Hakan Fidan bu sözü söylediğinde, aslında süslü bir cümle kurmadı.!

Hepimizin içinde biriken o hissi açık açık dile getirdi.

Şimdi gelin dürüst olalım…

Bu yaşadıklarımız normal mi?

Dünya desen zaten kaynıyor.

Bir yerde savaş bitiyor, başka bir yerde başlıyor.

Ekonomi desen, büyük ülkeler bile yalpalıyor.

Ama iş Türkiye’ye gelince mesele biraz daha derinleşiyor.

Çünkü biz sadece küresel kaosu yaşamıyoruz…

Aynı zamanda onun en sert hissedildiği ülkelerden biri haline geliyoruz.

Sabah kalkıyorsun, fiyatlar değişmiş.

Akşam oluyor, yeni bir kriz konuşuluyor.

Daha dün aldığın ürün bugün lüks olmuş.

Vatandaşın hali ne?

Geçim derdiyle boğuşan, yarını göremeyen, sürekli diken üstünde yaşayan bir toplum…

Peki bu sadece “ekonomik sıkıntı” mı?

Yoksa daha büyük bir oyunun küçük bir parçası mı?

İşte “tasarlanmış kaos” tam burada devreye giriyor.!

Bakın, bu işler artık eskisi gibi değil.

Eskiden kriz olurdu, sebebi belliydi.

Şimdi ise kriz var ama sebep flu…

Her şey birbirine bağlı, her şey birbirini tetikliyor.

Enerji fiyatları artıyor, üretim düşüyor, enflasyon patlıyor, halk fakirleşiyor.

Ama bu zinciri kim başlatıyor, kim yönetiyor?

Orası hep karanlık.

Türkiye gibi ülkeler ise bu oyunda en hassas noktada duruyor.

Çünkü hem stratejik bir yerdeyiz, hem de ekonomik olarak dış etkilere açık bir yapımız var.

Yani biri düğmeye bastığında…

Bizde ışıklar daha hızlı sönüyor.!

Ama işin en acı tarafı şu;

Bu yükü ne siyasetçi çekiyor, ne büyük sermaye…

Bu yükü emekli çekiyor, işçi çekiyor, esnaf çekiyor.

Pazara giden anne çekiyor.

Evine ekmek götürmeye çalışan baba çekiyor.

Ve her geçen gün şu cümle daha çok duyuluyor:

“Eskiden böyle değildi…”

Evet, değildi.

Çünkü bu kadar organize bir belirsizlik yoktu.

Bugün insanlar sadece fakirleşmiyor…

Aynı zamanda alıştırılıyor.!

Zamlara alıştırılıyor.

Geçim sıkıntısına alıştırılıyor.

Umut etmemeye alıştırılıyor.

İşte en tehlikelisi de bu.

Çünkü bir toplum zor şartlara dayanır…

Ama umudunu kaybederse, işte o zaman gerçekten kaybeder.

O yüzden mesele sadece ekonomi değil.

Mesele, bir milletin psikolojisi.

Ve eğer bu gerçekten “tasarlanmış bir kaos” ise,

en büyük tehlike dışarıdan gelen krizler değil…

İçeride insanların “artık hiçbir şey değişmez” demeye başlamasıdır.

İşte o noktada kaybedilir.

Ama hâlâ geç değil.

Çünkü bu millet daha önce de zor zamanlardan geçti.

Ama her seferinde bir şey yaptı;

Gerçeği gördü…

Oyunu anladı…

Ve yeniden ayağa kalktı.

Bugün de yapılması gereken aynı şey;

Sadece yaşamak değil…

Yaşananı anlamak.

Selam ve Dua İle

Ne Zaman İnsan Oluruz

"Yetkililere Soru Sorduğumuzda "

Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ