Bazen bir sokak ismi çok şeyler anlatır anlamak isteyenlere. Adapazarı’nda Reji Sokağı da bunlardan birisidir. Çok şey anlatır bugünlerimize. Aslında neredeyse hepimiz biliriz Reji sokağını. Aslına bakarsanız Reji Sokağı diye bir sokak ismi yoktur günümüzde, adı değiştirilip Bahçıvan Sokak yapılmış. Keşke sokağın adı hiç değiştirilmemiş olsaydı. Hatta İl Kültür Müdürlüğü sokağın iki girişine bu sokağın adının neden Reji Sokağı olduğunu büyük harflerle yazabilmiş olsaydı. Hatta yetmeyip Milli Eğitim Müdürlüğümüz, lisedeki öğrencilerimizi bir tarih dersinde bu sokağa getirip Reji İdaresinin ne olduğunu anlatabilseydi. Bu satırları okuyan okurlarımızın bazılarının çok biliyorsan sen anlat dediğini duyar gibiyim.
Anlatacağım Efendim! Şayet böyle bir giriş yaptıysam sonunu getireceğim. Reji Sokağının bize anlattıklarını bana ayrılan köşeye sığdırabildiğim kadar izah etmeye çalışacağım.
Sene 1853. Osmanlı büyük bir savaşa girmeye hazırlanıyor; Kırım Savaşı. (1853-1856) Devlet hazinesi bomboş. İlk kez yabancı devletten borç istemenin mahcubiyetiyle İngiltere ve Fransa’nın kapısını çalıyor Devlet-i Ali Osman. Savaş bu ya, nice dolu hazineleri boşaltır. Bir daha bir daha derken yıl 1881’e kadar tam 15 kez borç almayı başarmışız. Fakat 1881 de bırakın borçları ödemesini borçların faizlerini dahi ödeyemez konuma gelmişiz. Hal böyle olunca Batılı devletler alacaklarını almak için Osmanlının gırtlağına basmışlar. Takvim yapraklarının 20 Aralık 1881 tarihini gösterdiğinde Osmanlı Devleti Muharrem Kararnamesini imzalamış. Bu kararnameye göre Duyun-u Umumiye İdaresi de kurulmuş.
Eee… Buraya kadar anladık da ne alakası var bu anlattıklarının Reji Sokağıyla diye düşünebilirsiniz. Var efendim, var. Daha devamı var.
Çok sürmedi; Muharrem Kararnamesinin yayınlanmasının hemen ardından (2 yıl sonra) Reji idaresi Adapazarı’nda da kuruluverdi Batılı dostlarımız tarafından. Nerede kuruldu diye sormayın sakın. Tam da Reji Sokağının bulunduğu yerde. İdarenin başına da bir Ermeni asıllı vatandaşımız olan Karabet Efendi’yi getirdiler. Ne yaptı bu reji idaresi? Reji İdaresi otuz yıl boyunca bu topraklarda çiftçinin ürettiği tütün ve tütün mamullerini satın aldı. Yine ne var ki bunda diyenlerin olduğunu duyar gibi oluyorum. Fakat bir farkla. Çiftçinin ürettiği ürünleri satın alırken yok fiyatına alıp Avrupa’ya pahalı sattı. Başka kimselerin satın almasına izin vermedi Reji İdaresi. Tekel oldu bu alanda. Fiyatı kendisi belirledi ve çiftçinin elindeki ürünleri yok pahasına satın aldı.
Reji İdaresine ürününü vermek istemeyen çiftçilerin evlerini basıyor gerektiğinde zorla alıyordu bu ceberrüt kuruluş.. Çiftçi ürünlerini kaçak yollardan başka yerlere satmasın diye kolcu diye isimlendirdiğimiz ordu oluşturdu kendisine. On binlerle ifade edilmeye başlanmıştı bu kolcuların sayısı. Türkülerimize konu olmuş kolcular.
Gidelim gidelim Halil’im Çökertmeye varalım
Kolcular gelirse Halil’im nerelere kaçalım
Teslim olmayalım Halil’im aman kurşun saçalım.
Bu türkü Muğla yöresinde ki kolculardan tütünlerini Eğe Adalarına (Yunanistan) nasıl kaçırılıp değerinde satılmasının hikâyesini anlatır.
Osmanlının her tarafında insanların kolculardan çektiklerini Osmanlı yönetimine ilettiler çaresizce. Fakat eli ayağı anlaşmalarla bağlanmış Osmanlı yönetimi çare bulamadı bu eşkıya reji idaresine karşı. Hatta denizlerde tütün kaçakçılığını önleme konusunda o kadar ileri gitti ki reji idaresi, kendilerine kruvazörler dahi satın aldılar. Osmanlının saraylarında dahi elektrik yokken elektrikle donattılar kruvazörleri.
Yapılan bu çalışmaların tamamı yanlış borçlanma sonunda devletin vatandaşını yabancı şirketlerin ağına atmasından başkası değildir elbette. Bugünkü Ziraat Bankasının olduğu yerde kolcuların nezaret hanesinin olduğu söyleniyor. Bu bilgi teyitte muhtaç olsa da kolcuların nezarethanelerinin olduğu biliniyor. Anlayacağınız ülke içinde bir şirket, şirkete ait bir ordu kaçakçıları kovalıyor. Yakaladıklarını nezarete atıyor. Bütün bunları yaşatan kurumun adı Reji İdaresi. Daha genel adıyla Duyum-u Umumiye İdaresi. Adapazarı’nda da kuruldukları yer Reji Sokağı.
Hatta Reji kolcuları o kadar ileri giderler ki; gölden kendilerine yetecek kadar balık avlayanların eşyalarına dahi el koyabileceklerdir. Bütün bunları neden anlattığımı düşünenler olabilir. Merhum Mehmet Akif Ersoy’un kulaklara küpe olacak bir sözü vardır. “Tarih tekerrürden ibarettir derler. İbret alınsaydı tekerrür eder miydi tarih?” İşte bu nedenden dolayı bu satırları sizinle paylaştım. Bu vatanın evlatları geçmişte yaşanılan hatalardan ders alsınlar ve bir daha aynı hatalara düşmesinler diye. Onun için Reji Sokağı ibret olsun diye yaşatılmalı. Sokağın girişine ve çıkışına sokağın geçmişteki kaderi yazılmalı ki bir daha yaşanmasın diye.
Recep SARIHAN
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ