10-16 Mayıs Engelliler Haftası, yalnızca fiziksel ya da zihinsel engellerin konuşulduğu bir farkındalık haftası değildir. Aynı zamanda toplumun empati kapasitesini, önyargılarını, kabul düzeyini ve insan ilişkilerindeki psikolojik olgunluğunu değerlendirme fırsatıdır. Çünkü engellilik çoğu zaman bireyin yaşadığı durumdan çok, toplumun o bireye yaklaşımıyla ağırlaşmakta ya da hafiflemektedir.

Psikoloji literatüründe bireyin ruh sağlığını etkileyen en önemli unsurlardan biri “ait hissetme” duygusudur. İnsan, kabul gördüğü, değer verildiği ve anlaşılabildiği ortamlarda psikolojik olarak güçlenir. Ancak engelli bireyler günlük yaşamda çoğu zaman fiziksel engellerden önce görünmez duvarlarla karşılaşmaktadır. Acıyan bakışlar, dışlayıcı tavırlar, yetersiz görülme hissi ya da sürekli yardım edilmesi gereken biri gibi değerlendirilmek; zamanla bireyin benlik algısını olumsuz etkileyebilmektedir.

Bir çocuğun okul ortamında arkadaşları tarafından oyuna dahil edilmemesi, bir gencin iş görüşmesinde yalnızca engeli üzerinden değerlendirilmesi ya da yetişkin bir bireyin sosyal hayatta sürekli “eksik” hissettirilmesi; uzun vadede özgüven problemleri, sosyal kaygı, depresif belirtiler ve yalnızlık duygusunu beraberinde getirebilir. Bu nedenle engellilik konusuna yalnızca sağlık perspektifiyle değil, psikososyal açıdan da yaklaşmak gerekir.

Toplum olarak farkında olmadan yaptığımız bazı davranışlar da psikolojik açıdan yıpratıcı olabilir. Sürekli “ne kadar güçlüsün” diyerek kişiyi yalnızca mücadelesiyle tanımlamak ya da her başarıyı “engelini aşmasına rağmen” şeklinde sunmak; bireyin kimliğini sadece engeli üzerinden değerlendirmek anlamına gelebilir. Oysa her insan gibi engelli bireylerin de yalnızca mücadele eden değil; üreten, düşünen, gülen, yorulan, hata yapan ve hayal kuran bireyler olduğu unutulmamalıdır.

Psikolojik dayanıklılık elbette önemlidir. Ancak bireyin sürekli güçlü olmak zorunda bırakılması sağlıklı değildir. Asıl iyileştirici olan şey; kapsayıcı bir toplum yapısıdır. Empati kurabilen öğretmenler, erişilebilir şehirler, ayrımcılıktan uzak iş ortamları ve farklılıkları normalleştiren sosyal ilişkiler; bireyin psikolojik iyi oluşunu doğrudan destekler.

Ailelerin yaklaşımı da bu süreçte oldukça belirleyicidir. Koruyucu olmak adına çocuğun tüm sorumluluklarını üstlenmek, onun bireyselleşmesini engelleyebilir. Bunun yanında çocuğun yapabildiklerine odaklanmak, karar alma süreçlerine dahil etmek ve sosyal becerilerini desteklemek özgüven gelişimi açısından oldukça kıymetlidir.

Engelliler Haftası’nı yalnızca birkaç gün süren farkındalık paylaşımlarıyla sınırlı görmek yerine, günlük yaşam alışkanlıklarımızı gözden geçirmek gerekir. Bir rampanın önüne araç park etmemek, iletişim kurarken etiketleyici ifadelerden kaçınmak, bir bireyi engeliyle değil kişiliğiyle tanımaya çalışmak bile psikolojik anlamda büyük bir kapsayıcılık oluşturabilir.

Çünkü gerçek farkındalık; yardım etmekten önce eşit görmekle başlar. Toplumun ruh sağlığı da tam olarak burada şekillenir: farklılıklarla birlikte yaşayabilme becerisindedir.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ