Zulüm karşısındaki duruşta iman.
Elhamdülillahi Rabbil âlemin.
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
Salât ve selâm, âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Muhammed Mustafa’ya, aline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyenlerin üzerine olsun.
Aziz Müminler,
Yüce Allah bizden sadece namaz kılan bedenler istemiyor.
Sadece oruç tutan mideler istemiyor.
Sadece tesbih çeken parmaklar istemiyor.
Allah bizden “eğilmeyen bir şahsiyet,” “satılmayan bir vicdan,” “zulüm karşısında susmayan bir dil” istiyor.
Bugün ümmetin en büyük hastalıklarından biri şudur:
Dindarlık var, fakat dirayet yok. İbadet var, fakat izzet yok. Söz var, fakat omurga yok. Kalabalık var, fakat cesaret yok.
Bir hakaret karşısında köpürüyoruz; ama bir katliam karşısında susuyoruz.
Bir karikatüre öfkeleniyoruz; ama bombalanan çocuklar karşısında kılımız kıpırdamıyor.
Bir romana, bir söze, bir provokasyona günlerce lanet okuyoruz; ama Müslüman kanı akarken, şehirler yerle bir edilirken, kadınlar dul, çocuklar yetim bırakılırken sesimiz fısıltıya dönüyor.
Bu nasıl hassasiyettir? Bu nasıl imandır? Bu nasıl Müslümanlıktır?
Muhterem Kardeşlerim,
İman, sadece dilde dolaşan cümlelerden ibaret değildir.
İman, “esselamü aleyküm” deyip zalimin sofrasına oturmak değildir.
İman, sakal bırakıp zulme susmak değildir.
İman, sarık sarıp emperyalizmin karşısında eğilmek değildir.
İman, cuma günü saf tutup, hafta boyunca hakikati satmak değildir.
Müslüman, sadece ibadet eden insan değildir.
Müslüman, Allah’tan başkası önünde küçülmeyen insandır.
Müslüman, zalime karşı sözü olan insandır.
Müslüman, mazlumun kimliğine bakmadan onun yanında duran insandır.
Müslüman, güce tapan değil, hakkı tutan insandır.
Bugün nice insan, Allah’a bağlı olduğunu söylüyor; ama gerçekte güce bağlı yaşıyor.
Diline bakıyorsun Allah diyor, Hayatına bakıyorsun menfaat diyor.
Ağzına bakıyorsun ümmet diyor, Tercihine bakıyorsun makam diyor.
Sözüne bakıyorsun ahiret diyor, Korkusuna bakıyorsun dünya diyor.
İşte felaket budur. İşte çürüme budur. İşte riyakârlık budur.
Aziz Müslümanlar,
Kur’an bize adaleti emreder. Kur’an bize zalime meyletmemeyi emreder.
Kur’an bize hakkı ayakta tutmayı emreder.
Peygamber Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm ise kötülük karşısında susan, ona alışan, onu normalleştiren bir ümmet istememiştir.
Resûlullah buyuruyor: “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”
Şimdi herkes kendi vicdanına sorsun:
Biz kötülük görünce ne yapıyoruz? Hakkı savunuyor muyuz?
Yoksa kariyerimiz bozulmasın diye susuyor muyuz?
Çevremiz daralmasın diye geri mi çekiliyoruz?
Güç odakları rahatsız olmasın diye dilimizi mi yutuyoruz?
Bugün asıl mesele budur.
Çünkü bu çağın putu taştan yapılmıyor. Bu çağın putu makamdır.
Bu çağın putu paradır. Bu çağın putu itibardır. Bu çağın putu paradır, kudret ve iktidardır, emperyal güçtür, korkudur.
Nice insan Lât’a, Uzzâ’ya secde etmiyor ama kariyerine secde ediyor.
Nice insan putlara kurban kesmiyor ama menfaati için hakikati boğazlıyor.
Kardeşlerim,
Şunu açık konuşalım:
Mazlumun feryadı karşısında susan toplum, dindar görünse de hastadır.
Çocuklar ölürken susan bir kalabalığın tesbihi çok olabilir; fakat ağırlığı yoktur. Şehirler yakılırken susan dillerin duası çok olabilir; fakat haysiyeti yoktur.
Zalim güçlü diye susanların dini söylemi çok olabilir; fakat ahlaki kıymeti yoktur.
Mesele sadece namaz kılmak değildir. Mesele, namazın seni ayağa kaldırıp kaldırmadığıdır.
Mesele sadece oruç tutmak değildir. Mesele, orucun sende irade ve vakar üretip üretmediğidir.
Mesele sadece camiyi doldurmak değildir. Mesele, camiden çıkan adamın zalim karşısında eğilip eğilmediğidir.
Eğer namaz seni haksızlığa karşı ayağa kaldırmıyorsa, eğer oruç senden merhamet çıkarmıyorsa, eğer secde senden cesaret doğurmuyorsa,
Orada çok ciddi bir muhasebe gerekir.
Muhterem Müminler,
Bugün ümmetin başına bela olan şey, düşmanın gücünden önce bizim zaafımızdır.
Düşmanın silahı elbette güçlü olabilir; Ama bizi bitiren şey çoğu zaman onun bombası değil, bizim korkaklığımızdır. Bizi zayıflatan şey sadece dış saldırı değildir; İçimizdeki riya, içimizdeki teslimiyet, içimizdeki menfaatperestliktir.
Bir toplum düşünün: Kutsalına yapılan sembolik saldırıya bağırıyor, ama yaşayan insanına yapılan gerçek saldırıda susuyor.
İşte bu toplum, hassas değil; çelişkilidir. İşte bu toplum, diri değil; uyuşmuştur. İşte bu toplum, imanını korumuyor; imajını koruyordur.
Bizim bugün ihtiyacımız olan şey, slogan dindarlığı değil; şahitlik dindarlığıdır. Şekil değil, şahsiyettir. Gösteri değil, gayrettir. Kalabalık değil, karakterdir.
Ey Müslüman olduğunu söyleyen kardeşim,
Allah’ın dinini sadece kendi kimliğini süsleyen bir etiket haline getirme.
İslam, korkakların sığınacağı bir dekor değildir.
İslam, zalime göz kırpanların kullanacağı bir maske değildir.
İslam, güçlünün önünde eğilip zayıfa efelenme dini değildir.
İslam, hak dinidir. İslam, adalet dinidir. İslam, izzet dinidir. İslam, bedel ödemeyi göze alanların dinidir.
Bugün bize düşen, kendimizi kandırmayı bırakmaktır.
Herkes önce aynaya bakmalıdır. Hakikaten Allah için mi yaşıyoruz, Yoksa güç merkezlerini ürkütmeden dindar görünmeye mi çalışıyoruz?
Allah bizleri dili başka, kalbi başka, hayatı bambaşka olan münafıkça bir dindarlıktan muhafaza eylesin. Amin.
Allah bizlere, hakikati haykıran bir dil, zulme boyun eğmeyen bir yürek, mazlumun yanında duran bir ahlak nasip eylesin. Amin. (G. Dihkan)
Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ