Bazı isimler vardır, tarih onları bir kere yazar ama vicdanlar her sabah yeniden okur.

Kaşif Kozinoğlu da öyle bir isim.

Trabzon’un dağlarından yükselen, Kara Harp Okulu’ndan çıkıp Özel Harp Dairesi’nin çetin yollarına düşen, sonra Millî İstihbarat Teşkilatı’nın en kritik hatlarında, Suriye’den Bosna’ya, Afganistan’dan Orta Asya’ya kadar vatan için sessizce yürüyen bir kahraman.

O, yıllarca adını duyurmadan, yüzünü göstermeden bu toprağın bekçiliğini yaptı.

Tim komutanlıklarından istihbarat şube müdürlüklerine, eğitim komutanlıklarından Asya Bölgesi Başmüşavirliği’ne uzanan bir ömür…

Vatan için her an her yere gidebilecek, her fedakârlığı yapabilecek bir subay, bir istihbaratçı.

Binlerce özel harekâtçının yetişmesine katkıda bulundu, terörle mücadelede omuz omuza savaştı.

İsmi belki gazete manşetlerinde parlamadı; ama milletin kalbinde, sessiz bir saygıyla yer etti.

Sonra o karanlık dönem geldi. 2011… Ülkeyi saran kumpasların gölgesi her yeri kapladı.

Kaşif Kozinoğlu, Afganistan-Pakistan hattında görevdeyken hakkında yakalama kararı çıktı.

Askerî kargo uçağıyla döndü, teslim oldu. Suçlamaları reddetti. “Silahlı terör örgütü üyeliği”, “kozmik belgeleri sızdırma”…

Hepsi, sonradan anlaşıldığı üzere, bir kumpasın parçasıydı.

Silivri’nin soğuk duvarları arasına kapatıldı.

Sekiz ay…

İfadesine günler kala, 12 Kasım 2011’de koğuşunda fenalaştı.

Hastaneye yetiştirilemeden kalp krizi denilerek gömüldü.

Ailesi “Babamın kalbiyle ilgili hiçbir rahatsızlığı yoktu” dedi.

Şüpheler büyüdü.

Ama o günlerde gerçekler, güç odaklarının gölgesinde boğuldu.

O kumpası kuranlar, o karanlık planı adım adım işletenler, isimlerini bilmeden de tanıyoruz.!

Vatanın bağrına hançer gibi saplanan o düzenin mimarları…

Adalet sistemini ele geçiren, masumları tutuklatan, gerçekleri çarpıtan, bir milletin en sadık evlatlarını hedef alan o gizli eller…

Onlar, Kaşif Kozinoğlu’nu susturmak için her yolu denediler.

Oysa susturamadılar. Çünkü hakikat, toprağın altından bile fışkırır.!

On beş yıl geçti,

Toprak, sırlarını sakladı.

Sonra adalet yeniden hareket etti. Mezar açıldı.

Feth-i kabir…

Ümraniye Kocatepe Mezarlığı’nda, 15 yıl sonra…

Ve o an, herkesin yüreğini sarsan bir hakikat ortaya çıktı;

Ceset bütünlüğü bozulmamıştı.!

Yumuşak dokular hâlâ duruyordu. Kefen çürümemişti.

İslam inancında, şehitlerin bedenlerinin bozulmaması, toprağın onları muhafaza etmesi, ilahi bir nişane kabul edilir.

Kur’an-ı Kerim’de “Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler…” buyrulur.

Kaşif Kozinoğlu’nun naaşı, 15 yılın ağırlığına rağmen bozulmamış haliyle, sanki toprağın dilinden konuştu; “Bu adam şehit olarak yattı.”

Bu, sadece adli bir bulgu değil; vicdanların, inançların ve tarihin ortak tanıklığıdır.

O karanlık planı kuranların, o sessiz suikastı işleyenlerin yüzüne çarpılan bir ilahi mühürdür.

O, vatan için yaşadı, vatan için tutuklandı, vatan için şehit oldu.

Kumpasın pençesinde, ifadesini veremeden, belki de bildiklerini anlatamadan…

Ama toprağın sakladığı o bozulmamış beden, onun şehitliğini tescilledi.

Artık ne kalp krizi iddiası, ne karanlık planlar…

Hiçbiri o nişaneyi silemez.

Kaşif Kozinoğlu…

Senin adın, bu milletin hafızasında bir yara gibi, bir gurur gibi duruyor.

Senin gibi sessiz kahramanlar sayesinde bu toprak hâlâ bizim.

Ruhun şad olsun, mekânın cennet olsun.

Sen şehitsin.

Ve biz,

o bozulmamış bedenin ışığında, adaletin bir gün mutlaka yerini bulacağına, siyasi erkin devlet ciddiyetiyle bu meselenin açığa çıkmasına destek olduğuna o karanlık ellerin hesabının sorulacağına inanıyoruz.

Rahmetle, minnetle…

Ne Zaman İnsan Oluruz

" Devlet olarak hakkı teslim ettiğimizde"