Onlarla başa çıkmanın tek yolu ve tek aracı, onlara karşı her zaman üstün olduğumuz örgütlü bir devletin kaba kuvvetidir.

Bugün müze olarak korunan Âdem Jashari ve ailesiyle birlikte 60 kişinin öldürüldüğü ev. Cubrilovic’in bahsettiği Sırp Devleti kaba kuvvetini gösteren delil.

Adem Jashari Memorial Complex in Prekaz, Kosovo, with the house in which Adem Jashari and more than 60 other people were murdered in the Attack on Prekaz (1998)

Eğer 1912'den beri onlara karşı yürüttüğümüz mücadelede başarılı olamadıysak, bu gücü gerektiği gibi kullanmadığımız için suçlu biziz.

Arnavutların bizim lehimize herhangi bir ulusal asimilasyonundan bahsetmek mümkün değildir. Aksine, arkalarını Arnavutluk'a dayadıkları için ulusal bilinçleri uyanmaktadır ve eğer onlarla doğru zamanda hesaplaşmazsak, 20-30 yıl içinde, belirtileri şimdiden görülen ve kaçınılmaz olarak tüm güney topraklarımızı tehlikeye atacak korkunç bir İrredantizmle baş etmek zorunda kalacağız.

KOLONİZASYONUN ULUSLARARASI BOYUTU

Arnavutların kademeli kolonizasyonumuz yoluyla yavaş yavaş yerlerinden edilmesinin etkisiz olduğu varsayımından hareket edersek, geriye tek bir yol kalıyor: onların kitlesel olarak yeniden yerleştirilmesi. Bu durumda iki devleti dikkate almalıyız: Arnavutluk ve Türkiye.

Seyrek nüfusu, kurutulmamış birçok bataklığı ve işlenmemiş nehir vadileriyle Arnavutluk, ülkemizden birkaç yüz bin Arnavutu kabul edebilecek durumdadır.

Anadolu ve Kürdistan'daki (Güneydoğu Anadolu’yu kast ediyor. Ç.N) geniş, insansız ve işlenmemiş topraklarıyla modern Türkiye, iç kolonizasyon için neredeyse sınırsız olanaklara sahiptir.

Ancak, Kemal Atatürk'ün tüm çabalarına rağmen Türkler, Rumların Anadolu'dan Yunanistan'a ve bazı Kürtlerin İran'a gönderilmesi sonucu oluşan boşluğu henüz doldurabilmiş değillerdir. Dolayısıyla yerinden edilen Arnavutların büyük kısmının oraya gönderilmesi en büyük olasılıktır.

İlk olarak, kendimizi yalnızca Ankara Hükümeti ile diplomatik adımlarla sınırlamamamız, yerinden edilmiş insanların bir kısmını kabul etmesi için Tiran'ı ikna etmek üzere tüm araçları kullanmamız gerektiğini vurguluyoruz. Bunun Tiran'da zorluklarla karşılaşacağına inanıyorum, çünkü İtalya bu süreci engellemeye çalışacaktır.

Ancak Tiran'da para büyük rol oynar. Bu konuyla ilgili görüşmelerde, Arnavutluk Hükümetine bu sorunun nihai çözümü için hiçbir şeyden kaçınmayacağımız söylenmeli, aynı zamanda kendilerine üzerinde hiçbir kontrol uygulanmayacak kolonizasyon sübvansiyonlarından bahsedilmelidir. Nihayetinde gizli kanallar aracılığıyla, Tiran'daki ileri gelenler maddi kazanç yoluyla bu işe karşı çıkmamaya ikna edilebilirler.

Duyduğumuza göre Türkiye, başlangıçta yerinden edilmiş insanlardan yaklaşık 200.000 kişiyi, Arnavut olmaları şartıyla kabul etmeyi kabul etmiştir ki bu bizim için son derece avantajlıdır. Türkiye'nin bu arzusunu memnuniyetle yerine getirmeli ve Arnavut nüfusunun yeniden yerleştirilmesine ilişkin bir sözleşmeyi mümkün olan en kısa sürede imzalamalıyız. (Nitekim söz konusu göçmenlik anlaşması 1953 yılında Yugoslavya ile Türkiye arasında imzalandı. Ç.n.)

Arnavut nüfusunun yeniden yerleştirilmesiyle bağlantılı olarak, Türkiye'nin son zamanlarda bu konularda Yunanistan, Romanya ve Bulgaristan ile imzaladığı sözleşmeleri incelemeliyiz.

İki şeye dikkat edilmelidir: Türkiye mümkün olan en büyük kontenjanı kabul etmeli, finansal açıdan kendilerine özellikle ulaşım organizasyonu konusunda maksimum yardım sağlanmalıdır. Bu nakliyatın (vatanlarından edilen Türk, Arnavut ve Boşnak göçmenlerin Anadolu’ya taşınması. Ç.n) mümkün olan en kısa sürede organize edilmesi sağlanmalıdır.

Şüphesiz bu sorun, bu tür durumlarda kaçınılmaz olan bazı uluslararası endişelere yol açacaktır. Son yüz yıldır Balkanlar'da ne zaman bu tür eylemler gerçekleşse, kendi çıkarlarına uymadığı için protesto eden bir güç her zaman çıkmıştır. Mevcut durumda Arnavutluk ve İtalya bazı protestolarda bulunabilir.

Arnavutluk'a gelince, bu sorun üzerinde onlarla bir sözleşme imzalanması için girişimlerde bulunulması gerektiğini zaten belirtmiştik. Eğer bunu başaramazsak, en azından Arnavutların Türkiye'ye gönderilmesi meselesinde sessiz kalmasını sağlamalıyız. Tekrar ediyoruz, Tiran'da ustaca yürütülecek faaliyetler ve doğru kullanılan para bu meselede belirleyici olabilir.

Dünya kamuoyu, özellikle İtalya tarafından finanse edilen kesimler, biraz huzursuz olacaktır. Yine de dünya bundan çok daha kötü şeylere alışmıştır ve günlük sorunlarla o kadar meşguldür ki bu husus bir endişe kaynağı olmamalıdır. Almanya'nın on binlerce Yahudi'yi sınır dışı edebildiği, Rusya'nın milyonlarca insanı kıtanın bir ucundan diğerine kaydırabildiği bir dönemde, birkaç yüz bin Arnavut'un yerinin değiştirilmesi bir dünya savaşının çıkmasına yol açmayacaktır.

Ancak karar vericiler ne istediklerini bilmeli ve olası uluslararası engellere bakılmaksızın bunu başarmada ısrarcı olmalıdırlar.

İtalya şüphesiz daha fazla zorluk çıkaracaktır, ancak şu anda Habeşistan ve Avusturya ile ilgili kendi sorunlarıyla son derece meşguldür ve muhalefetinde çok ileri gitmeye cesaret edemeyecektir.

Doğruyu söylemek gerekirse en büyük tehlike, büyük müttefiklerimiz Fransa ve İngiltere'nin müdahale etmesi olasılığında yatmaktadır. Onlara, kendi çıkarlarına da olan Morava-Vardar hattının güvenliğinin –ki bu durum son büyük savaşta da teyit edilmiştir– hem onlar hem de bizim için ancak Şar Dağı ve Kosova civarındaki bölgelere etnik açıdan tamamen hâkim olduğumuzda daha güvenli hale geleceği şeklinde soğukkanlı ve kararlı bir cevap verilmelidir.

TAHLİYE YÖNTEMİ

Daha önce de vurguladığımız gibi, Arnavutların kendi üçgenlerinden kitlesel olarak çıkarılması bizim için tek etkili yoldur. (Kosova, Makedonya, Presheva ve Sancak’taki Arnavutlar. Ç.n)

Bir nüfusun yerini değiştirmeyi gerçekleştirmek için ilk ön şart, uygun bir psikolojinin yaratılmasıdır. Bu birçok yolla elde edilebilir. Müslüman kitlelerin genel olarak, özellikle dinden çok kolay etkilendikleri, batıl inançlara sahip ve fanatik oldukları bilinmektedir.

Bu nedenle, her şeyden önce Arnavutların yer değiştirmesini desteklemeleri için parayla veya tehditlerle onların din adamlarını ve nüfuz sahibi kişilerini kazanmalıyız. Bu sürgünü savunacak propagandacılar, eğer sağlayacaksa özellikle Türkiye'den mümkün olan en kısa sürede bulunmalıdır. Türkiye'deki yeni toprakların güzelliklerini, oradaki kolay ve rahat yaşamı anlatmalı, kitleler arasında dini fanatizmi körüklemeli ve Türk devletine karşı gurur uyandırmalıdırlar.

Basınımız, Türklerin Dobruca'dan nazikçe çıkarılmasını ve yeni bölgelerine ne kadar iyi yerleştiklerini anlatarak muazzam bir yardımda bulunabilir. Bu açıklamalar, buradaki Arnavut kitleleri arasında göç etmek için gerekli eğilimi yaratacaktır.

Diğer bir araç ise devlet mekanizması tarafından uygulanacak baskı olacaktır. Arnavutlar için kalmayı katlanılmaz kılmak adına kanunlar harfiyen uygulanmalıdır: para ve hapis cezaları; kaçakçılığın önlenmesi, ormanların kesilmesi, tarıma zarar verilmesi, köpeklerin başıboş bırakılması, zorunlu çalışma ve deneyimli bir polis gücünün icat edebileceği diğer her türlü tedbire ilişkin tüm polis kurallarının acımasızca uygulanması.

Ekonomik tedbirler: Eski tapuların tanınmaması, arazi sicili çalışmalarının derhal vergilerin acımasızca toplanması, tüm özel ve kamu borçlarının ödenmesini içermesi, tüm devlet ve belediye otlaklarına el konulması, imtiyazların iptal edilmesi, meslek icra etme izinlerinin geri alınması, devlet, özel ve belediye dairelerindeki işlerden çıkarılma vb. önlemler onların ayrılma sürecini hızlandıracaktır.

Sağlık tedbirleri: Evlerin içinde bile tüm kuralların gaddarca uygulanması, evlerin etrafındaki çevre duvarlarının ve yüksek çitlerin yıkılması, pazarda canlı hayvan satışını engellemekle sonuçlanacak veteriner tedbirlerinin titizlikle uygulanması vb. de etkili ve pratik bir şekilde uygulanabilir.

Din söz konusu olduğunda Arnavutlar çok hassastır, bu yüzden bu konuda da rahatsız edilmelidirler. Bu durum din adamlarına kötü muamele edilmesi, mezarlıklarının tahrip edilmesi, çok eşliliğin yasaklanması ve özellikle kız çocuklarının nerede olurlarsa olsunlar ilkokula gitmelerini zorunlu kılan kanunun tavizsiz bir şekilde uygulanmasıyla başarılabilir.

Özel girişimler de bu yönde büyük katkı sağlayabilir. Kolonistlerimize gerektiğinde silah dağıtmalıyız. Eski Çetnik eylemleri biçimleri organize edilmeli ve gizlice desteklenmelidir. (Çetnik: Irkçı Sırp Paramiliter Askerler. Ç.n)

Özellikle Metohija'da (Kosova’nın Dukhagjin Bölgesi. Ç.n) Arnavutlarla büyük çaplı bir çatışma yaratmak amacıyla, dağ otlaklarından bir Karadağlı akını başlatılmalıdır. Bu çatışma bizim güvenilir insanlarımız aracılığıyla hazırlanmalıdır.

Çatışma teşvik edilmelidir ve bu daha kolay yapılabilir çünkü aslında Arnavutlar isyan etmiştir; tüm mesele klanlar arası bir çatışma olarak sunulmalı ve gerekirse ekonomik nedenlere bağlanmalıdır. Son olarak, yerel ayaklanmalar kışkırtılabilir. Bunlar en etkili araçlarla kanlı bir şekilde bastırılacaktır ancak bu iş ordu yerine Karadağ klanlarından gelen kolonistler ve Çetnikler tarafından yapılmalıdır.

Sırbistan'ın 1878'den sonra büyük bir pratik etkiyle uyguladığı bir araç daha kalıyor: Arnavut köylerini ve şehir mahallelerini gizlice yakmak.

SÜRGÜNÜN ORGANİZASYONU

Ekli haritadan hangi bölgelerin temizlenmesi gerektiği açıkça görülmektedir. Bu bölgeler şunlardır: Yukarı Debre, Aşağı Polog, Yukarı Polog, Şar Dağı, Drenica, İpek (Pec), İstog, Vuçıtırın (Vushtrri), Stavica, Lab, Gracanica, Nerodimlje (Neurodimje), Đakovica (Jakova), Podgor, Gora, Podrimlje (Podrimje), Gilan ve Kaçanik.

Birlikte Arnavut kamasını oluşturan bu bölgeler arasında şu anda bizim için en önemli olanlar şunlardır: Şar Dağı'nın kuzeyindeki İpek, Đakovica, Podrimja, Gora, Podgor, Şar, İstok ve Drenica ile güneydeki Yukarı Debre, iki Polog ve Şar Dağı'dır. Buralar ne pahasına olursa olsun Arnavutlardan temizlenmesi gereken sınır bölgeleridir.

Kaçanik, Gilan, Nerodimlje, Gracanica gibi iç bölgeler, Lab, Vıçıtırın vb. mümkünse zayıflatılmalı. Özellikle Kaçanik ve Lab zayıflatılmalı. Diğerleri ise onlarca yıllık bir süre boyunca kademeli ve sistematik olarak kolonize edilmelidir.

Eğer sınır bölgelerini Arnavutlardan temizlemek istiyorsak, yukarıda belirtilen araçlar ilk olarak bu bölgelerde kullanılmalıdır. Yeniden yerleşim sırasında şunlar akılda tutulmalıdır:

Yeniden yerleşim ilk etapta köylerde başlamalı, ardından kasabalara geçmelidir. Kompakt oldukları için köyler daha tehlikelidir. Ardından, sadece yoksulların uzaklaştırılması hatasından kaçınılmalıdır: orta ve zengin tabakalar her ulusun belkemiğini oluşturur, bu nedenle onlar da zulme uğramalı ve sürülmelidir. Ekonomik olarak bağımsız soydaşlarının desteğinden yoksun kalan yoksullar daha çabuk boyun eğerler.

Bu soru büyük önem taşımaktadır ve bunu özellikle vurguluyorum çünkü güneydeki kolonizasyonumuzun başarısız olmasının ana nedenlerinden biri, yoksulların sürülmesi zenginlerin ise kalmasıydı; böylece bir adım bile ilerleyemedik çünkü kolonistlerimizin yerleşimi için çok az toprak kazanabildik.

Yeniden yerleşim için psikoz yaratılması sırasında, tüm köyleri veya en azından tüm aileleri göndermek için mümkün olan her şey yapılmalıdır. Ailenin bir kısmının göç etmesi, diğerlerinin ise geride kalması durumu ne pahasına olursa olsun engellenmelidir. Devletimiz Arnavutların hayatını kolaylaştırmak için değil, onlardan mümkün olduğunca çoğundan kurtulmak için milyonlar harcayacaktır. Bu nedenle, göç eden Arnavutların topraklarının geride kalanlar tarafından satın alınması kesinlikle yasaklanmalıdır.

Bireylerin ve tüm köylerin göç etmesi, yer değiştirme süreci sırasında işlerinin kolaylaştırılmasını istiyorlarsa bu soruyla ilişkilendirilmelidir. Göç etmeyi kabul ettiklerinde, onlara her türlü yardım yapılmalıdır. İdari prosedür basitleştirilmeli, mülklerinin bedeli olay yerinde ödenmeli, seyahat belgeleri en ufak bir formalite olmadan düzenlenmeli ve en yakın tren istasyonuna ulaşmalarına yardımcı olunmalıdır. Selanik'e kadar onlar için trenler hazır bulundurulmalı ve oradan da derhal Asya'ya gemiyle gönderilmelidirler.

Yolculuğun kolay, rahat ve ucuz olması son derece önemlidir. Mümkünse trenle seyahat ücretsiz olmalı ve kendilerine yiyecek yardımı yapılmalıdır; çünkü büyük kitlelerin göç edip etmeyeceği büyük ölçüde buna bağlıdır. Yolculuktaki zorlukların korkusu, onların taşınmasının önünde büyük bir engel olacaktır. Bu nedenle yolculukla ilgili tüm sorunlar hızlı ve enerjik bir şekilde çözülerek bununla mücadele edilmelidir. Sıradan insanlar yollarını bulmakta zorlandıklarından, yolculukta mümkün olduğunca az zorluk yaşamalarını sağlamak için özel bir özen gösterilmelidir. Bu nedenle büyük seyahat acentelerinin işçi taşıma sistemini incelemek ve bunu kullanmak tavsiye edilir. Yerinden edilen kişi, bu hareketin yükünü hissetmeden elden ele geçmelidir. Ancak bu şekilde, güneyimizi temizleyecek olan o yerinden edilmiş Arnavut akışını yaratmak mümkündür.

BOŞALTILAN BÖLGELERİN NÜFUSLANDIRILMASI

Boşaltılan bölgelerde kolonilerin kurulması sorunu, Arnavutların uzaklaştırılması kadar önemlidir. İlk soru ortaya çıkıyor: Oraya kimler yerleştirilmeli?

Buraları pasif bölgelerden gelen bizim Sırp unsurumuzla nüfuslandırmak en doğal olanıdır. İlk etapta Karadağlılar birkaç nedenden ötürü en uygun olanlardır, çünkü Metohija, Drenica ve Kosova yoksullaşmış dağlarından doğal olarak akabilecekleri en uygun yerlerdir.

Karadağ'daki nüfus artışı yoksulluğu beraberinde getirmiş, bu da son zamanlarda devlet gücümüz için elverişsiz ve gelecekte kanun ve düzen için çok tehlikeli olan sürekli sosyo-politik huzursuzluklara yol açmıştır. Onlara mısır ve emekli maaşı vermek faydasızdır. Tek çözüm onları Metohija, Drenica ve Kosova'nın verimli bölgelerine göndermektir.

Ayrıca, zihniyet ve mizaç olarak Arnavutlara yakın oldukları için Karadağlılar onlarla başa çıkmada araç olarak en uygun olanlardır.

İlk etapta Şar Dağı'nın kuzeyindeki bölgelerde kullanılmalıdırlar. Ancak onlarla birlikte Lican, Krajisnica, Sırbistan, Čačak, Užice ve Toplica'dan bazı insanlar da kolonist olarak kullanılmalıdır.

Bu durum Karadağlılar arasında daha iyi çalışma ve örgütlenme alışkanlıkları yaratmak, onların göçebe-grup psikolojilerini, dağlıları karakterize eden kolektivite ruhunu, çeşitli Dinarik bölgelerinden insanlarla karışma ve evlilikler yoluyla kırmak için gereklidir. Bu sayede daha az yerel ama daha geniş, daha Sırp bir bakış açısına sahip yeni bir Karadağlı tipi şekillenecektir.

Şar Dağı'nın güneyindeki bölgelerde yaşayan Güney Sırp göçmenleri için uygun koşullar yaratılmalı, böylece verimli toprakları ele geçirmeleri sağlanmalıdır.

Onlar dürüst, çalışkan insanlardır ve eğer kırsalda kendileri için hoş yaşam koşulları yaratılırsa, hayatları boyunca bu devlete minnettar kalacaklardır. Genel olarak kırsal kesimdeki Güney Sırpları, bugün kendilerine gösterdiğimizden daha fazla bakım ve ilgiyi hak etmektedirler. Polog'un (Yukarı ve Aşağı) ve Debre'nin bu yoksullarla kolonize edilmesi ve otlakların Arnavutlar yerine onlara tahsis edilmesi, buranın kendi devletleri olduğunu hissettirecek ve sınırlarını korumayı bileceklerdir.

Onların dışında, Şar Dağı'nın ve Üsküp Karadağ'ının güneyindeki kolonizasyon Vranje, Leskovac, Pirot ve Blasenica'dan, özellikle de pasif dağ köylerinden gelen Sırplarla yapılabilir. Dinariklerin, Üsküp Karadağ'ı ve Şar Dağı'nın oluşturduğu hattın güneyine yayılmasına izin verilmemesi gerektiğini tekrar ediyoruz.

Arnavutlardan boşaltılan köylerin kolonizasyonu sırasında bürokratik gecikmelerden ve küçük formalitelerden kaçınmak esastır. İlk acil eylem, kolonistlere yerleştirildikleri toprakların tapusunu vermektir.

Kolonizasyonun şimdiye kadar başarısız olmasının ana nedenlerinden biri, kolonistin yerleştirildiği toprakta kendisini güvende hissetmemesidir. Çünkü tapusunu hemen alamamış ve böylece vicdansız memurların ve politikacıların kötü muamelesine maruz kalmıştır. Köylü, ancak kimsenin kendisini o topraktan çıkaramayacağını bildiğinde mülkiyetinde kendini güvende hisseder. Dolayısıyla bu garanti derhal verilmelidir. Ancak aynı zamanda, kolonizatörlere tam toprak mülkiyeti hakları vermek tehlikelidir.

Prensip olarak, kolonistlerin ekonomilerinin devletsel ve ulusal bir misyonu vardır ve bu ekonomiyi teslim alan kişi bu misyonu yerine getirmelidir. Dolayısıyla bu mülk üzerinde sınırsız mülkiyet hakkına sahip olamaz. Aralarında toprağa olan bağlılığını kaybetmiş köy proletaryası veya tarıma uyum sağlamak zorunda olan çobanlar gibi pek çok farklı insan bulunduğundan, bunlar yasa gücüyle toprağa bağlanmalıdır.

Çünkü yeni bölgelerini ve evlerini sevmeye başlamalıdırlar; kendileri bunu başaramasalar bile en azından çocukları başarmalıdır. Bu nedenle, kolonistlere toprak tapusu hemen verilse bile, yasayla en az 30 yıl boyunca toprağın tam mülkiyetini kazanmaları engellenmelidir.

Kanunumuza göre, ülkemizde kadının toprak üzerinde miras hakkı yoktur. Toprağın küçük parsellere bölünmesini önlemek için, kolonistin erkek soyundan geleni olmadığı ve eve bir iç güveyi getirmeyi planladığı durumlar hariç, kadınlar kolonize edilmiş toprakların mirasından mahrum bırakılmalıdır.

Devamı yarın...

Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi