Şeyh-i Ekber İbn-i Arabî, “Tedbîrât-ı İlâhiyye” kitabında (İz Yayıncılık, İstanbul 1992) insan bedenini ıslah edilmesi gereken bir memlekete benzetiyor.

Değerli dostum Fikret Kurtuluş vesilesiyle okumaktan büyük keyif aldığım Ahmed Avni Konuk şerhinden bir bölümü sizinle paylaşmak isterim. Şârihin kitabında iktibas ettiği Mahmud Şebusterî’nin Hakikatlerin Aynası risalesi, hikmetli ve zarif nükteler içeriyordu.

Malumdur ki insan beş duyudan ibaret değil. Bilakis karakter ve amelimize tesir eden iç duyularla birlikte insanız. Afâk ve enfüsteki ayetlerle kuşatılmışız farkında değiliz. Allah, yaratılıştaki hikmetimize agâh olmayı nasib eylesin. Etten kemikten oluşan bedenimiz içinde dört çeşit nefsimiz var.

“Nefs-i tabii” bedenimizin dağılmasını engeller ve cismimizibir arada tutar.


“Nefs-i nebâtî” insan bedenini Allah’ın emriyle üç boyutlu olarak büyütür.

“Nefs-i hayvânî,” cisme ihtiyârıyla hareket ettirir. Nefs-i tabii ile nefs-i nebâtî, cümle kuvvetlerle beraber nefs-i hayvânîye mahkûmdur.

“Nefs-i insani” tüm kuvvetlerin kemâlidir. Yukarıda bahs ettiğimiz tabii, nebâti ve hayvânî nefsler tüm hizmetçileriyle beraber nefs-i insânî hizmetine mahkûmdur.

Her insanda var olan hayvânî nefsin kendine mahsus on iki hizmetçisi vardır. Bunlar; zâhir beş duyu (görme, işitme, tatma, koklama, dokunma) ve bâtın beş duyudur. (Hiss-i müşterek, hayâl, vehim, fikir, hafıza.) Diğer ikisi de, şehvet ve gazapduyularıdır.

Zikr edilen on iki kuvvetten bazılarında, insânî ve hayvâni nefsler ortaktır. Mesela hayvan ve insanda görme ve işitme de ortaktır. Mesela insan geometrik şekilleri ve farkları ayırıp anlamını bilir. Hayvan yalnız bir cisim görür. İnsan renkleri tanımlar. Hayvan, renklerin bazılarını görse de idrak edemez. Dolayısıyla bu kuvvet nefs-i insânîde kâmil, nefs-i hayvânî de ise nâkıs/eksiktir.

“Hiss-i müşterek,” iç/bâtın duyulardan ilkidir. Dış duyuların sonu, hislerin ortak paydasıdır. Vazifesi gözlerin gördüğü suretleri, kulakların işittiği sesleri birleştirip içe/bâtınaaktarmaktır.

İkincisi “hâyâl”dir. Vazifesi dış duyularla bilinen şeylerin suret ve misâllerini kayd/zabt etmektir. Mesela gözler bir şahıs veya bir şehir görür. Hiss-i müşterek, görülen sureti hâyâle aktarır. Suret ve misaller orada mahfuz olur. O adam veya şehir gözden kaybolsa bile, insan tekrar gözle görmeye muhtaç olmaksızın hâyal hazinesinde onu dilediği vakit müşâhede eder. Gözünün önünde suretler canlanır.

Üçüncüsü, “kuvve-i vehimdir”. Bunun vazifesi diğer kuvvetleri şaşırtmaktır. Vehim; varı yok, yoku var gösterir. Küçük işaretlerden büyük manaları idrak eder. Mesela, filancanın sadakatini, düşmanlığını bilir. Bu bilgisinde bazen isabet, bazen de hata eder. Görmediği şeyleri varmış gibi gösterir.

Dördüncüsü, ”kuvve-i fikriyye”/düşünmektir.” Eğer akla tabi olursa ona mütefekkire/düşünceli, eğer vehme tabi olursa mütehayyile/hayalci olur. Vazifesi iç ve dıştan hafızaya gelen suret ve manaları gözlemlemektir. Hafızadaki bilgiler arasında tasarruf etmektir. Mesela suretten, sureti ayırır. Bazen suret ile manayı birleştirir.

Beşincisi, “kuvve-i hafıza”dır. Vazifesi, içten ve dıştan gelen bilgileri kaybetmeksizin hıfz etmektir. İnsan hafızası levhayabenzer. Fikir kuvveti, hafızanın okuyucusudur. Hayal kuvveti, yazıcısıdır. Vehim kuvveti şeytanın benzeri olup işi karıştırır. Ve hiss-i müşterek, kalbe akıp gelen nehir ve ırmakları birleştiren denize benzer.

Kuvve-i şeheviyye, (şehvet) hayvan ve insanda müşterektir. Hayvan veya insanı menfaatini gözetmeye, cismânî lezzet almaya sevk eder.

Kuvve-i gazabiyye, (gazap) şehvetin zıddı olarak hayvan ve insanı, kendisine gelebilecek kötülüğü def etmeye veya çektiği acıdan kurtulmaya sevk eder.

Şehvet ve gazaba tüm duyuların tamamı veya bir kısmı yardımcı olur. Bu iki kuvvetin azlığı veya çokluğu (ifrat ve tefrit) hayvanlık sıfatıdır. İtidal üzere olması insanlık sıfatıdır. Mesela gazap kuvvetinin fazla olması öfkeye, az olması korkaklığa sebeptir. Ortası şecâat/mertliktir. Kezâ şehvet kuvvetinin çokluğu hırs ve tamahkârlıktır. Şehvetin azlığı ise donukluk ve sönüklüktür. İkisi de kınanmıştır. Dengesi ise iffettir ki nefs-i insaniye mahsustur.

Pîr Celaleddin-i Rûmi ifadesiyle; “şehvet, şöhret, öfke ve gazap” bağlarından kurtulmadan hazreti insan olmak muhâldir.

İbrahim Selamet

[email protected]

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ