Âcizane, hemen kitabın ortasından konuşup konuya girmek istiyorum. Milli Eğitim Bakanlığının, Üniversitelerin kesinlikle incelemelerde bulunup bir şekliyle milli eğitim sistemimizin içine alınması gereken öz be öz, bizim kültürümüz olan bir gelenekten bahsedeceğim sizlere. Yaren geleneği. Ülkemizde birçok bölgede yaşatılıyor bu gelenek. Ege Bölgesi, Karadeniz’in iç kısımları özellikle İç Anadolu Bölgesinde çok canlı yaşatılıyor. Yaren denilince aklımıza ilk gelen şehir elbette Çankırı.

Sakarya’da da Çankırılılar sürdürmeye çalışıyor bu geleneği. Erenlerde iki katlı bir yaren evi açmışlar. Özellikle kış aylarında yaptıkları yarenleri görmelisiniz muhakkak. Geleneksel Türk Kültürüne göre döşemişler yaren evini. Yine geleneksel olarak giydikleri yöresel kıyafetler insanın gözünü kamaştırıyor. Sakarya Büyük Şehir Belediyesinin düzenlediği bahar şenliklerinde en renkli ve en çok dikkati çeken ekiplerin başında geliyorlar. Ekibin başında aynı zamanda başağa olan Fazlı Karamehmetoğlu; sıcak, samimi iletişimiyle gönüllerde taht kurmuşa benziyor. Bir orkestra şefi gibi etrafındaki insanlar onun talimatlarını yerine getirebilmek için özel çaba harcıyorlar. Tam bir Türkmen lideri görünümünde. Yaren evine gelen her misafir önce baş ağayı selamlamalı kayıtsız şartsız. sonrada kendisine gösterilen yere oturmalı.

Asıl anlatmak istediğim buralar değildi elbette. 2018 yılında UNESCO, somut olmayan sözlü kültürel değerlerin içine almış yareni. Yaren evine girdiğinizde ilk dikkati çeken yarenlerin oturma düzeni. Geleneklere uygun oturma düzenleriyle disiplinli bir yapının içine girdiğinizi anlıyorsunuz hemencecik. Usta, kalfa, çırak ayırımı yapmışlar oturma düzenlerinde. Bu haliyle aklımıza ahilik kültürü geliveriyor hemen. Yarene katılanların sayısı yirmi dört kişiymiş. Yirmi dört Oğuz Boyunu sembolize ediyormuş her bir yaren. Başağa Bayındır boyunu, küçük başağa Kayı boyunu sembolize ediyormuş. Ciddi bir disiplin içinde yürüyor her şey. Disipline uymayanları çavuş uyarıyor kendi lisanınca. Kimi zaman elinde tura diye tabir edilen kalın bağlanmış bir bezle kimi zamanda sözlü olarak. Başağa nasıl oturuyorsa öyle oturması gerekiyor diğer kişilerin. Meksika dalgası gibi içten ve derinden. Dedim ya başağa tam bir orkestra şefi. Aslında o yönetmiyor ortamı. Ortam ona göre hareket ediyor. Komut vermiyor, şöyle yapın demiyor. Olması gerekenler, yapılması istenilenler denilmeden oluyor ve yapılıyor. Bir “çoğunuzun hadi canım oradan” dediğini duyar gibi oluyorum.

Toplanılan her organizasyona ocak deniliyor. “Ocak yakmak, ocak tüttürmek, devlet kurmak” hep aynı mantıkla bakılıyor yarenlerde. Yarenlerde gelen misafirlerin en çok hoşuna giden yönü eğlence tarafı. İnanılmaz ortaoyunları çıkarıyorlar. İlk defa gelenler yerlere yatıyor gülmekten. Eğlencenin bu kadarı olur mu? Elbette oluyormuş. Hem de edep ve adap seviyesini koruyarak. Çankırı türküleri ve Çankırı yerel halk oyunları başka bir renk katıyor yaren ocaklarına.

Gençler hizmet ediyor yaren ocaklarında. İtaatkâr bir gelin gibiler her biri. Gönüllü yapıyorlar her şeyi. Sıra yemek yemeğe gelince yemek öncesi temizlik safhası başlıyor. Ellerinde su, sabun, ibrik ve havluyla giriverdiler ortamın içine genç yarenler. Ocaktaki herkese tek tek gidip yemekten önce ellerini yıkatmaya çalışıyorlar. Dikkatimi çeken başka bir şey daha oldu. Genç yarenler, işlerini bitirdikten sonra misafirlere sırtlarını dönüp çıkmadılar. Sadık bir derviş gibi geri geri yürüdüler hizmetleri bitince. Ardından geleneksel yaren yemekleri. Çorba, etli pilav, üzüm hoşafı, tatlı. Baş ağa başlamadan yemeğe kimse başlayamazmış. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Büyüğün büyük olduğu, küçüğün küçük olduğu gibi. Yemeğin ardından misafirler uğurlanıyor. Hadi güle güle der gibi değil. Belli kural ve nizam içinde. Uğurlamanın birde müziği varmış, hepimizin bildiği; Cezayir havası.

Sonrasını bilmiyor yarene gelen misafirler. Fakat şunu anladım. Bu gençleri eğlendiren, disipline eden, hizmet etmeyi öğreten bu organizasyon mutlaka incelenmeli. Eğitim sistemi içinde değerlendirilmeli. Sağdan soldan yamama şeklinde yapılan sistemlerin yerine Türk kültürü, İslam anlayışı, Ahilik geleneği ile şekillenmiş kendi öz geleneklerimiz değerlendirilmelidir. Bilimle, sanatla, teknolojiyle desteklenip Türk eğitim sistemimiz gerçek aradığına ulaşabilmelidir.

[email protected]