Efendim kullandığım başlık, son zamanların lokantalarının en önemli tanıtım cümlelerinden birisi. Başlığı görünce yeni bir kafenin ya da lokantanın tanıtımını yapacağını düşünenler yanılmış olmalılar. Sizlere yeni açılan bir yemek salonunun ikramlarından daha lezzetli bir ikramın tarifini yapacağım gönlüm elverdiğince. Allah resulünün yaşadığı iki mukaddes beldeden bahsedeceğim. Zira muhteşem, tadı damağımızda kalan ve dönerken tekrar gitmenin hesaplarının yapıldığı bir ziyafetten.

İstanbul’dan yola çıkarken heyecanımız doruktaydı. Bizi nelerin ve kimlerin karşılayacağını bilmeden başka dünyalara yolculuk yapıyorduk. Hava alanları oldum olası korkutur beni. Ya vizede sorun çıkarsa, ya işlemlerde bir eksiklik olursa diye. Küçük hatalar sizin uçuşunuzun iptaline bile neden olabilir maazallah. Neyse ki bu korkumuzu Çidde Havaalanında bizleri karşılayan fakat grupla organik bağı olmayan Hüseyin isimli bir Suud vatandaşı yenmemize neden oldu. Benim kırık dökük Arapçayla “mescit nerede” diye sorduğum soruya Türkçe cevap verdi Hüseyin. Yüzü de ismi gibi güzel. Bizim Türk olduğumuzu anlayınca gözlerinin içi gülmeye başladı Hüseyin’in. Bismillah işimiz yolunda gidecek diye düşündüm. Ardından dayanamayıp merakımı gidermeye çalıştım. ”Türkçeyi nereden öğrendiniz” sorusuna “Benim annem Hataylı bir Türk” cevabı bizi oldukça sevindirdi. Çok uzun olmasa da kısa bir sohbetin ardından ayrıldık kendisinden.

Medine’de ilk gün ve ilk cumanın heyecanı var hepimizde. Mescidi Nebevinin avlusu saatler öncesinden dolup taşmış. Eline seccadesini alan sokaklarda Mescidi Nebeviye ulaşmanın tatlı telaşını yaşıyor. Bizim gibi geç kalanlar bulabilirlerse bir gölgeliğe bulamazlarsa cadde ortasına seccadelerini sererek namazı bekliyor. Dayanılacak gibi bir sıcak değil. Ayaklarınız yanıyor seccadenin üzerinden. Beton ve asfalta çıplak ayakla basmak ne mümkün. Fakat insanlar bir özlemle koşup gelmişler Allah Resulünün mescidinde namaz kılmak için. Bu bir sevap muhasebesi değil elbette. Bir özlem ve yıllarca beklenene kavuşma isteği. Özlemle ve hasretle.

Yanınızda kimi zaman derisi simsiyah bir siyahi insan seccadesini serip size selam verebiliyor. Her selam bir tebessüm ve muhabbet içeriyor aslında. Çünkü her selam veriş bir iyi niyetin işaretinin dili. Kimi zaman bir Özbekistanlı bir ırkdaşınızla yan yana gelebiliyorsunuz. Bize göre daha ürkekler gibi geldi bana. Siz sormadan konuşmuyorlar sizinle. Hep ilk adımı sizden bekliyorlar ne hikmetse. Türk olduğumuzu bildikleri halde. Hayatın her alanında olduğu gibi Mescidi Nebevide de öncü siz olmalısınız şüphesiz.

Medine’de beni heyecanlandıran önemli ziyaret yerlerinden biriside Gars Kuyusuydu. Hz Peygamber ilk defa Hicret zamanında bu kuyudan su içmiş. Daha sonra sıklıkla bu kuyunun yanına gelip abdest alıp suyundan içermiş. Asıl beni en etkileyen tarafı, Hz Peygamber ölmeden önce Hz Ali’ye vasiyet etmiş. Allah Resulü ölünce Hz Ali bu kuyudan taşıdığı yedi kırba su ile yıkamış mübarek bedenini. Medine’ye üç kilometre uzaklıktaki kuyu onarılıp yeni hizmete açılmış. Kuyunun açılması beni hem sevindirdi hem de şaşırttı. Zira Suudlular bu tür çalışmalara mesafeli duruyorlar.

Geçmişten günümüze aslıyla gelebilen ender eserlerden birisi Beni Sakife. (Sakifetü Beni Saide) Halk arasında Beni Sakife Gölgeliği diye anılıyor. Türk hacıları ya da umrecilerin pek bilmedikleri bir ziyaret yeri. İslam tarihinde de tartışmalı olayların yaşandığı yer. Mescidi Nebevinin çok yakınlarında bir bahçelik. Geçmişte hurma kurutmak için kullanmışlar bu alanı. Bizi ilgilendiren tarafı, Hz Peygamber vefat edince Ensar’ın toplanıp yeni bir lider seçme arayışına girdiği yer diyebiliriz kısaca. Bu tartışmanın sonunda Hz Ebubekir halife seçilmiş şüphesiz. Bahçe özelliğini korumuş olsa da yıllardır bakıma alınmış durumda. Kapısı kapalı olduğu için bahçeye giremiyorsunuz.

Efendim diyeceğim şudur ezcümle. Burada İslam’ın doğuşunun izlerini takip edebilirsiniz adım adım. Dilerseniz Mescidi Nebevinin gölgesinde manevi iç huzuru yakalayabilirsiniz. Bedir ve Uhut savaşlarının alanları hala capcanlı duruyor. Vahyin geldiği yerler, Cibril’i Emin’in nefesi hala yerinde. Aradığımız kimi tarihi noktaları bulamamanın hüznünü yaşasak ta var olanlar sizi nübüvvet iklimine taşmak için yeterli oluyor. E tabi bunun için iyi bir rehbere ihtiyacınız olacak. Bu konuda bizleri derin bilgileriyle aydınlatan İbrahim Fidan hocamıza kocaman teşekkür borçlu olduğumuzu ifade etmem gerekiyor.

Başta kullandığım vurucu sözü tekrar etmem gerekiyor. Bu güzel nübüvvet ikliminden istifade etmek istiyorsanız. Çıkın çıkın gelin.

Recep SARIHAN

[email protected]

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ