14.yüzyılda yaşamış, Mukaddime adlı eseri ile Sosyoloji ve Tarih ilimlerindeki üstünlüğünü tüm dünyaya kanıtlamış büyük alim İbn-i Haldun, zamanın kişilere ve durumlara göre değişkenlik arz eden akış hızı hakkında şöyle söylüyor:

“Bekleyince yavaşlar,

Gecikince hızlanır,

Üzülünce can yakar,

Mutlu olunca kısalır,

Acı çekince bitmek bilmez,

Sıkılınca uzar.”

Zamanın insan hayatı üzerindeki etkisi tartışılmaz. Kanaatimce biz bu etkinin insanın lehine işlemesi için neler yapmamız gerektiği üzerinde önemle durmalı ve ondan azami şekilde istifade edebilmenin yollarını araştırmalıyız.

 

Çalışma yaşamı, iş stratejileri ve ekonomik dönüşüm konularında uzman olan Daniel H. Pink,  zamanı lehimize çevirmek için onun, en verimli bölümlerini tespit etmek konusunda uzun süren araştırmalar yapmış ve Mükemmel Zamanlamanın Bilimsel Sırlarını anlattığı  “NE ZAMAN” isimli kitabında, bu araştırma sonuçlarını paylaşmış. Kitapta  bazı sorulara 700 ü aşkın araştırmanın incelenmesi ile ortaya konmuş cevaplar var. Bu sorulardan birkaçı şöyle:

-Beynin çalışma prensipleri günün hangi saatlerinde hangi işleri yapmaya uygun?

-İş yaşamını ve öğrenmeyi daha verimli hale getirmek için zaman nasıl bir strateji ile kullanılmalı?

-İnsan hayatında başlangıçlar ve bitişler hangi yaş aralıklarında hangi nedenlerle oluşuyor ve zamanlamayla ilgili en doğru hayati kararlar nasıl alınabilir?

-Neden geçmişi düşünmek bizi belli bir yöne, geleceği düşünmekse başka yöne itiyor?

Hayatımızın sonu gelmeyen “ne zaman” kararlarından ibaret olduğu, zamanlamanın hem bir sanat hem bir bilim olduğu belirtilen kitapta, başta çalışanların, yöneticilerin, öğretmenlerin, öğrencilerin olmak üzere herkesin istifade edeceği tespitler ve öneriler var.

Öncelikle herkesin ideal zamanını belirlemesi gerektiği üzerinde ısrarla duruluyor. Kitap bu zamanı belirlemenize yardımcı olacak pratikler öneriyor. Önemli bir iş yaparken ideal zamanınızda olup olmadığınızı bilmeniz, ne zaman spor yapacağınızı, ne zaman fikir üreteceğinizi, üzerinde çalıştığınız projenizi ne zaman daha verimli uygulayacağınızı, en verimli toplantıyı ne zaman yapacağınızı bu ideal zamanlara göre programlamanız başarılı sonuçlar için çok önemli.

Yönetici ve İşverenlerin çalışanların ideal zamanlarını, eğitimcilerinde öğrencilerin ideal zamanlarını dikkate alması gerektiği, hangi derslerin sabah, hangi derslerin öğleden sonra yapılması gerektiğine kafa yormanın çok faydalı olacağı, öğrenmenin de ideal zamanları olduğu belirtiliyor.

Kitapta benim en çok ilgimi çeken sabah saatleri ile ilgili bölüm oldu. Yapılan bir araştırmada bazı ünlü ve başarılı bilim, sanat ve iş insanlarının hayatı ve çalışma saatleri araştırıldığında, çoğunluğunun sabahın erken saatlerinde en verimli çalışmalarını yaptıkları, en güzel eserlerini ürettikleri tespit edilmiş. Ve yine çoğunluğunun ortak noktası; sabah erken saatlerde genellikle doğal ortamlarda uzun yürüyüşler yapması ve sonrasında kahvaltı yapıp öğlene kadar çalışmaları. İlginç olan öğleden sonra tekrar uzun bir yürüyüşü de içeren bir mola veriyorlar ve sonrasında akşam yemeğine kadar çalışmaya devam ediyorlar. Bunlar Tarla Kuşu olarak sınıflandırılıyor. Bir de Gece Kuşu olanlar var. Onlar gündüz geç saatlere kadar uyuyan, gün içinde diğer faaliyetlerini yapıp gece çalışanlar. Az da olsa onların içinde de başarılı olanlar mevcut.

Bizim kültürümüzde ve inancımızda da erken yatmak ve erken kalmak çok önemlidir. Erken kalkan yol alır. Sabah saatleri bereketli saatlerdir. Hareket berekettir. Güneş doğarken uyumak sakıncalıdır. Esnafların dükkanlarını sabah erken açmasının gün içine yayılan bir berekete neden olduğu tecrübelerle kanıtlanmıştır.  Efendimiz bu konuyu bir hadis-i Şerifinde  “Sabahın erken saatlerinde başarı ve bereket vardır” şeklinde ifade etmiştir. Gündüzler çalışmak içindir, geceler istirahat için. “Akşam ezanında evde olmak” diye bir kavram vardı eskiden. Şimdi gece yarılarına kadar dışarda olmak revaçta. 

Zaman konusunun bizi ilgilendiren en önemli yanı “zamanımızın sınırlı” olması. Aziz Mahmut Hüdai‘nin dediği gibi Günler gelip geçmekteler/Kuşlar gibi uçmaktalar. Ömrünün sonuna gelenlere “Göz açıp kapayıncaya kadar geçti” dedirten bir hayat yaşıyoruz. Bu yüzden nasıl yaşadığımız ve sınırlı zamanımızı nasıl değerlendirdiğimiz çok önemli. Zülfü Livaneli, “Bir insan ömrünü neye vermeli/ Harcanıp gidiyor ömür dediğin” diye soruyor o güzel türküsünde.

Gelin bir daha gözden geçirelim yaşantımızı. Zamanımızı nasıl harcadığımıza bir bakalım. Ömrümüz beyhude geçmesin, harcanıp gitmesin. Güzel ve faydalı işler yapalım, dolu dolu yaşayalım hayatı. Arkasından hayırla yad edilen, dualarla anılan insanlardan olalım. Cennete benzetmeye çalışalım ki bu dünyamızı, inşallah sonrasında gideceğimiz yer de cennet olsun.