“…Eğer, herkesin yaptığı gibi böyle gelmiş, böyle gider diye düşünüyorsanız. Eğer, sadece maddi olarak zenginleşme ve dünyalık makam elde etme derdindeyseniz. Eğer kalbinizde Allah korkusu kalmadıysa ve “ateşten gömlek” giymek için size “her yol mübah” olduysa ölümü hatırlama vakti gelmiş demektir. Ölüm var ve dünyanın tüm makamları gelip geçici... Bugün anlamıyorsanız, ölünce anlarsınız… “ Bir önceki yazımda böyle bir paragraf vardı.

Kamuoyuyla paylaştığım fikirlerimi öncelikle kendi nefsime söylenmiş kabul edebilirsiniz. Kaide budur. Hakikatte kendi nefsini unutan kişinin dava adına başkasına söyleyecek sözü yoktur. Yıllardır aktif siyaset içinde değilim. Geçmişte siyaset yaptığımız dönemler ile günümüzün siyaset/politika anlayışı arasında büyük tezatlar var.

İstisnalar kaideyi bozmaz. Bizim mahallede bir zamanlar dava denilen kutsal mücadele can gibi azizdi. Dava denilen şey, İlâ’yı Kelimetullah değil artık. Gündelik siyasetin amacı Allah rızası olmaktan çıkıp, dünyevi hırsların cirit attığı pazaryerine döndü.

Üzülerek görüyorum ki siyaset yapanlar kendi varlıklarını başkalarının yokluğu üzerine kurguluyorlar… Adam kayırma, hizipçilik, particilik almış başını gidiyor. Adayların ehliyetinden ziyade teslimiyeti esas alınıyor… Partilerde ilk sorulan soru: “Bu adamı getirirsek sözümüzü dinler mi? Bu adama her istediğimizi yaptırabilir miyiz? İlim, irfan, ahlak, zerafet, derinlik, liyakat, ehliyet hak getire…

Hasbel kader partinin üst kademelerine gelmiş olanlar kendilerini “la yüsel” zannediyor. Beşer, hata yapar. Hiçbirimiz hatadan muaf değiliz… Netice de yapılan hatanın birileri tarafından hatırlatılması bize karşı yapılmış ihanet değildir. Başarının takdir edilmesi de güzelleme değildir. Dost acı söyler…

“Ya Ömer, hata yaparsan seni kılıcımızla düzeltiriz” diyen kişiye karşı Hz. Ömer (ra) teşekkür etmiş ve Allah’a hamd etmişti. Mihir miktarı konusunda itiraz eden kadına da: “Kadın doğru söyledi, Ömer yanıldı” diyecek kadar yüksek ahlak sahibiydi Hz. Ömer…

Genel Başkan Yardımcılığı, İl Başkanlığı seviyesinde yüksek makam sahiplerinin verdiği hatalı kararlarda, korkusuzca gerçeği ve hakikati söyleyen teşkilatçılar kalmadı artık. Çünkü güncel siyaset yapanlar, kahir ekseriyetle su kurnazları gibi “muteber partici” olma derdindeler. Teşkilat içinde itibarlı olmanın, muteber partici olmanın yolu üst makamda olana -hiçbir şekilde- muhalefet etmemekten geçiyor.   

Kendimize gelelim. Kime şirin görünmek istiyoruz? Riya ve kibirle yaptığımız her şeyden, Yalan ve entrikalarla elde ettiğimiz her makamdan hesaba çekileceğiz… Geçici makamların cazibesine ve dünyanın şöhretine aldanıp ölümü unuttuk sanki. Allah’ın razı olduğu kullardan olmak, Kur’ân okumak, Allah’ı zikretmek ve Allah’a ibadet etmek hayatımızın önceliği olmaktan çıktı…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük liderliği ve mücadelesiyle elde edilen yirmi yıllık iktidarın rehaveti AK Parti teşkilatlarını kuşatmış durumda. Yüksek ideallerle kurulan Ak Parti’nin Türkiye çapındaki il teşkilatlarının kendi içindeki kıyasıya ve kırıcı rekabet hayra alamet değil…

Futbol takımı tutan taraftarlar gibiyiz artık… Eski Türkiye’de RP Milletvekili Merve Kavakçı Hanımefendi, başındaki örtü sebebiyle “Bu hanıma haddini bildirin” denilerek TBMM’nden kovulmuştu. O dönemde ilkokula giden çocuklarıyla birlikte büyük zulme uğrayan Merve Hanım, (Allah ondan razı olsun) bizim için mukaddes bir davanın sembolüydü.

Davamız ve günümüz siyaset profilini kıyas edebilmek için yeni bir örneğe bakalım. AK Parti Sakarya Milletvekili Çiğdem Erdoğan Atabek, Ekrem Yüce’yi destekleyen Sakaryaspor taraftarlarına X’ten subliminal post/mesaj vermiş: “Şehrimizin en büyük markası, sevdamız Sakaryaspor’umuzun her zaman yanındayız. Gün yeşil siyah renklere gönül veren Sakaryalılar olarak, bütün bir şehir halinde kenetlenme günüdür. Futbolcularımız, taraftarımız ve yönetimimiz ile el ele vererek hak ettiğimiz şampiyonluğa ulaşacağız. İnanıyoruz, vazgeçmiyoruz” (Cümle yapısından dolayı özür dilerim. Açıklamayı olduğu gibi aldım)

Demek ki; futbol, Çiğdem Hanım’ın ilgisini çekiyor. Bir Hanımefendi olarak “oy kazanmak uğruna” stadyumlarda tribünlere oynamak kendi tercihidir, saygı duyarım. Lakin Tayyip Erdoğan’ın büyük hatırına AK Parti’yi 20 yıldır destekleyen biri olarak benim davam, Çiğdem Hanım’ın davasıyla aynı dava değil.  Bilinsin istedim.