Bu ifadeye başından beri karşı çıkmış, temelden yanlış bir isimlendirme olduğunu her pilatformda söylemiş ve hala da bu kavramı reddetmeye, çok çok yanlış olduğunu söylemeye devam edenlerdenim.

               Evet. Ülkemizde, bu ismlendirme, bu başlıkla  ilgili bir sorun yoktur.

              Sorun umumidir ve herkesi, hepimizi ilgilendirmektedir.

              Tek bir kavim, kabile, aşiret, sülale ya da benzeri bir toplulukla ilgili olmayıp, tümümüzü kapsayan, “Kürt sorunu” değil, “İNSAN HAKLARI” sorunudur.

             “Kürt sorunu” var demek; bu ülke de başka hiç kimsenin sorunu yok, sadece bir sülalenin, aşiret veya asabiyetin sorunu var anlamına gelir ki, bu son derece yanlış, temelsiz, kökten art niyetli ve bölücü bir kavramdır.

            “Sorun” üzerinden ırkçılık ve bölücülük yapmaktır.Bölücülere alet olmaktır.

           “Kürt sorunu” dendiğinde; başka kavim, kabile, aşiret veya sülaleler de, var olan kendi sorunlarını, kendi aidiyetleri ile dillendirirler ki, ortaya, kimlik üzerinden bir yığın sorun çıkar ve bütün olan sorunumuz, parçalanır, sorun üzerinden ırkçılık ve bölücülüğe yol açar ki, bu son derece yanlış ve tehlikeli bir yol olur.Maalesef olmuştur da.

          “Kürt sorunu” dendiğinde, diyenin karşısına,”Arap sorunu, Türk,Türkmen sorunu, Kurmançi, Gorani,Dimili,Yörük,Tatar,Zaza, Sorani, Manav, Arnavut, Çerkez, Abhaz, Laz, Karakalpak, Pomak,Gürcü, Boşnak, Rum, Ermeni, Müslüman,Yahudi, Muhacir, Mülteci, Süryani, Hıristiyan, Musevi, cemaat, tarikat, mezhep ve benzeri bir yığın sorun, hatta, il,bölge, ilçe, köy ve kasaba sorunu çıkarır ki, bu sorun üzerinden ırkçılık, bölücülük ve asabiyetçilik olur. Bütünlüğü zedeler, ayrıştırır ve tarumar olmamıza sebep olur.

          Hatta,yüzbinlerce aşiret veya sülaleleri bile gündeme getirir ve bunlar üzerinden dahi sorunlar üretilerek, adalandırarak, “benim de sorunum” var noktasına taşıyarak, “mitoz ve amitoz” bazda bölünmeleri tetikler.Bir ilimizin, ayağa kalkıp, il bazında sorun dillendirdiğinde, 81 ilin; “bizim de sorunumuz var” demesi gibi olur.Oysa sorun, bir ilimiz değil, Türkiye olmalı.

            Bu ülke de, ülke kaynaklarının kahir ekseriyetini elinde bulunduran, çok küçük bir azınlık zengin ve imtiyazlılar dışında, 77 milyonun sorunu vardır ve sorunları ortakdır.

           Örneğin; ben Türküm, Müslümanım ve benim de bu ülke de, en az diğer kardeşlerimiz kadar sorunum, sorunumuz vardır. Hepimizin sorunu ne ise, benimki de odur.

          Benim de dilim, dinim, örfüm, adetim, kültürüm ve tüm milli,yerli ve İslami değerlerim yasaklanmış, aşındırılmış, değiştirilmiş, dönüştürülmüş, baskı ve cezaya maruz  bırakılmıştır.  Benim de temel hak ve hürriyetlerim kısıtlanmış, yasaklanmıştır.Bana da zulmedilmiştir.

         Benim dedemin dili, bu dil, bu yazı , bu alfabe değildir. Benim kültürüm, Batı’dan devşirilmiş bu kültür değildir. Ben, çok değil, 60-70 sene önceki yazıyı okuyamıyor, kitapları anlayamıyorum. Ben, istiklal şairimiz M.Akif’i bile anlamakta zorlanıyor, bir asır öncesi tüm kayıt ve işlemleri, evrakı ve tarihi okuyamıyor, bağ kuramıyorum. Yani, ben Türküm ve benim de sorunum vardır. O zaman, benim sorunuma da “Türk sorunu mu” diyeceğim, diyeceğiz.

          Böyle bir tasnif, böyle bir isimlendirme veya kategorize son derece, ama son derece yanlıştır. Aptalca, cahilce ve cahiliyetçedir. İlkel ve çağdışıdır.

              Doğru olan; hepimizin sorununu ifade eden, hepimizi kuşatan, ifade eden ve birleştiren, “İNSAN HAKLARI SORUNUDUR.” Bu isimlendirme ve bu bütüncül tasniftir.

             Yani, Türk, Türkmen, Yörük, Tatar, Kırgız, Özbek, Kazak, Zaza, Kürt, Arap, cemaat, tarikat, mezhep ve benzeri bir sorun yok, İNSAN HAKLARI SORUNU vardır.

             Böyle bir isimlendirme, baştan beri yanlıştı. Bölücü, art niyetli, emperyalist ve siyonist maşaların oyununa gelmek, değirmenine su taşımak, onların kavram ve argümanlarına alet olmak, hain niyetlerine, kılıf va ambalajlarına yardım ve yataklık etmekti. Maalesef  öyle de olmuştur.Birçok parti, dernek, sendika, gazete ve yazar buna alet olmuş, kullanılmıştır.

             Baştan beri yapılagelen bu yanlıştan, nihayet vazgeçilmiş, geçte olsa farkedilmiş ve “Kürt sorunu yoktur” denmiştir. Birçok yaradan  ve yaralamadan sonra bile olsa, bu ifade doğrudur ve baştan beri ifade edilmeliydi.Ancak çok geç kalınmıştır.

 

            Hepimizi ilgilendiren, hepimizin sorunu olan, insan hakları ve hukukun üstünlüğü konusunda, giderayak önemli ilerleme ve iyileştirmeler olmuştur, olmaya da devam etmektedir.Sadece bir parti değil, terör cephesi ve siyasi uzantıları hariç, tüm partilerimiz bu konuda iyi niyetli bir noktaya gelmiş ve bu konuda yasaklardan ziyade özgürlükleri savunmakta, çaba harcamaktadırlar.Birçok sorun çözülmüş, yasaklar kaldırılmıştır.

              Elbette çözmemiz gereken  birçok sorunlarımız daha  vardır. Bunları da, ırkçı, sülaleci, aşiretçi gibi bölücü başlıklar altında değil, İNSAN HAKLARI ve HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ zemininde,  başlıkları altında çözmeli, bu yönde topyekün çaba sarfetmeliyiz.

             “TEK BAYRAK, TEK DEVLET, TEK VATAN ve KARDEŞ BİR MİLLET” vazgeçilmelerimiz altında, 77 milyonun sorunu çözülmeli, hepsinin ve hepimizin tüm hakları yasal ve hukuki zemine oturtulmalıdır. Aksine çabalar, isimlendirme ve kategorizeler, emperyalizme ve siyonizme hizmet eder. Hepimize zarar verir. “Böl, parçala, yut” emellerine, birilerinin pırojelerine, büyük ideallerine, “kutsal topraklar” hedeflerine yardım etmekten başka bir işe yaramaz. Hepimizin mahvına sebep olur. Paramparça Ümmet, daha da parça olur.

              Saydığımız kabilelerden, en az 4-5 tanesi ailesinde var olan biri olarak, ben sadece birini, sadece birinin sorununu, sorun olarak nasıl zikredebilirim?

              Biz yüzyıllardır akraba, hısım, dünür olup, tek bir hamura dönmedik mi?

              Esasen, hepimiz ADEM ve HAVVA’dan olma, dedesi ve ninesi bir, ADEMOĞULLARI sülalesinden, kabile ya da kavmiyetinden değil miyiz? Hepimiz akraba ve MÜSLÜMAN KARDEŞ değil miyiz?