Türkiye’de artık yalnızca siyaset tartışılmıyor; devletin kurumlarına duyulan güven de tartışılıyor.

Geçtiğimiz akşam bir araya geldiğimiz dostlarla yaptığımız sohbette, ülkenin son siyasi gelişmelerini uzun uzun değerlendirdik.

Konuşulanların ortak noktası ise şuydu; toplum artık yalnızca olayların hukukiliğine değil, perde arkasındaki güç mücadelelerine odaklanıyor.

Bu nedenle konuyu köşeme taşımayı ve sizlerle paylaşmayı gerekli gördüm.

“Mutlak butlan” meselesi, görünürde bir kurultay ve hukuk tartışması gibi sunulsa da toplumun derinlerinde çok daha büyük bir kırılmanın işaretlerini veriyor.

Çünkü vatandaş artık sadece neyin hukuki olduğuna değil, kimin kimi dizayn ettiğine bakıyor.

Bugün toplumda oluşan yaygın algı şudur;

Siyaset, milletin iradesiyle değil; yargı kararları, medya operasyonları, kulis savaşları ve güç merkezleri üzerinden yeniden şekillendiriliyor.

İşte tehlikeli olan da budur.!

Çünkü demokratik toplumlarda hukuk güven üretirse devlet güçlenir.

Ancak hukuk mekanizmasının siyasi tartışmaların merkezinde görünmesi, toplumun devlete olan psikolojik bağını zedelemeye başlar.

İnsanlar artık mahkeme kararlarını sadece hukuki sonuçlar üzerinden değil, siyasi etkileri üzerinden de okumaya yöneliyor.

Bu durum yalnızca muhalefeti değil, doğrudan iktidarı da yıpratan bir atmosfere dönüşüyor.

Özellikle son süreçte ortaya çıkan tartışmaların kamuoyunda oluşturduğu siyasi müdahale algısı, AK Parti açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken ciddi bir sosyolojik risk oluşturmaktadır.

Çünkü iktidarlar sadece sandık sonuçlarıyla değil, toplumdaki adalet duygusu ve hukuka olan güvenle ayakta kalır.

Devlete yönelik tarafsızlık inancı zedelendiğinde, siyasi güç korunuyor gibi görünse bile toplumsal meşruiyet sessizce aşınmaya başlar.

Eğer geniş kitlelerde “siyasi rekabet demokratik zeminden uzaklaşıyor” düşüncesi güçlenirse, bu durum kısa vadede bazı siyasi sonuçlar doğursa bile uzun vadede toplumsal güven aşınmasına neden olabilir.

Toplumun geniş kesimleri artık şunu soruyor;

“Bu siyasi operasyonların bize ne faydası var?”

Emekli geçinemiyor.

Gençler gelecek umudunu kaybediyor.

Kiralar kontrolden çıkmış durumda.

Orta sınıf hızla eriyor.

Vatandaş market rafına bakarken, siyaset kurumunun sürekli kurultay, kaset, delegeler, para trafiği ve dizayn tartışmalarıyla meşgul olması halkta derin bir yabancılaşma oluşturuyor.

Sosyolojik olarak bakıldığında bu süreç, toplumda “temsiliyet krizini” büyütmektedir.

İnsanlar artık siyasi partilerin milleti değil; kendi kliklerini, ekonomik çevrelerini ve güç ağlarını temsil ettiğini düşünmeye başlıyor.

Bu algı büyüdükçe sandığa olan inanç zayıflıyor, siyasal aidiyet çözülüyor ve toplum sessiz bir öfke biriktiriyor.

Daha da önemlisi, sürekli mühendislik görüntüsü veren müdahaleler toplumda kadercilik üretir.

Vatandaş, “Nasıl olsa her şey önceden belirleniyor” düşüncesine kapıldığında demokrasi ruhunu kaybeder.

İşte bu, bir ülke için ekonomik krizden bile daha tehlikeli bir çürümedir.

Çünkü ekonomik kriz tamir edilir.!

Ama devletin adalet duygusunu kaybetmesi, nesiller boyunca onarılamayacak yaralar açabilir.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yeni siyasi dizaynlar değil; yeniden güven inşa etmektir.

İnsanlar artık kavga eden siyasetçiler değil, dürüstlük görmek istiyor.

Yargının gölgesinin değil, tarafsızlığının hissedildiği bir düzen görmek istiyor.

Aksi hâlde “mutlak butlan” tartışmaları sadece bir kurultayın değil, toplumun demokrasiye olan inancının da butlanı hâline dönüşebilir.

Selam ve Dua İle…

Ne Zaman İnsan Oluruz?

“Demokrasi kavramının içini boşaltmadığımızda…”

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ