Tefsir derslerimizin hitamı vesilesiyle Tuncay Albayrak beyin şahsıma gönderdiği mesajını geçen hafta ki yazımızda izniyle sizinle paylaştım. Tekrar kendisine teşekkür ederim. Bazı dostlarım bu mesaj üzerine şahsımla ilgili farklı yorumlar yaptılar. Hepsine teşekkür ederim. Şahsım olarak tenkit ve tavsiyeden müstağni değilim. Daha iyiye ve güzele ulaşmak için yapılan yorumlar yol açıcıdır. Gönderilen da mesajı defalarca okudum.
Tuncay bey haklı olarak soruyor “Şimdi gönlümde beliren en büyük soru şu: Bundan sonra nasıl bir yolculuk başlayacak?” Bunun iki cevabı var. Birincisi nefsim olarak sohbet sahnesinden çekilmek istiyorum. Bu bir kaçış değil belki yetersizlik, yorgunluk ve tekrara düşmüş olmak diye kısaca ifade edebilirim. İkinci olarak Araf, 164. Ayette ki ““Rabbiniz katında bir mazeretimiz olsun diye; bir de sakınıp çekinirler ümidiyle” sorumluluktan kaçmanın verdiği ızdırap sebebiyle derslere devam etmektir.
Vaaz etmek fotoğraf sanatçılığına benzer. Durduğunuz yer, gördüğünüz nesne ve muhataba göstermek istediğiniz olgu arasında bir bağ kurabilmektir. Bazen Taraklı da ki bir evin baca fotoğrafı evin aslından güzel görünebiliyor. Bunu sağlayan fotoğrafçının bakış açısı ve zamanıdır. Fotoğraf makinası ikinci planda kalmaktadır. Tıpkı bunun gibi kitaplarla muhatap arasında zaman ve zemine uygun köprü olabilmek zordur. Bizim çalışmalarımız ne akademiktir ne de rastgele sözeldir. İnsanların parmak uçları farklı olduğu gibi kendi içinde de farklılıkları vardır. Tabiat ve mevsimler dahi her daim yenilenmektedir.
Vaaz yayık gibidir. Bir ucunda hatip diğerinde ise dinleyici vardır. Vaazın tamamlanması karşı tarafın da gayretiyle olur. “Ve sohbetin sonunda akılda kalıcı bir mesajla bizleri düşünmeye sevk ediyorsunuz.” Buyurduğunuz gibi.
Yeni dönemde nasıl devam edileceği merak edilmektedir. İsra, 84. Ayette “De ki: “Herkes kendi mizaç ve karakterine göre iş yapar.” buyrulur. Değişimler bazen dönüşüm ve bozulmaya da sebep olur. Bundan dolayı değişim olsa da “şakilemiz” aynı kalabilir. Rahip örneği dikkat çekici olsa da “Çünkü insan ruhu gerçeklerle değil, iyi anlatılmış hakikatlerle beslenir” dense de gerçeklere ilim, müşahede ve hakka yakine varmayı gerektirir.
Yazıda belirtilen Gazze, Papa ve Pavlus konularında ki beklentilere cevap verme konusunda çok şey söylenebilir. İsra, 36 ayetinde “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” Belirtilen hususları göz önüne almamdır. Hoca olmak her şeyi bilmek ve konuşmak olmamalıdır. Gazze konusu yarayan bir derdimizdir. Bu meselenin kitabi, siyasi ve mugalata boyutu vardır. Halkın ve cemaatin bir kısmı siyasi iktidarın bu konuda yeterli çalışma yaptığına inanırken bir kısmı ise hiçbir şey yapmadıklarına inanıyor. Ben ise Gazze konusunda daha yapılabilecek çok şeyin olduğuna inananlardanım. Hamasi konuşmaların samimi beyinleri ikna ve beklenti içine sokup hayal kırıklığına uğramalarını istemiyorum. İyi bir bahçıvan konuşarak değil, usulüne uygun ziraat yaparak mahsul elde edebilir. Kuru bir ümit değil canlı bir yaprak misali davranmak daha doğrudur.
“Bu meseleyi Kur’ân perspektifinden nasıl okumalıyız?” sorusunu size yöneltmek istedim. Çünkü yaşanan pek çok meseleyi doğru anlayabilmek için sizin Kur’ân merkezli bakışınıza ihtiyaç duyuyorum.” Doğru bir beklenti ancak aile, Üniversite de ki öğreticilik göreviyle beraber Kuran Kursu inşa ve devam eden eğitime açış ile bazı farklı mekân sohbetleri köklü araştırmaya zaman bırakmıyor. Belki de yetersizliğimizi ifade ediyorum. Bir anlamda borçlu fakat zengin gözüken bir tüccar gibiyim. Kürsü ve kitap sahibi olmak çok şeyi ihata edebildiğimiz anlamına gelmiyor efendim. Özellikle tefsir dersinin dışına da pek çıkmayı uygun görmedim. Yeri geldikçe güncele işaret ettim. Ülkemizin kanayan yarası terör konusunda yarım asırdır izlenen ve gelinen noktalara baktığımızda eylem ile söylemlerin ne kadar farklı olduğunu görüyoruz. Ben yıllar evvel böyle sonuçlarındoğacağına kanaatim vardı, tıpkı 15 Temmuz olayları gibi. Kemalizm’in sebep olduğu, iç ve dış siyasilerin gerçeği göstermediği konularda taraf olmayı içime sindiremedim. Kürsü ve mihraplarda içi boş birlik dualarının anlamsız olduğuna inandım. Birçok söylemin tevhide değil, şirke kapı açtığını gördüm. Din ve vaazın batıla payende olmasına alet olmaktan şahsım olarak uzak durdum. İnsan olarak farklı ve yanlış düşünmüş de olabilirim ancak şahsi düşüncemi dinin buyruğu olarak kürsüye taşımak istemedim. Bazen de eksik ve noksan bilgim sebebiyle bilgiçlik taslamayı sevmedim. Buna rağmen bazı vaazlardan sonra baş ağrısına da müptela oldum.
Sonuç olarak geleceğe dair niyet ve düşüncelerim olsa da gelişmelerin çok farklı olacağı kanaatinde değilim. İnşallah Duha Suresinde ki müjdeye nail oluruz. “4-Elbette işin sonu senin için öncesinden daha hayırlı olacaktır.5-Rabbin sana mutlaka lütuflarda bulunacak, sen de memnun olacaksın.”
Güzel dua ve muhabbetiniz için de teşekkür ederim aziz kardeşim.
Not, Kuranı Kerimde savaş ve savaşa dair okumalara ihtiyaç duyduğumuz günlerdeyiz.Gündem sadece sıcak değil yakan bir ateştir. Umarım ümmete gül gülistan olacak günlere vesile olur.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ