Devlet dediğin şey, herkesin işine geldiğinde sarıldığı, işine gelmeyince taşladığı bir yapı değildir.
Devlet; günü kurtaranların değil, geleceği omuzlayanların evidir.
Devlet;
zor günde arkasına saklanılacak bir gölge değil, omuz verilmesi gereken bir yüktür.
Ve o yük, taşımayı bilenlerin omzunda yükselir.
Bu yüzden mesele artık net;
lafla değil, tavırla belli olacak bir eşikteyiz.
Devletle kalacaksın…
ya da bu dağılmanın altında kalacaksın.
Bugün etrafımıza bakalım.
Sınırlarımızın ötesinde devletler nasıl parçalanıyor, milletler nasıl birbirine düşürülüyor.
Dün bayrağı olanlar bugün başkalarının gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor.
Kendi toprağında söz sahibi olamayanların dramı ortada.
Çünkü bir şeyi unuttular;
Devlet zayıflarsa, kimlik dağılır… onur ezilir… gelecek karanlığa gömülür.
Türk Devleti öyle kolay kurulmadı.
Bedeli kanla ödendi, yoklukla yoğruldu, ihanetle sınandı.
Her darbeden sonra yeniden ayağa kalktı, çünkü arkasında millet vardı.
Ama bugün geldiğimiz noktada en büyük tehlike;
ne dış güçler, ne ekonomik saldırılar…
En büyük tehlike; içerideki gevşeklik, umursamazlık ve menfaatçiliktir.
Herkes konuşuyor.
Herkes eleştiriyor.
Ama iş sorumluluğa gelince ortalık sessizleşiyor.
Devlet zor durumda olunca geri çekilenler,
işler düzelince en önde yer kapmaya çalışanlar…
İşte bu fırsatçılık, bir milleti içten çökerten en büyük hastalıktır.
Devletle kalmak; sadece bayrak sallamak değildir.
Devletle kalmak; zor zamanda safını belli etmektir.
Devletle kalmak; kalabalığa göre değil, vicdana göre durmaktır.
Devletle kalmak; çıkarın değil, karakterin adamı olmaktır.
Bugün bazıları devleti zayıflatmayı “özgürlük” sanıyor.
Kurumları yıpratmayı “hak aramak” diye pazarlıyor.
Her eleştiriyi yıkım diline çevirenler, aslında kendi zeminini kazıyor.
Oysa gerçek şudur;
Devlet eleştirilir ama çökertilmez.
Devlet düzeltilir ama itibarsızlaştırılmaz.
Devlet tartışılır ama hedef haline getirilmez.
Çünkü devlet çökerse, altında hepimiz kalırız.
İstisnasız.
Açık konuşalım;
Devlet yoksa düzen yoktur.
Devlet yoksa güven yoktur.
Devlet yoksa yarın yoktur.
Devlet yoksa adalet, sadece bir kelimeden ibarettir.
Bu yüzden artık gri alan yok.
Ortada durma devri bitti.
Ya bu devlete sahip çıkacaksın,
ya da dağılmanın parçası olacaksın.
Ortası yok.
Unutmayın; tarih affetmez.
Zor günde susanları da,
sırt dönenleri de,
menfaatine göre saf değiştirenleri de yazdı…
yine yazacak.
Bugün susanlar, yarın konuşacak zemin bulamayacak.
Bugün sırt dönenler, yarın sığınacak kapı bulamayacak.
Devletle kalmak bir seçenek değil, bir mecburiyettir.
Çünkü bu devlet giderse, geriye sadece pişmanlık kalmaz…
Bir daha toparlanamayacak bir dağınıklık kalır.
DEVLETLE KAL
Selam ve dua ile…
Ne zaman insan oluruz?
Göründüğü gibi olduğumuzda.
kaynak: yeni sakarya gazetesi