Derneğimizin sanatçıları , bu yılın ilk konserini şef İ.Yavuz Dilâver yönetiminde çok güzel bir repertuar ve çok başarılı bir icra ile verdiler..Şehir içinde değil kampüste olması, o gece önemli maç olması , yağmurlu –sisli bir hava gibi negatif faktörler koskoca salonun dolmasına mani olmadı..Sevgili hemşehriler müzik sevgilerini gösterdiler ve hem salonu doldurarak sanatçıları mutlu ettiler,hem de kendileri müziğe doydular..
***
Korodaki gelişme çok büyük.Her konserde daha mükemmel hale geliyorlar..Gerek sanatçılar gerekse sahne ve ses düzeni gittikçe daha iyi hale geliyor..Bu konserde kadın solistlerden de güzel şarkılar dinledik ama üstünlük erkek şarkıcılarda idi..A.Melik Fettahoğlu,Mehmet Kabak ve her zaman olduğu gibi Vecahat Koç başta olmak üzere tüm koro çok başarılı idi..Hayri Duman,Hasan Açıldı,Kenan Ersin,Lütfü Çalgıcı güzel taksim ve sololar yaptılar..Naci Kirteler ile Orçun Üretmen’in kanun-keman muhabbeti harikaydı.Ayten Yüksel yaylı tamburdan sonra ele aldığı bağlamada da çok iyiydi.. Bir de yaylı-telli-nefesli çalgıların arasında hiç öne çıkmadan ama hiç te falso yapmadan tıkır tıkır işini yapıp hepsine ritm ve tempoyu verirken eski bir baterist olan benim dikkatimi çeken biri vardı ki o da darbukacı Serhat Başar’dı , ona da bir tebrik yolluyorum... Konserin sonunda, yakında kaybedilen Berkant ile Neşet Ertaş’ın anılması için Samanyolu’nun ve hele final parçası da olarak Nar Tanesi’nin büyük coşkuyla söylenmesi çok güzel oldu.
***
Bu şef idaresinde bu koro artık heryerde konser verecek kıvama gelmiş.. Bizim üzerinde duracağımız bir iki konu var; meselâ bu konserlerin kayıtlarının şehirdeki Kanal 54 ve SRT televizyonları ve Radyo Sakarya gibi yerlerde sık sık yayınlanması lâzım.Konu ve malzeme sıkıntısından neler yayınladıklarını görüyoruz.Onların arasında konser bantlarının yayını çok ilgi toplar.. İkincisi de konserlerin düzeni ile ilgili.. .. Konser sırasında küçük çocuklar kalkıp dolaşıyor,büyükleri de yeni terbiye sistemi uyarınca dur-yapma-ayıp demeyip salıyor..Ayrıca yetişkin seyirciler konser sürerken hatta bir sanatçı taksim yaparken, yani en sessiz olunması gereken anlarda muhabbet ediyorlar.. Hem yetişkin seyircilerin sessizlik ve konser adabına dikkat etmeleri lâzım, hem de çocuklar için bir çare aramak gerek..Aklımıza gelen çözüm şudur.Asıl konserden önce yapılan son prova sanatçıların çocuk ve torunlarının getirileceği yer olabilir, orada dedelerini, baba ve annelerini görüp izlerler, gece yapılan konserde de çocuk olmaz, zaten devlet ,çocukların 21.00 den sonra TV bile seyretmeyip yatmasını istemiyor mu, o şart ta yerine gelmiş olur..Ya da konserde sessizlik ve disiplinin sağlanması için konser başlamadan önce anons yaparak cep telefonlarına yapıldığı gibi tembihatta bulunmak lâzım.. Sevgi ve hoşgörü lâzım ama bir sınırı var,o da başkalarının tahammül sınırı..
KENTSEL DÖNÜŞÜM
Son yıllarda ortaya çıkan bir uygulamadır.. Şehirlerin modern ve çağdaş görüntü kazanması olduğu iddia edilen bir gaye ile bazı mahalle ve meydanları yıkıp yeniden yapmak diye özetlenebilir.. Yalnız bu işin tadı kaçmak üzere..Bu uygulama anayasa ve kanunlarda bulunan insan hakları ile çok önemli olan Mülkiyet Hakkı’nı zedeler hale geldiği zaman ona bir dur demek lâzımdır.. Şehirlerin imar plânları ,gelip geçici belediye meclislerinin kararları ile alt üst edilemez..O plânlar yüzlerce yıllık yapılır..O şehirde mülk alacak veya yapacak olan kişi ve kurumlar yarınından emin olmak ister..Bugün şehrin en kıymetli binası iken beğenilip satın alınan bir bina yarın bir yerel meclisin ihale ile verdiği bir firmanın kararı ile yeşil sahaya veya döner kavşağa çevrilemez.. Ne dedik ? Mülkiyet Hakkı’na ve İnsan Hakları’na aykırıdır.Bugün belediye meclisi üyesi olarak böyle bir karara oy veren, yarın bir başka meclisin kendi mülkü hakkında böyle bir karar verebileceğini düşünmelidir..Bu gün ele ise yarın sana’dır.. Bir tarihte böyle çok radikal bir uygulamayı önlemek için İmar Bakanlığı’na gittiğimizde orada Adapazarı’nın plânını çizen biri hanım iki mimar ile konuşurken kendileri bizi ikna etmek için plânı çizmeden önce Adapazarına gidip bir iki ay orada kaldıklarını ve şehri tanıdıklarını anlatınca kendilerine şunu söyledik
“Siz şehir haritasını önünüze yatırıp cetveli elinize alıp ’şurada bir bulvar çok güzel olur’ diyerek iki çizgi çiziyorsunuz, ve o iki çizgi o şehrin yeni bulvarı oluyor, ama o iki çizginin altında sizin kısa zamanda tanıyamayacağınız yüzlerce Adapazarlı’nın dedesinden, babasından kalmış ,yüz yıldan beri onlara ait olan bahçeleri, evleri ,dükkânları kalıyor, bu da işin vicdani yönü’dür,bunu nasıl gözardı edebiliyorsunuz, nasıl huzur duyabiliyorsunuz”
***
Şimdi aynı soruyu Kentsel Dönüşüm denilen uygulamayı yapanlara soruyoruz ;“ Meydan yapacağız veya Çark caddesini otuz metreye çıkaracağız diyen plâncılara göz yumarken o caddede mülkü olan insanların hak ve hukuklarına riayet ediyor musunuz, yoksa etmiyor musunuz? Eğer öyle yapıyorsanız aynı şeyler yarın meclis üyeliği veya belediye başkanlığından ayrılmış olarak yaşayacağınız günlerde başkaları tarafından size yapılabilir , bunu da hesaba katıp kaş yaparken gözü çıkartmayacak çözümler bulmak lâzım”..
