IRCICA Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç; ilimize teşrif ederek Modern Zamanda Kendini Bulmak başlığı altında bir konferans verdi. Konferans başlamadan önce hasbihal etme imkânı bulunca hasretle sarıldım kendisine. Özlemişiz, özleşmişiz.

Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar himayesinde gerçekleşen ve KETEBE Publishing Danışmanı Ömer Faruk Yeni’nin moderatörlük yaptığı programa dinleyici olarak katıldım.

Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, modern insanın unuttuğu elest bezminden hareketle şu soruları soruyor. “Ey İnsan! Sen kimsin? Nereden geldin? Nereye gidiyorsun?

Yaşadığımız kısacık zaman diliminde –internet öncesi ve sonrası- büyük değişimlere şahit olduk. Modern insan; parmakla kaydırılan sanal dünyada kendi kalbinden sürgün edildi önce. İkinci adımda da mertebeler âleminde “zübde-i âlem” ve “mükerrem” kılınan insan, varlık sebebini unuttu. Hikmetten kopuş böyle başladı.

Modern insanın açmazı, ekranların uyuşturduğu beyni ve hakikate perdelenmiş kalbi arasında yatıyor. Fâni âlemde aklını öncelerken kalbini unutan modern insanın anlam arayışı sosyolojik olarak ne yaman çelişkidir.

Kapitalizmin pazarladığı modern hayat bize kendimizi unutturdu. Varlık sebebimiz, ait olduğumuz değerler, insan olmanın yüksek erdemi, hakikat ve marifet bilgisi kalbimizde yatıyor farkında değiliz. Sürgün edildiğimiz şu dünyada kendimizi bulmak için kalbimizin dirilmesi lazım önce…

Bizlere çağdaş ve modern diye dayatılan ruhsuz boşluktan kurtulmanın yolu “akl-i selîm, zevk-i selîm ve kalb-i selîm” sahibi olmaktan geçiyor.

Yıllar öncesiydi. Kalbimde hissettiğim –tanımsız- bir huzursuzluk had safhaya ulaşmıştı. Öyle ki, kırk yıl boyunca farkında olmadığım büyük hakikatin dipsiz kuyusuna düşmüş gibiydim. Anlamını bilmediğim kor bir ateş, kalbimde alev alev yanmaya başlamış, bedenimle birlikte ruhumu da yakmaya başlamıştı. İşte o günlerden birinde Prof.Dr. Mahmud Erol Kılıç’ı, Üsküdar’da He Yayınevi’nin açılışında yaptığı sohbette tanımıştım. İyi ki tanımışım.

Madde ile manayı zevk-i selîm ile birleştiren, men aref dersi görmüş, ârif insanı tanımak ne büyük bahtiyarlıkmış. Değerli büyüğüm Mahmud Erol Kılıç Bey, fakir için manaya açılan kapının nâzenin rehberi oldu bir bakıma. Onu tanıyınca Anadolu’yu mayalayan irfanın ne kadar güçlü bir damar olduğunu anladım.

Türkistanlı Hâce Ahmet Yesevî’nin nefesini, Belh’li Celaleddin-i Rûmi’nin aşkını, Endülüslü İbn-i Arabî’nin keşf ve ilhamat zevkini kalb-i selîm ile birleştiren ruh; modern insanın kendini bulması için yeter de artar bile.

Profan, ruhsuz ve seküler batıdaki modern insanın anlam arayışına çözüm öneren geleneksel tasavvuf düşüncesini temsil eden René Guénon, Martin Lings, Frithjof Schuon gibi sonradan Müslüman olan düşünürleri etkileyen İbn-i Arabî ekolünün ülkemizdeki nefesi diyebileceğim Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç’ın tüm kitaplarını okudum. Kendisinin tabiriyle “Ekberî” neşenin insan ruhunun açılımları için ne kadar değerli bir anahtar olduğuna şahidim.

Yaldızlı modern zamanın hoyratça insan öğüten çarklarında ruhu daralan, hayatın ontolojik/varoluş merkezinde kendini arayan, taşra kültürünün dayattığı –Kadızâdeli- kaba-saba din algısının sebep olduğu zevksiz ve estetiksiz basitlikten yorulan dostlara, Mahmud Erol Kılıç’ın işaret ettiği yerden başlamalarını tavsiye ederim. “Kalbinizle akledin.

Kendisini tanımakla şerefyâb olduğum Anadolu âriflerinden Sıddık Naci Efendi’nin hayır duasına şahidim. Hakka yürümeden önce şöyle dua etmişti. Nutk-ı hak olsun diye zikredeyim. “Mahmud Hoca bu devlete, bu millete ve ehl-i sünnet İslam’a büyük hizmetler veriyor. Allah ona sağlık, sıhhat ve uzun ömürler versin.” Âmin.