Âşık. Âşık ve ârif. Âşık, ârif ve âlim. Âşık, ârif, âlim ve şair.

Halkçı. Halk çocuğu. Halk edebiyatçılığı da halk çocukluğu da doğuştan zira.

Yozgat Sorgun’un Taşpınar Köyü’nde odası olan Seyit Ağa’nın torunu. Özde, sözde, ikramda cömertliği de genetik.

Elini yüzüne alanlardan; konuşurken elini ustaca kullanıyor. Vücuduyla konuşuyor en çok. Konuşurken sesi sabit olsa da jest mimikleri yerinde duramıyor.

Türk dünyasını en az Türkiye kadar tanır, bilir, yazar. Türkistan ondan sorulur. Varlığı bayramdır onun, bize. Türkiye’ye. Türk dünyasına.

Altmış beş yıllık ömrümde âşıklar tanıdım. Ârifler tanıdım. Âlimler tanıdım. Şairler tanıdım. Ama bu dört özelliğin (güzelliğin) tek bir şahısta toplandığına hiç şahit olmamıştım. Bir tek kişi istisna: Bayram Dubilmez. Dört dörtlük bir adamdır Bayram.

Üstad Cemil Meriç boşuna demiyor, İntelijansiyamız (entelektüellerimiz) Avrupa’nın her türlü hastalığını ithale memur anonim şirket diye. Ne acıdır ki günümüz Türk aydının birincil vasfı kendi insanına yabancılaş(tırıl)masıdır. En milliyim diyeni bile, bilimsellik görünümü altında insanımıza Eyfel Kulesi’nden bakmaktadır. İlk yaptığı da Ferdi yerine Verdi’yi dinlemektir. İşte bu büyük çelişkinin, istisnalarından birisidir bizim Bayram’ımız. O sözde bilim insanı değil özde ilim adamıdır her şeyden önce. O su yerine şampanya akıtılan afili salonlarda değil bozkırdaki bir çoban çeşmesinin başında mutludur.

Batı kökenli bir söz vardır: Entelektüel olabilmek için üç üniversite diplomasına sahip olmak gerekir; sizin, babanızın, dedenizin. Bu söze katılırım. Bayram Durbilmez tam da budur, böyledir, buncadır: Yozgat Taşpınar’da odası olan Seyit Ağanın torunu, ÂşıkTürkmenoğlu’nun oğlu, 2018’den beri Türk Halk Bilimi profesörüdür. Dede, baba, torun. Dedene babana rahmet güzel kalpli adam. Doğuştan talihli Durbilmez. Havası sert / insanı mert diyardan geldiğinden olmalı, durup dinlenmeden içinden neşet ettiği halkının kültürünüaktarıyor kitap sayfalarına.

Âşık Türkmenoğlu’nun mahdumu demiştik. Doğrudur, Bahri Durbilmez’in oğludur. Doğuştan talihlidir Bayram. Ama bu doğuştan talihlilik çoğu zaman trajediye dönüşmüştür bizim ülkemizde. Ama Bayram, dede hakkını ve baba hakkını ödeyen güzel örneklerden.

Babasının hayatını kaleme aldığı iki de kitabı var Bayramcığımın. Vefalı evlat. Gerçek bir hayrülhalef. Şu söz de Bayram Hoca’ya ait: Babamın dedesi Âşık Şifahî de bu yolun yolcusuymuş. Baba ocağında ve âşık meclislerinde yaşayarak öğrendiklerimden sonra, derslerde, kitaplarda, makalelerde anlatılan eksik, yanlış bilgileri not aldım, onlarla doçent oldum. İşte ülkemizin (üniversitelerimizin mi desek) halipürmelâli: Halkından kopmuşluk.

Ellisi Halk bilimine dair, yedisi de şiir, elli yedi kitabın, yirmi de ödülün sahibi. Evet; elli yedi yaşında elli yedi kitabı bulunan bir velut / üretken kalem bizim Bayram’ımız. Kitaplar, kitap bölümleri, editörlükler. Ömrüne bereket be güzel adam.

Şöyle bir soru sorulabilir. Sorulmalıdır da: Türkiye’deki beş yüz Türk dili ve edebiyatı profesöründen, ülke dışında en çok araştırma yapan, en çok tebliğ sunan, en çok sempozyuma katılan üç isim kimdir? Birini biliyoruz. Kesin hem de. Prof. Dr. Bayram Durbilmez. Belki de birincisidir.

Bu ülkede hiçbir başarı cezasız kalmaz sözümüz var bizim. Bu sosyolojik kanundan o da nasibini alanlardan: Öğretim görevlisiyken yaptıklarım ve yazdıklarım nedeniyle ilim çevrelerince çok seviliyor ve takdir ediliyordum. Öğretim üyesi oldum yüzde yetmiş beşe düştü sevenlerim. Doçent oldum yarı yarıya. Profesör olunca da dörtte bire. Şaşırdık mı?.. Maalesef hayır. Hocamız da küstürülenlerden. (Hangimiz hak ettiğimiz saygıyı görebildik ki şu zalımdünyada.)

Doğmaca ve güzelleme müptelası. Ona cinas şairi diyen de çok. Çok da haklılar.

Hakikatte bir şiir ağacıdır Bayram Hoca. Bozkırdaki şiir ağacı. Ne bozkırı, bütün Türk yurtları bozkırlarının şiir ağacı.

Şair değilim. Şiiri severim. Özgün olanı ama. Yeniyi, yeni söylemi, yeni biçemi, eskiyi yenileyerek söyleyeni. Bayram gardaşımız tam da bu: Üç heceli mısra onda, dört heceli mısra onda, beş heceli mısra onda, yedi heceli mısra onda, on dört heceli mısra onda, on altı heceli mısra da onda. Elbette en sık on bir heceli mısralarla hemdost. Serbest de yazmış ama iç kâfiye o kadar zengin ki, iç musiki alıp götürüyor, ılgıt ılgıt.

Üç metafora yaslanıyor Durbilmez şiiri: Yâr, gönül ve aşk. Yâr yâr diye diye bir görünüp bir kayboluyor dünyamıza.

Derdi gönülle onun. Gönül kuştur, sürgündür, bağlamadır, bahçedir, izdir, uludur, sızıdır, gurbettir, ilaçtır, saraydır, murattır, güldür, gülşendir, râmdır, sevda ırmağıdır, gülüştür, bağdır, pervanedir, seyrandır, fermandır, vurgundur, delidir, direniştir, burçtur, vurgundur, dilbazdır, sultandır, yasadır, muhabbettir, reng-i süheylâdır, birdir, çiçektir, yârdır, eştir, umaydır, nurdur, al taydır, konuktur, defterdir, dağdır, tatlı bakıştır, kuştur, altın kafestir, yaradır, çöldür, tezgâhtır, attır, Türkmendir, sestir, sazdır, baş hep dumandır, virandır, perişandır, kahramandır, şadumandır, mekândır, aşiyandır, asumandır, küheylandır, çağlayandır, ummandır, delidir, bahardır, şimşektir, şahtır, yanık bir türküdür, savcıdır, gam sandalıdır, bahardır, ozandır, mestanedir, eksendir, yağmurdur, kardır, sancıdır, Kerbelâ’dır, aşktır, sırlı denizdir, şiirdir, cennettir, yedi iklimdir, nikahtır, ırmaktır, şehirdir, buluttur, limandır, Tanrı’nın evidir, onda. Seksen sekiz farklı imge ile anlatır gönlü şiirinde.

Aşk yağmuru, aşk atı, aşk hazine, aşk yüce, aşk destan, aşk badesi, aşk iksiri, aşk esrarı, aşk güneşi, aşk abidesi, aşk odu, leb-i aşk, aşk ırmağı, aşk nehri, aşk kıblegâhı, aşka müptelâ, aşk yolu, aşk çiçeği, aşk çırası, aşk vurgunu, aşk günahı, aşk ağacı, aşk koru, aşk diyarı, aşk niyazı, aşk sahnesi, aşk hazzı, aşk gölü, aşk bağı, aşk ateşi, aşk masalı, aşk muştusu, aşk olsun, aşka aşığım, aşk demi, aşk denizi, aşk padişahı, aşk kitabı; Durbilmez şiirinde aşkmetaforu, tam otuz sekiz imge ile okşar gönlümüzü.

Gâhi Dur / bilmez, gâhi Bayram, gâhi Ozantürk, seyrek de olsa Meftun’dur o, bilesiniz.

Her şair bir şiirden ibaretse eğer, Bayram Durbilmez, Sevdiğim şiiridir, her şair bir dizeden ibaretse eğer, benim için Durbilmez, dil mülkümün başkaca bir sultanı yok, mısraıdır.

Nerelidir Bayram Durbilmez, hangi ülkedendir? Kendisi söylüyor bir şiirinde, cevabı: Şiiristan’dan. Tam da budur. Böyledir. Buncadır.

O esasında bir mimar, bir dil mimarıdır hakikatte. Yesevî’yle dildaş, Korkut Ata ile yoldaş, Yunus’la ayaktaş, Hacı Bektaş ile sırdaş bir mimar.

Sesinde kucaklayıcı bir tını var. Derinden, ta derinden, Orta Asya bozkırlarından geliyor.

Daima mütebessim bir yüze sahip. Hafif beyazlamış sakalları ona aksesuar zenginliği katıyor.

Heyecan ve bilgi yumağı. Türk için, Türkçe için, Türkü için durmaz, dur duraman bilmez, durmayı bilmez bilemez Durbilmez.

Bektaşî değildir ama Bektaşîliği onun kadar geniş, derin, ihatalı bilen az bulunur.

Bilgilidir ama bilgiç değildir. Edeplidir. Saygılıdır. Efendi adamdır. Profesörlük yakışıyor ona.

Âşıklık gönlüme en kutlu paye, dizesi de onun. Zira o bir aşk padişahıdır.

Yürüyen Türk(ü) dünyası ansiklopedisi. Ayaklı ansiklopedimiz bizim.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ