Her şehrin bir hafızası vardır aslında. Şehirler bu hafızalarını kimi zaman tozlu raflarda unutulan kalın kitapların arasında saklarlar. Kimi zamanda bir tarihi eserin kitabesinde, sokak isminde, bir evin sote alanında unutulmuş belgede, kimi zamanda toprağın altına gizlenmiş tarihi eserlerde. Adapazarı da bu hafızasını yukarıda saydığımız her şeyde gizlemiş. Yalnızca bu işlere kafa yoracak birazda tarihe ilgili olan insanlara ve onları cesaretlendirecek kurumlara ihtiyacı varhafızasını yeniden ortaya çıkarmak için.
Adapazarı, geçmişten günümüze ticaretiyle ön planı çıkmış önemli yerleşim yerlerinden birisi. Zaman içerisinde unutulmaya yüz tutmuş olsa da şehirde ticaretin ön plana çıkmasıyla, ticari kavramlarda ön plana çıkmış aslında. İşte bu ticari kavramlardan biriside hiç şüphesiz “kavak”kavramı.
Kavak dediğimizde hemen herkesin çok yakından bildiği ve ülkemizde de çokça türünün yetiştiği bir ağaç türünün akıllarımıza geldiğini düşünüyorum. Aynalıkavak Çarşısını da bu manada yorumladıklarına bu güne kadar yazılmış yazıların neredeyse tümünde görebilirsiniz. Osmanlı ve Selçukluda kavak denildiğinde akıllara yalnızca yakından tanıdığımız ağaç türü gelmez. Tam aksine gümrük olarak geçer kaynaklarda “kavak” kavramı. İstanbul’un Karadeniz’den girişinde boğazın iki yanında bulunan Anadolu ve Rumeli Kavakları bunların en güzel örnekleridir aslında. Yine Haliç’in hemen kuzey kısmında kalan ve günümüzde muhteşem bir kasır bulunan Aynalıkavak’ta bu örneklere eklenebilir. Erzurum’un giriş kapılarından birisinin adı da Kavak Kapıdır. Şehre giren ürünlerin kontrol edildiği ve vergilendirildiği yer olarak geçer tarih sahifelerine. İzmir Kavaksemtini ve Samsun Kavak ilçesini de ekleyebiliriz bu örneklere. Osmanlıda gümrük işlevini üstlenen kontrol karakollarına “kavak” denildiği gibi kavak karakollarının bir ağası ve çalışanlarıolurdu. Belki bizim bugün aramamız gereken kavak karakolunun kalıntıları ve Osmanlı belgelerinde ki kavak karakoluyla ilgili işlemler olmalıdır.
Adapazarı’ndaki Aynalıkavak Çarşısına da baktığımızda bu ticari mantığı hemen görebiliriz. Uzun Çarşı, Pirinç Pazarı, Un Kapanı (Ticari bir kavramdır. İlerleyen zamanlarda değineceğim) Kömür Pazarı, Gümrük Önü, Kapalı Çarşı, Adapazarı İslam Bankasının ve aklıma gelmeyen birçok ticari mekânın ortasında ticari olmayan adını bir ağaçtan alan çarşıdan bahsetmek doğru değildir.
Geçmişte Aynalıkavak Çarşısı ile ilgili yazılan yazılarda burada bir kavak ağacının bulunduğundan bahsedilir. Geçmişten günümüzü bu alanla ilgili resimleri inceleme imkânım oldu. Fakat ne fotoğraflarda ne de resimlerde burada kavak ağacına rastlamadım. Bu konuda eksik bilgim varsa değerli okuyucularımdan mail adresime elindeki bilgileri göndermesini rica edeceğim. Bugün Aynalıkavak Çarşısının etrafını geleneksel esnaflar kaplamaktadır. Kuyumcular, zücaciyeciler, sepetçiler, kolonyacılar, ayakkabıcılar ve ziraat malzemesi satan küçük dükkânlar, şekerciler ve daha niceleri.
Ayrıca bu çarşının adının kavak ağacından almadığının başka bir sebebini daha sizinle paylaşmak isterim. Osmanlı, Selçuklu ve diğer kadim Türk Devletlerinde şehirlerin merkezlerine kavak ağacı dikilmez. Kavak ağacının yaymış olduğu polenlerden ve köklerinin binalara zarar vermesinden dolayı şehir merkezlerine kavak ağacı dikmezler. Kavak ağaçları kırsalın ağacıdır. Aynalıkavak Çarşısı tamda şehrin merkezidir. Osmanlının önemli şehirlerini şöyle bir hatırlayalım. Kütahya, Bursa, Edirne, Kayseri, Sivas, Çankırı vs. Bu şehirlerin merkezinde kavak ağacına rastlayanınız var mı? Yok, cevabını duyar gibiyim. Bu kuraldan yola çıkarsak buraya kavak ağacının dikilmesinin ve çarşının adının ağaçtan aldığı tezi doğru değildir.
Fakat halkın Aynalıkavak Çarşısı ile ilgili üretmiş olduğu hikâye bölgenin ticari ahlakı açısından oldukça önemlidir. Bugün bu ticari ahlakı tekrar yakalayabilmemiz açısından önemli çalışmalara imza atmamız gerekecek. Hikâye şöyle. Adapazarı’na yakın, uzak köylerden gelen kimseler şehre getirdikleri ürünlerini Aynalıkavak Çarşısında satarlar. Köylüler işlerini erken tamamlayıp köylerine dönebilmek için bakraçlarla getirdikleri yoğurtlarını ya da diğer ürünlerini çarşı içindeki ağaçlara asıp diğer alışverişlerini yapmak için şehre dağılırlar. Geri geldiklerinde ürünleri alınmış, ürünleri getirdikleri kapları ile paraları ağaçlara asılmış olarak bulurlarmış. Kimilerine göre birkaç farklı anlatımı da var tabi ki hikayenin. Bu hikâyenin ne tarafından bakarsanız bakın tam bir toplumsal dürüstlük ve güzel ahlak görürsünüz. Belki de buğun ihtiyaç duymadığımız için aramadığımız ve aramadığımız için de bulmadığımız ticari ahlak.
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ