. Komşunun adı bilinmiyor ama sofranın fotoğrafı bin kişiye gösteriliyor.

Aç olan gizleniyor, tok olan sergileniyor. İftar, nefsin terbiyesi olmaktan çıkıp vitrinine dönüştü; gösteriş ibadetin önüne geçti, israf şükür kelimesini boğdu.

O zamanlar bir tabak yemek paylaşıldıkça çoğalırdı. Bugün en zengin sofralar bile paylaşılmadığı için eksik.

Eskiden fakirlik onurdu; bugün fakirlik saklanması gereken bir ayıp gibi. Oysa ayıp olan yokluk değil, yokluğa sırt çevirmektir.

Çocukluğumun iftarlarını özlüyorum. Bir tas çorbanın bayram olduğu günleri…

Azla yetinmeyi bilen insanları, doymadan kalkmayı erdem sayan sofraları.

Çünkü o sofralarda öğrendim; İnsanı doyuran mide değil, vicdandır. Eskiden fakirdik ama aç değildik.

Bugün tokuz ama doyumsuzuz. Ve bazı iftarlar vardır; üzerinden yıllar geçse de hâlâ insanın içini ısıtır.

Selam olsun, yüksek seciyeli onurlu günlere...

Ne Zaman İnsan Oluruz

"Mukayese'de adil olduğumuzda "

Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ