RABBİT HOLE-TAVŞAN DELİĞİ isimli 8 bölümlük mini bir dizi var. Bir kaç yıl önce konusu ilgimi çektiği için araştırayım bunu diyerek telefonumdan ekran fotoğrafı almışım. Almışım diyorum çünkü sonrasını hatırlamıyorum. Büyük bir olasılıkla internette araştırmaya başladığımda, çoğu zaman olduğu gibi karşıma çıkan başka tavşanların peşine düşerek başka tavşan deliklerine girip farklı farklı haberlere ve videolara dalmış olmalıyım. Sizin de başınıza gelmiştir, araştırdığınız bir konudan gayri ihtiyari bir şekilde karşınıza çıkan başka bir habere, oradan bir reklam nedeniyle yada bir video hatırlatması nedeni ile başka bir konuya ve veya konulara geçiş yapmışsınızdır. Hatta çoğu zaman başlangıç sebebinizi unutmuş bile olabilirsiniz. Shorts dedikleri kısa videolardan sadece bir tanesi ile yetinen çok azdır. O kısa videoların ardı ardına onlarcasını izleyip “yahu ben ne yapıyordum buraya nereden gelmiştim, ne arıyordum” diyenler çoğunluktadır.

İşte bu şekilde internetin ve sosyal medyanın insanları içine çekmesi de “Tavşan Deliği” olarak adlandırılıyor.

Bende yıllar sonra, geçen hafta eski resimlerden silmem gerekenleri belirlerken Rabbit Hole isimli Amerikan yapımı dizinin ekran resmi karşıma çıktı ve vardır bunda bir hayır diyerek diziyi izlemeye karar verdim. Ünlü oyuncuların yer aldığı, oldukça sürükleyici 8 bölümlük bu mini dizi ona ayırdığım zamana değdi diyebilirim. Çünkü insanların internet ve sosyal medya ile nasıl manipüle edildiğini, Youtube, Facebook, Instagram ve X gibi platformlardan insanların bilgileri alınıp Büyük Veri-Big Data olarak tanzim edilerek bir algoritma oluşturulduktan sonra, insanlara istedikleri düşünceyi aşılayıp nasıl yönlendirdiklerini çok iyi anlatıyor. Dizi tavsiye ettiğimi pek hatırlamıyorum fakat aksiyonu ve ters köşeleri çok olan bu diziyi konuya ilgi duyanların izlemesini tavsiye ediyorum.

Bir bölümde, ana karakterlerden biri Amerika’nın çıkarı için iç savaş ya da karışıklık çıkarttıkları ülkelerde bunu nasıl yaptıklarını açık açık ve gurur duyarak anlatıyor.

Dizinin kötü adamı ise, insanların verilerini kötü amaçları için kullanmak isteyen ve bunun için gereken yasayı senatodan geçirmek için her türlü kötülüğü işlemekten çekinmeyen çok ama çok zengin bir adam. Ekipleri ile birlikte şirket ajanlığı yaparak elde ettikleri verileri diğer şirketlere satan aynı zamanda dizinin baş karakterleri olan iki ortaktan birinin, diğerine önerdiği şu iş teklifi de çok ilginçti:

-Kişilerin davranışlarını ve seçimlerini en doğru bir şekilde tahmin eden bir algoritma onların sosyal medya platformlarında yaptıkları beğenilere göre bunu yapabiliyor. Evet böyle bir araştırma okudum. Araştırmaya göre kişinin yaptığı 10 beğeniden sonra algoritma onu, davranışları ve seçimleri konusunda iş yada oda arkadaşından daha iyi tanıyormuş, daha doğru tespit ve tahminlerde bulunuyormuş.. 150 beğeniden sonra ise bunu ailesinden ve akrabalarından daha iyi yapabiliyor. 300 beğeniden sonra ise kişiyi eşinden hatta kendinden bile daha iyi tanır hale geliyor, nasıl davranacağını ve seçiminin ne olacağını daha iyi tahmin edebiliyormuş. Bu büyük veri olayı artık her şeyin önüne geçecek. Biz de bu konuya el atmalı ve bir simülasyon oluşturarak her platformdan verileri buna dahil edebilir ve sonuçlarını işleyerek, politikacılara, işletmelere, kolluk kuvvetlerine ve hükümetlere çok büyük paralara satabiliriz. Çünkü bu Büyük Veri-Big Data ile insanların seçimlerini ve davranışlarını belirleyebilecekleri için istediğimiz rakamda paraları seve seve vereceklerdir.

Diziyi izledikten sonra yaptığım küçük bir incelemede böyle bir araştırmanın gerçekten de Standford Üniversitesi’nden Michael Kosinski tarafından yapıldığı bilgisine ulaştım. Dizide geçen konuşmadaki beğeni rakamları ve hangi rakamlardan sonra algoritmanın kişiyi kimden daha iyi tanıdığına yönelik bilgiler bu araştırmadan alınmış.

Kısaca tekrar etmek gerekirse, 10 kez beğeni butonuna bastığınızda algoritma sizi yakın arkadaşınızdan daha iyi tanıyabiliyor, 150 beğenide aileniz ve akrabalarınızdan, 300 beğenide eşinizden ve hatta kendinizden bile daha iyi tanıyabiliyor. Bu algoritmalar elbette ki seçimlerinizi ve davranışlarınızı büyük bir oran ile tahmin edebilir, belirleyebilir ve manipüle edebilir.

Bu konuya en iyi örnek 2016 Amerikan başkanlık seçimlerinde yaşanmıştır. Donald Trump’ın kampanyası özellikle Facebook’ta insanları karakterlerine göre profilleyerek onlara ilgilerini en çok çekecek ya da en çok nefret edecekleri içerikleri gösterir. Asla oy alamayacağını düşündükleri kişilerin karşısına seçimlerin ve demokrasinin boş bir çaba olduğunu anlatan videolar çıkarılır. Böylelikle Demokrat Parti’ye gidecek oyların bir kısmı engellenir.

Ayrıca diziden anlaşılıyor ki ülkemiz de bu manipülasyonlara maruz kalıyor. Takdir edersiniz ki ülkemizin karışması sadece Amerika’nın değil yedi düvelin işine gelecektir.

Umarım bu yazıyı buraya kadar okumayı başarmışsınızdır. Çünkü gerçek hayatta olsun, internette olsun bir konuya bir işe odaklanmamızı engelleyen yüzlerce “uyaran” a maruz kalıyoruz. Bu nedenle bu yazıyı okurken de, karşınıza bir tavşan çıkmış ve onun peşine düştüğünüz için bir tavşan deliğine girip kaybolmuş olabilirsiniz.

HÜSEYİN BURAK UÇAR