Mesleğini aşkla yapan insanları çok seviyorum. Zenaatı sanata dönüştüren güzel insanları. Hepinizin çevresinde vardır böyle güzel insanlar.
Böyle birini, -onun sevebileciği Türkçeyle söyleyeyim- işinin şeyhini tanıdım. Şükür ki çeyrek asırdır Selahi Çiloğlu’nu tanıyorum. Dostum, ağabeyim, huzur kaynağım olur kendileri.
Tam adı Hüseyin Salahi Çiloğlu. İzmir Tire doğumlu. Ege çocuğu yani. Artık yemnişlerindebir delikanlı.
İlkokulu bitirince ver elini Cağaloğlu. Yani matbaacılık. Çıraklık kalfalık kendi işi… Ad ve soyadının ilk iki hecesini iş yeri adı yapmış: Seçil Ofset.
10 Haziran 1977. Bir milat bu Selahi Abi için. Kendi adına işyeri o gün faaliyete başlamış zira.
Bir sayfa bir forma bir kitap. İki kitap yirmi kitap iki yüz kitap. Derken yaklaşık yarım asırlık sürede binlerce farklı kitap basmış. Her bir kitabın baskısı iki bin adette olmuş, iki yüz bin adette.
Evet; yarım asırlık sürede binlerce çeşit, binlerce farklı kitap.
Belki de bu kitapların beşte biri de prestij kitabı. Her biri 800-1000 sayfalık, büyük boy, pırıl pırıl baskılı, rengârenk, insanın içini açan cinsten.
Ve dergi. Belki bir o kadar da dergi. Sadece kitabın değil dergiciliğin de kralıdır SelahiAbimiz.
Ahilik kültürü hâkim onun olduğu yerde. Onun işyerinde çalışanların süresi ortalama otuz senelik. Mesela Karslı Kenan 37 senedir onunla, Safranbolulu İrfan 25 senedir.
Egeli de vardır onun çalışanları arasında, Güneydoğulu da. Karadenizli de vardır Trakyalı da. Marmaralı da çoktur İç Anadolulu da. Selahi Abi, aslında Türkiye’de bir işyerinde kardeşlik hukuku dersi vermektedir. Türk-Kürt, Doğulu-Batılı, Egeli-Trakyalı, Laz-Boşnak; aynı potada eriterek nasıl kardeşçe yaşayabildiklerinin dersini vermektedir. Sabah Besmele ile açılır onun iş yeri, akşam Elhamdülillah ile kapanır.
İşte Selahi Çiloğlu budur!
Çalışanlarından dinledim de konuşuyorum: Ortaokulu bitiren genci çırak alır işyerine SelahiÇiloğlu, bekler uyumunu, bünyeye uyum sağladı mı, eğitir onu. Çıraklık kalfalık askerlik. Ardından tekrar işe başlama, kızı ister düğününü yapar, evini düzer. İki kere evlendirir bir çalışanını Selahi Abi; önce düğün yapıp yuvasını kurar, sonra onun ev sahibi olmasına yardımcı olur. Araba sahibi olmasına da.
O patron değildir: Abidir, babadır, sığınaktır.
Siz bir çalışan olarak işinize kaç elle sarılırsanız, o size dört kat fazla sarılır.
O bir gönül adamı, gönül ağabeyi, gönül patronudur.
Baskıyı sanata dönüştüren adamdır Selahi Çiloğlu. Sözde değil özde. Gerçekten de ama. Slogan reklam sözü değil bu. Şahidim şahidiz şahitler buna, cümle âlem.
Analisttir. Titizdir. Estetisttir.
Sözü senettir. Kanun hükmünde hem de. Tamam demişse o iş bitmiştir. Ölmediği sürece gününde (çoğu zaman da birkaç gün önceden) teslim alabilirsiniz.
Onunla son yirmi beş yılda en az yirmi beş iş yapmış biri olarak söylüyorum:
İşi üst düzey, a kalite, fiyatıysa ehvendir. A kaliteye göre ucuzdur.
Selahi Çiloğlu budur!
Selahi Çiloğlu’nun en titizlendiği konu, helal rızıktır.
Mümin adamdır. Muvahhit adamdır. Musalli adamdır.
Halvetiyye’ye müntesiptir. Ahmet Amiş Efendi der başka bir şey demez. 1920 senesinde 122 yaşında vefat eden Fatih Türbedarı Ahmet Amiş Efendi’nin sözlerinden müteşekkil kitaptan on binlerce basmış, dağıtmıştır. Sık sık misafirlerine tekrarladığı Amiş Efendi sözü ise, olan olmuş, olacakta olmuştur. Olacak hiçbir şey yoktur, sözüdür.
Çalışanlarına ve hane halkına helal rızık yedirmede olağanüstü titizdir. Adeta bir sahabe, bir evliya hassasiyetine sahiptir. Ondan dinleyelim:
-İş yerimi yeni açtığım senelerdi. Daha Çağaloğlu’ndayız. Günlerden Cuma. Namaza daha bir saat kadar var. Bugün de erken gidip vaaz dinleyeyim dedim, yola çıktım. Tam köşeyi dönerken yaşlıca biriyle karşılaştım. Farklı, çok farklı biriydi. Selamün aleyküm baba, dedim, gözleriyle adeta içimi delerek baktı, aleyküm selam evlat, dedi. İşyerimizi şereflendirseniz, bir kahvemizi içseniz, dedim. Bir saniye yüzüme baktı, olur dedi. Birlikte kırk elli metre mesafedeki işyerime geçtik. Baba, yanda lezzetli bir pideci var, bir pide söylesem size, dedim. Olur dedi. Beş altı dakikaya pide geldi. Belli ki açtı, yerken baba, o pideci çok da güzel kebap yapıyor, bir buçuk söylesem dedim. Olur dedi. On beş dakikaya kebap geldi, misafirim nasıl iştahla yiyor. Baba bir buçuk porsiyon daha söylesem dedim. Olur dedi. Söyledim. Geldi. İştahla yedi. Sonra bana döndü. Evladım ben üç gündür açım. Geceleri Eyüp Sultan Mezarlığında yatıyorum. Allah’a hep dua ettim, ‘Ya Rabbi bana helal kazanan birinden birkaç lokma nasip eyle’ diye. Üç gündür şehri dolaşıyorum. Rabbim karşıma sonunda seni çıkardı, dedi. Ellerini açtı, dua etti etti. Kalktı, kapıya doğru yürüdü, ben de peşinden. Dışarı çıktık. Baba, müsaade edin, kalan ömrünüzde size hizmet edeyim dedim. Eliyle sus, kaşlarıyla hayır işareti yaptı. Köşeden kayboldu gitti. Koştum peşinden, yok. Almış yıldır İstanbul’dayım. Baba’yı bir daha göremedim.
İşte Selahi Çiloğlu budur!
Uzun boyludur, temiz yüzlüdür, güzel huyludur.
Her zaman güler yüzlü, her zaman mütebessim, her zaman iyimser.
Mütevekkildir, dervişmeşreptir, her zaman şükür ehlidir.
İş yeri, ta kapısından merdivenlerine, ofisinden koridorlarına ve dergâhına kadar ebru, hat, dört-beş asırlık kapılarla, ahşap süslemeleriyle dopdoludur.
Adeta cennettesinizdir, adeta hat müzesindesinizdir, adeta beş asır öncesinin bir tekkesindesinizdir.
Allah güzeldir, güzeli sever, hadisi şerifinin mücessem, müheykel, münasip hâli Selahi Abi’nin işyeridir.
İslâm’ın estetik ve medeniyet dini olduğunun günümüzdeki en yaşayan hâli belki de onun ofisidir.
Onun işyeri huzur sığınağı, huzur mekânı, huzur limanıdır.
Tam da budur. Şeksiz şüphesiz böyledir. Eksiksiz. Noksansız.
İşte Selahi Çiloğlu budur, böyledir, buncadır.
O bir matbaacı elbet. Biliyoruz. Çok matbaacı var İstanbul’da. Onlarca yüzlerce binlerce. Biliyoruz.
Ama Selahi Bey başka.
O bir zenaatkâr değil. O bir sanatkâr.
Matbaacılığın sanatkârıdır o. Hatta büyük sanatkârı.
Selahi Çiloğlu budur!
Bunu bilir, bunu deriz.



Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ