-“Sayın Türkçe bilen arkadaşlarımız, sabah şerifleriniz hayrolsun.”

5 Eylül 1977’de fırlatılan Voyager uzay aracı; 55 dilde selamlamayı içeren altın plağın bulunduğu “Evren’e Mesaj”ı da taşıyarak dış uzayda yoluna devam ediyor. Buradaki mesajlardan biri de Türkçe. Yukarıdaki cümleden ibaret olan bu mesajın arkasında güzel bir hikâye var:

Amerikalı arkeolog Prof. Dr. Peter Ian Kuniholm’un çocukluğu, babasının görevi nedeniyle Türkiye’de geçmiştir ve Türkçeyi çok iyi konuşmaktadır. Kuniholm, 1960’larda Robert Kolej’de İngilizce öğretmenliği yaparken, yan sınıfta ders veren ünlü şair Behçet Kemal Çağlar onu her sabah “Sabah şerifleriniz hayrolsun” diyerek selamlamıştır. O da Çağlar’dan öğrendiği bu sabah selamlaşma cümlesini çok sevmiş ve uygulamıştır.

Aradan yıllar geçer. 1977’de, Voyager uzay aracının hazırlıkları sırasında projenin başındaki isim Carl Sagan’ın ekibi, Cornell Üniversitesi’nde Voyager’da yer verecekleri bir altın plak için çeşitli dillerde selamlar kaydetmektedirler. Prof. Dr. Kuniholm da o sıralar bu üniversitede çalışmaktadır. Koridorda Voyager projesinin bölüm başkanına denk gelir ve kendisinden Türkçe bir kayıt yapması istenir. O da hiç düşünmeden, Behçet Kemal Bey’den öğrendiği o sabah selamını kaydeder. Böylece bu mesaj, Voyager’la birlikte yıldızlararası bir yolculuğa çıkmış olur.

Mesajların çoğu selam, barış ve iyi dilekleri içerirken bazı mesajlarda uzaylıların dünyaya davet edilmesi, yemek yiyip yemediklerinin sorulması gibi ilginç mesajlar da yer almış.

Türkçe mesajın yazımızın konusu açısından en dikkat çekici tarafı, mesajda kullanılan kelimeler. Günümüzde sabah selamlaşması artık “Sabah şerifleriniz hayır olsun” diyerek yapılmıyor. Artık pek tercih edilmeyen selamlaşma, karşılama ve uğurlama sözlerinden bazıları şunlar:

– Hoş geldiniz, safalar getirdiniz, Allahaısmarladık, Allah’a emanet olun, merhaba, Selamün aleyküm, sağlıcakla kalın, hoşça kalın, yolunuz açık olsun, güle güle, sağ salim gidin, sağ salim dönün, Allah selamet versin vb.

Biz bunları hâlâ kullanıyoruz diyenleriniz olacaktır fakat azınlıkta olduğunuzu kabul etmelisiniz.

Bu kadar uzatmaya gerek olmadığını ve bunların yerine “bye bye” gibi kısaltmaların ve bazen de hiç kelime kullanmadan yapılan el işaretlerinin ve emojilerin yeteceğini düşünen ve uygulayan insanların sayısı her geçen gün artıyor.

Özellikle Allahaısmarladık, “Sizi Allah’ın korumasına ve emanetine bıraktım.” anlamında kullanılan, inanç ve samimiyet dolu en temel uğurlama kalıbıydı. Bu kalıbın yerini alan “hoşça kal” da günümüzde çok hızlı yaşayan ve kısaltmaları seven, buna rağmen yine de –zamanın bir türlü yetmediğini– düşünen insanımıza uzun geldi ve “bye bye” demekle bu sorun da çözülmüş oldu.

-Türkçenin son yüzyıldaki kelime ve üslup değişimi:

Bu değişimi mizahi ve sosyolojik bir dille anlatan bir analiz uzun zaman önce internette karşıma çıkmıştı ve beni acı acı gülümsetmişti. Türk sanat müziğimizin ölümsüz eserlerinden, bestesi Selahattin Pınar’a, güftesi Fuat Edip Baskı’ya ait olan “Bir bahar akşamı rastladım size” ile ilgili bir analizdi bu. Bestenin ilk dörtlüğü üzerinden her 10 yılda bir toplumun değişen dinamikleriyle, dönemin argosu ve popüler kültürüyle yeniden yazılarak dilin nereden nereye geldiğini mizahi bir dille ifade ediyordu. Arşivimde ve diğer kaynaklarda bulamadığım bu yazıyı yapay zekâ sayesinde buldum. Ben sizinle bu değişimi 10 yılda bir değil, çok yer ayıramayacağım için birkaç örnekle paylaşıyorum:

50’li yıllar: (orijinal hâli) “Bir bahar akşamı rastladım size, Sevinçli bir telaş içindeydiniz. Derinden bakınca gözlerinize, Neden başınızı öne eğdiniz?”

90’lı yıllar: (Pop kültürü) “Bir bahar akşamı karşılaştık seninle, Acayip panik, hiper bir neşe içindeydin. Gözlerine deep takılınca benimkiler, Ne tırstın da başını öne eğdin be güzelim?”

Günümüz: (Yapay zekâ ve Z kuşağı) “Bir bahar akşamı karşıma çıktın, Aşırı hype olmuş, telaşlı bir vibe’daydın. Gözlerine derin bir kesik atınca, Neden ghostlayıp / cringe olup başını öne eğdin?”

-Bu konuda etkileyici tespitlerde bulunan 3 düşünürümüz ve 3 kitabı:

Günümüzde sadece Z kuşağı değil çoğumuz telefonu “bye bye” diyerek kapatıyor.

Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, dilde yabancılaşma konusunu işlediği 2000 yılında yayımlanan bir kitabının ismini “BYE BYE TÜRKÇE” koymuştu.

Dünya çapında önemli başarılara imza atmış bir akademisyen olan Sinanoğlu, bu kitabında dil, eğitim ve ulusal kimlik konularında sarsıcı tespitlerde bulunuyor. Dilini kaybeden bir milletin hafızasını ve bağımsızlığını da yitireceğini vurguluyor. Sinanoğlu, sokaklardaki yabancı tabelaları ve kültürel yozlaşmayı da bir işgal belirtisi olarak değerlendiriyor. Kitapta “Türkçe giderse Türkiye gider!” tezi hâkim.

Edebiyat dünyamızın yetiştirdiği ender fikir adamlarından biri olan Cemil Meriç, “BU ÜLKE” isimli kitabında Sinanoğlu’nun “Türkçe giderse Türkiye gider” tezini destekleyen çok önemli bir cümleye yer veriyor: Kelimeler namusumuzdur.

Kitabın bendeki baskısında ilgili bölüm şu şekildedir: “Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız İhtilali, tek mukaddese saygı göstermiş: kamusa.” (Kamus, kelimeler hazinesi/sözlük)

Büyük şairimiz İsmet Özel ise Şiir Okuma Kılavuzu isimli eserinde çok çarpıcı tespitlerde bulunuyor ve kelimeleri üç sınıfa ayırıyor:

– Canlı Kelimeler (moda kelimeler) – Ölü Kelimeler – Küflü Kelimeler (ölmeye yüz tutmuş)

Ölü kelimelerin bizi ölümlerinin şekli üzerinden düşünmeye zorlaması gerektiğini belirten şairimiz şu soruları sormamızı istiyor:

– Bu kelimelerin canını hangi eller çıkardı? – Yorganda mı, urganda mı öldüler? – Pusuya mı düşürüldüler? – Baldıran içmeye mi zorlandılar? – Gizlice mi zehirlendiler?

Şiir Okuma Kılavuzu 1980 yılında yayımlanmış. Aradan geçen 46 yılda ölmüş kelimeleri düşündüm ve aklıma gelen ilk beş kelime; haysiyet, fedakârlık, zarafet, vefa, tefekkür oldu. Yorumlarda sizden de beş kelime rica ediyorum. Ayrıca İsmet Özel’in sorusunu tekrarlıyorum: Bu kelimeler yorganda mı öldüler, urganda mı?

Sizi bu konuda tefekküre davet ediyorum. Sizi Allah’ın korumasına ve emanetine bırakıyorum.

HÜSEYİN BURAK UÇAR