Şimdiye kadar kolonistlere verilen mülkler küçüktü. Kapsamlı tarım yöntemleri, tarım ürünleri fiyatlarındaki düşüş ve kolonistlerin geniş aileleri göz önünde bulundurulduğunda, 5-10 hektarlık arazi, kolonistlerin ekonomik gelişimi için gerekli koşulları sağlamada yetersizdir. Bir bölgeye çok sayıda kırsal yarı-proleter yerleştirmektense, daha az sayıda kolonisti gelişimleri için daha iyi koşullarla yerleştirmek daha iyidir.

Bu durum da, güney ve kuzeyin kolonizasyonunda bugüne kadarki başarısızlığımızın bir diğer büyük nedeni olmuştur. Bu kadar zor koşullarda kolonizasyona bu denli uygun unsurlara diğer halklar arasında nadiren rastlanır. Kolonizasyon politikasında elde ettiğimiz o az sayıdaki başarı, ırkımızın bu kolonileştirme niteliklerinin bir sonucudur.

Sadece bizim köylümüz, çalılıklarla ve hiç işlenmemiş topraklarla karşı karşıya kaldığında, bir ortamdan diğerine kaydırıldığında bu kadar zor şartlarda hayatta kalabilirdi. Devlet ona sağlamakla yükümlü olduğu şeyleri verseydi neler yapamazdı ki.

10 Şubat 1865'te Prens Mihajlo Hükümeti, Sırbistan'a Yabancıların Yerleştirilmesi Hakkında Kanun'u ilan etti. Bu kanun uyarınca Sırp Hükümeti, komşu bölgelerden gelen fakir kolonistlere 3 jutra işlenebilir arazi ve 3 jutra işlenemez arazi, bir ev, bir çift öküz, bir araba, iki keçi veya koyun, bir domuz, gerekli iş aletleri ve nakit olarak 120 kuruş (grosh) verdi. (Jutra: Orta Avrupa'da genellikle 5.750 m² (yaklaşık 5.7 dönüm) civarında toprak büyüklüğü. Ç.n)

Bunun dışında, ilk hasada kadar onları idare edecek yiyecek mısır sağlandığı aşikârdır. Her iki aile için bir saban sağlandı. Bu menkul ve gayrimenkul varlıklar, 15 yıl boyunca satılma hakkı olmaksızın kolonizatörlerin kullanımına verildi. Bu sürenin sonunda onların mülkü haline geldi. İlk 5 yıl boyunca yerleşimciler her türlü devlet vergisinden muaf tutuldu. Nizami orduda genel zorunlu askeri hizmetten 10 yıl, halk milisindeki hizmetten ise 5 yıl muaf tutuldular. Her taraftan gelen yanıt öyle büyük oldu ki, birkaç ay içinde tüm yerler doldu ve savaştan sonraki birkaç yılda yapabildiğimizden daha fazla bölge kolonize edildi.

Eğer devlet 1918'den sonra kolonistler için bu elverişli koşulları yaratmış olsaydı, hem Voyvodina'daki hem de Güney Sırbistan'daki durumumuz bugünkü gibi olmazdı. Gelecekte başarı istiyorsak bu şekilde hareket etmeliyiz.

Arnavutların bu bölgelerden sürüldüğü 1878 sonrasındaki Toplica ve Kosanica'nın kolonizasyon yöntemi de derslerle doludur.

Bu bölgelerin kolonizasyon yöntemi 3 Ocak 1880 tarihli kanunla belirlenmiştir. Aynı yılın 3 Şubat günü Halk Meclisi, "toprak köylünündür" ilkesine göre tarım ilişkilerinin değiştirilmesine dair kanunu onayladı. Sırbistan, alınan topraklar için Türkiye'ye ödeme yapmak amacıyla ilk dış borcunu aramada tereddüt etmedi. Kolonizasyon sorunu için herhangi bir tarım reformu bakanlığı veya maliyetli bir mekanizma kurmadı, her şey basit ve pratik bir şekilde yapıldı. Polis organları toprağı işlemek isteyen herkese dağıttı.

Karadağ, Sjenica, Vranje, Kosova, İpek vb. yerlerden insanlar geldi ve 1878'den 30 yıl sonra, bir zamanlar adı kötüye çıkmış Arnavut bölgeleri olan Toplica ve Kosanica, 1912-1918 savaşlarında Sırbistan'a en seçkin alayı, "Demir İkinci Alay"ı verdi.

O savaşlarda Toplica ve Kosanica, Sırbistan'ın onların yeniden yerleştirilmesi için harcadığı o on milyonlarca dinarı oğullarının kanıyla fazlasıyla geri ödedi. Devletimiz ancak bu örneği takip ederek, ne para ne de kan esirgemeden ne gerektiğini bilerek Kosova ve Metohija'da yeni bir Toplica yaratabilir.

Dolayısıyla, kolonistlerin bulundukları yerde kalmalarını istiyorsak, birkaç yıl içinde tüm geçim araçlarını edinmelerini garanti altına almalıyız.

Yerinden edilmiş Arnavutların evleri ve mülkleri üzerinden yapılacak her türlü spekülasyonu acımasızca yasaklamalıyız. Devlet, transfer edilen insanların menkul ve gayrimenkul varlıkları üzerinde sınırsız tasarruf hakkını kendinde saklı tutmalı ve Arnavutların gidişinden hemen sonra kendi kolonistlerini oraya yerleştirmelidir.

Bu yapılmalıdır, çünkü bütün bir köyün aynı anda ayrılması nadiren gerçekleşir. Bu köylere ilk yerleştirilecek olanlar, kibirli, fevri ve acımasız insanlar olarak geride kalan Arnavutları davranışlarıyla kaçıracak olan Karadağlılar olmalı ve ardından diğer bölgelerden kolonistler getirilebilir.

Bu çalışma sadece Güney Sırbistan'ın kolonizasyonu sorunu ile ilgilenmektedir.

Voyvodina sorunu, özellikle Backa'daki Macar üçgeni (Senta-Kula-Backa Topola) bizim için daha az önemli değildir. Voyvodina'daki bu üçgeni yok etmek, Şar Dağı civarındaki Arnavut bloğunu yok etmekle eş değerdir.

Büyük mülklerin bölünmesinin ardından, bugün Voyvodina'nın Sırp ve Alman orta köylüsünün üzerinde büyük bir yük olan on binlerce Macar tarım işçisi kalmıştır. Bu Macar ve hatta Alman tarım işçilerinin ve küçük mülk sahiplerinin bir kısmı güneye gönderilmelidir; çünkü Macaristan sınırındaki Backa'da bir tehlike temsil etmektedirler, dahası Backa'daki Sırplar nüfusun sadece yüzde 25'ini oluşturmaktadır.

Güney Sırbistan'da, mülklerini Arnavutluk'a karşı savunarak kitlelerimizle bütünleşecek iyi vatandaşlar olacaklar ve daha da önemlisi, köylülerimizden daha ilerici ve daha yüksek bir kültürel seviyede olduklarından, toprağın ileri yöntemlerle işlenmesine dair bir örnek sunacaklardır.

Voyvodina Sırplarının kolonizasyon için güneye gönderilmemesi gerektiğini özellikle vurguluyoruz. Voyvodina'da kolonizasyon için hala toprak vardır, bu yüzden onlara orada toprak verilmelidir.

Ayrıca, 1928-1929 döneminde Voyvodina'daki Macarlar ve Almanlar arasında Güney Sırbistan'a taşınma yönünde yaygın bir hareket olduğunu, ancak sorunları bilmeyen belirsiz kamuoyumuzun bu harekete karşı çıktığını ve onu filizlenirken ezdiğini de vurguluyoruz.

Bu yöndeki başka bir girişim engellenmeli ve kamuoyumuz Voyvodina'dan, özellikle de Backa'dan Macarların ve Almanların güneye doğru olan hareketini desteklemek üzere yönlendirilmelidir.

KOLONİZASYON MEKANİZMASI

Tartışılan konunun çözümü için, tüm bu işi yönetecek bir mekanizmanın varlığı özel bir önem taşımaktadır.

Şimdiye kadar kolonizasyon politikamızı uygulayan mekanizmanın kötü çalışması bugüne kadarki başarısızlığımızın büyük bir kısmının nedenidir. Gelecekte bundan kaçınmak için bir yeniden yapılanma gerçekleştirilmelidir.

Başka hiçbir mesele, uygulanmasında kolonizasyon kadar süreklilik talep etmez. Kuzeyde ve güneyde kolonizasyonumuzun başarısız olmasının ana nedenlerinden birinin, her hükümetle birlikte değişen politika ve tutarsız çalışmalar olduğunu belirtmiştik. Gelecekte bundan kaçınılacaksa, kolonizasyon Genelkurmay Başkanlığı'na emanet edilmelidir. Neden?

Sadece savunma gerekçesiyle. Ordumuz, sınır boylarına, özellikle de en hassas sektörlere kendi unsurumuzu yerleştirmekle ilgilenmektedir. Bu amaca yönelik olarak, sınırları mümkün olan en sağlam kolonizasyonla güvence altına almak için elinden geleni yapacaktır. Genelkurmay, ulusal çıkarlarımızın savunulması için birincil kurum olarak, tüm kolonizasyon politikamıza büyük katkı sağlayabilir. Genelkurmay, kolonizasyon politikasının uygulanmasını, bunu kişisel çıkarları için kullanmak isteyenlerin özel müdahalelerinden ve her türlü dış etkiden nasıl koruyacağını bilecektir. Diğer bir önemli husus da Genelkurmay'ın sorumlu organları meselenin önemine ikna etmesinin ve etkili kararlar almalarını sağlamasının daha kolay olacağıdır.

Halk Meclisi ona daha fazla güvenecek ve gerekli kredileri başkalarına nazaran ona daha kolay tahsis edecektir. Genelkurmay, tüm çalışmaları bir Devlet Kolonizasyon Konseyi aracılığıyla yönlendirecektir.

Bu konsey tamamen bağımsız olacak, ancak doğrudan Genelkurmay Başkanı'nın kontrolü altında bulunacak ve kolonizasyonumuzun tüm organlarını kendi kontrolü altında tutacaktır.

İlgili birkaç bakanlığın, ulusal birliklerin, teknik organların ve bilimsel kurumların temsilcileri bu konseye dâhil edilmelidir.

Kolonizasyon politikamızın en büyük hatası, eğitim almamış ve beceriksiz bürokrasinin bu işte ana söz sahibi olması ve sorunları derinlemesine incelemeden, her seferinde küçük bir parçasını ele almasıydı. Macaristan'dan gelen gönüllülerimizin Ovce Polje, Kadrifikovo'daki kolonizasyonunu veya Demir Kapı civarına yerleşen İstirya ve Gorica göçmenlerini hatırlayalım. Bu durum, devlet gücünün, özel girişimin ve bilimsel kurumların kolonizasyon politikamızla yakından ilişkilendirilmesini gerektirir.

Özel girişim birçok yönde faaliyet gösterebilir. Narodna Odbrana (Halk Savunması), Sokol örgütleri, Çetnik Dernekleri vb. devletin dâhil olmasının uygun olduğu durumlarda Arnavutlara karşı eylemler üstlenebilir.

Agronomlar, doktorlar, mühendisler dernekleri ve kooperatifler vb. teknik kurulları aracılığıyla kolonizasyon sürecimiz sırasında ortaya çıkan birçok sorunun çözümüne çok iyi yardımcı olabilirler. Saraybosna'daki Prosveta, Novi Sad'daki Matica Srpska, Belgrad'daki Sveti Sava dernekleri gibi kültürel derneklerin de bu soruyla bağlantılı olarak kendi görevleri vardır.

Şüphesiz, yüksek bilimsel kurumlarımız eski saygınlıklarını kaybetmeye başlamışlardır. Bunun temel nedeni, Üniversite ve Bilim Akademisi'nin gerçek hayattan giderek daha fazla uzaklaşması ve bizimki gibi nispeten geri kalmış bir ülkede sahip oldukları başlıca görevi ihmal etmeleridir. Bu görev, 20. yüzyılın bilimsel başarılarının uygulanmasının yollarını açmaktır.

Sorunlar çözüme kavuşturulmadan önce yetkin bilim insanları tarafından önceden ciddi ve tarafsız bir şekilde incelenmiş olsaydı, bu ülkede milyarlarca tasarruf edilir, kolonizasyon politikamız da dâhil olmak üzere devlet politikamızda birçok hatadan kaçınılırdı. Kolonizasyon politikamız, uzmanların ve bilim insanlarının görüşleri önceden alınmış olsaydı, daha ciddi bir yaklaşım, daha büyük bir süreklilik ve etkili bir uygulama kazanırdı.

İlk etapta, Kraliyet Sırp Bilim Akademisi ve Belgrad Üniversitesi, ülkemizdeki tüm kolonizasyon sorununun kapsamlı bir bilimsel çalışmasını organize etmek için inisiyatif almalıdır. Bu birçok nedenden ötürü mümkün olacaktır. Üniversitede ülkemizdeki kolonizasyonla ilgili her konuda uzmanlarımız bulunmaktadır. Üniversitedeki hocalar ve akademisyenler bağımsız çalışanlardır, dış siyasi etkilere daha az maruz kalırlar. Bu tür çalışmalarda zaten iyi bir deneyime sahiptirler ve bilimsel faaliyetleri objektifliğin garantisidir. Bu nedenle, görevi kolonizasyon çalışması yürütmek olacak bir kolonizasyon enstitüsü kurmak için inisiyatif almalıdırlar.

Devlet ise kendi payına, şimdiye kadar bu sorunla ilgilenmiş olan tüm kurumları birkaç bakanlıktan ayırmalı ve özel bir kurum olan "Kolonizasyon Müfettişliği Ofisi"ni kurmalıdır. Kolonizasyon Müfettişliği Ofisi, Savaş Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Başbakanın teklifi üzerine kararnameyle atanan Genel Müfettiş tarafından yönetilecektir.

Kolonizasyon enstitüsündeki ve Kolonizasyon Müfettişliği Ofisi'ndeki tüm çalışmalar, Devlet Konseyi'nin emirleri doğrultusunda ve denetimi altında yürütülecek, Genel Müfettiş ise Genelkurmay Başkanı'na karşı sorumlu olacaktır.

Kolonizasyon enstitüsü şu bölümlere ayrılacaktır: 1) Organizasyon 2) Eğitim ve kültür 3) Finans 4) Tarım 5) İnşaat 6) Hijyen vb. Bilimsel kültürel-eğitim dernekleriyle mutabakat halinde, bölümler kolonizasyon sorunlarını inceleyecek ve direktifler hazırlayacak, böylece kolonizasyon politikamıza kararlar alınması için sağlam, bilimsel olarak işlenmiş materyaller sağlayacaktır.

Bu enstitünün başında, adı geçen bakanlıkların, üniversitenin, Bilim Akademisi'nin ve bu konseye seçilecek veya atanacak olan özel, ulusal ve eğitim-kültür kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan Devlet Konseyi'nden insanlar bulunacaktır. Bu durumda, sadece onur olsun diye insan getirmemeye, bu büyük işe kendini adamış ve onu seven adamları getirmeye özen gösterilmelidir. Enstitünün başkanları ve çalışanları yarışma (sınav) yoluyla seçilmelidir. Enstitü, kolonizasyon politikasının uygulanması için Kolonizasyon Müfettişliği Ofisi'ne bilimsel olarak işlenmiş materyaller sağlayacaktır.

Bazı temel sorular üzerinde Kolonizasyon Müfettişliği Ofisi ile enstitü arasında görüş ayrılıkları olması durumunda, Genelkurmay Başkanı belirleyici söz hakkına sahip olacaktır.

Kolonizasyon Müfettişliği Ofisi'nin sahada, devlet tarafından istihdam edilip edilmediklerine bakılmaksızın, bu iş için coşkuları ve hazır olmaları nedeniyle seçilmiş insanlardan oluşan yürütme organları olmalıdır. Dolayısıyla bunlar muhtemelen yarışma yoluyla seçilmeli ve Genelkurmay Başkanı'nın teklifi üzerine atanmalı; çalışmaları konusunda ise Kolonizasyon Müfettişliği Ofisi ve organları bürokratik formalitelerden mümkün olduğunca kaçınmalı, akıllarında sadece tek bir şey tutmalıdır: Arnavutların mümkün olan en kısa sürede uzaklaştırılması ve kolonistlerimizin yerleştirilmesi.

Polis mekanizması bu meselede çok önemli bir rol oynayacaktır. Bu nedenle en enerjik ve dürüst subayları seçip oraya göndermek gereklidir. Bunların nakli Genelkurmay Başkanı'nın onayı ile yapılmalı ve böylesine zor bir iş için kendilerine gizli ödeneklerden ödeme yapılmalıdır. En ufak bir ihlalde bulunan her birine karşı sert önlemler alınmalıdır.

Bahsi geçen 18 idari bölgenin tüm bölgesi için, devlet kolonizasyon müfettişinin emirlerini yerine getirecek özel bir komiser atanmalıdır. Bölge valilerine (kaymakamlara) iş için özel geniş yetkiler ve ilgili talimatlar verilmelidir.

Siyasi partilerimize, bu bölgelerde seçimlerde partiler arası rekabetin kesinlikle yasak olduğu ve milletvekillerinin Arnavutlar lehine her türlü müdahalesinin kategorik olarak menedildiği kısaca söylenmelidir.

Devlet Enstitüsü ve Kolonizasyon Müfettişliği Ofisi, Arnavutların uzaklaştırılmasının organize edilmesinin ve göçmenlerimizin yerleştirilmesinin teknik ayrıntılarını çalışacaktır.

Bu iki resmi kurumun yanı sıra, mevcut derneklere dayanacak ve kolonizasyon politikamızın özel girişim yoluyla uygulanmasına yardımcı olma görevine sahip olacak başka bir özel kuruluşun kurulması belki de kötü olmazdı. Kültürel-Eğitim Dernekleri Birliği'nin bu işi üstlenmesi en iyisi olurdu. Özel derneklerin çalışmalarını devletin kolonizasyon politikasıyla koordine etmekle ilgilenecek ve bunlarla Kolonizasyon Enstitüsü arasındaki bağı kolaylaştıracaktır.

MADDİ ARAÇLAR

Kolonizasyon politikamız başarısızlığı nedeniyle ne zaman eleştirilse, savunucuları kendilerini her zaman devletin bu iş için tahsis ettiği yetersiz mali araçlarla mazur göstermişlerdir.

Bir dereceye kadar öyle olduğunu inkâr etmiyoruz, ancak ülkemizde bu mekanizmanın sürdürülmesine ve onun rasyonel olmayan çalışmalarına, kolonizasyonun kendisine harcanandan daha fazlasının harcandığı kabul edilmelidir. Yine de, eğer devlet gereken kadarını sağlamadıysa, anlaşılmalıdır ki gerekli olan ulusal bölgelerin elde tutulmasını sağlamak, bu bölgeleri kendi ulusal unsuruyla kolonize etmek her devletin birincil çıkarları arasında yer almalıdır. Diğer tüm taahhütler bu görev ve bu taahhütten sonra gelir. Bu sorunlar için para bulunabilir ve bulunmalıdır.

Toplica ve Kosanica'nın kolonizasyonu sırasında Sırbistan örneğinden ve bundan elde ettiği faydalardan daha önce bahsetmiştik.

Küçük Sırp Krallığı büyük mali fedakârlıklar yapmaktan çekinmediğinde, hatta özgür ve bağımsız bir Krallık olarak kolonizasyon için ilk borcunu aramada tereddüt etmediğinde, bugünkü Yugoslavya'mızın böyle bir şeyi yapmaktan aciz olduğu söylenebilir mi?

Bunu yapabilir ve yapmalıdır; bunu yapacak araçlardan yoksun olduğu doğru değildir. 200.000 Arnavut'u nakletmenin ve o kadar sayıda göçmenimizi yerleştirmenin devletimize yaklaşık ne kadara mal olacağını hesaplayalım. Ortalama bir aileyi 5 üye olarak kabul edersek, 40.000 Arnavut ailesinin yeniden yerleştirilmesi, aile başına ortalama 15.000 dinar hesabıyla toplam 600 milyon dinara mal olacaktır.

Bizim 40.000 ailemizin yerleştirilmesi için yapılacak kolonizasyon harcamaları toplam 200 milyon dinara ulaşabilir. Her halükarda tüm bu iş 800 milyon dinardan fazlasına mal olmayacaktır. Bunun nedeni şudur:

1. Göç ettirilen Arnavutlar sadece topraklarını değil, evlerini ve aletlerini de bırakacaklardır. Böylece, yerleşimcilerimizin ezici çoğunluğu sadece Arnavutların evlerine yerleşmekle kalmayacak, aynı zamanda canlı hayvan ve yiyecek konusunda biraz yardımla kendilerini ekonomik olarak toparlayacak ve bağımsız hale geleceklerdir. Bu nedenle, Arnavutların bıraktığı mallar üzerinde özel spekülasyonlara hiçbir şekilde izin verilmemesi gerektiğini, aksine devletin bunları alıp yerleşimcilere vermesi gerektiğini burada da vurguluyoruz.

2. Yeni kolonilerin kurulması sırasında, Sremska-Raca'nın inşasında ve güneydeki 1931 depreminde yıkılan köylerin yeniden inşasında olduğu gibi, gerektiğinde askeri kuvvetler kullanılmalıdır. Bu amaçla orduya, tıpkı Bulgaristan'da Stambolisky'nin Trudova Pronist'i ve Almanya'da Hitler'in Arbeitsdienst'i yarattığı gibi, yedekleri çağırarak veya askeri hizmet süresini uzatarak kamu projeleri için bir tür zorunlu çalışma hizmeti yaratma hakkı ve imkânı verilmelidir.

Devamı yarın...

Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi