Birkaç yıl önce ARAP BAHARI yakıştırması ile başlayan, demokrasi ve özgürlük talebi ile ambalajlanan ve kırallıklara son vermeye matuf hareketlere hep endişe ile bakmış, despot idarelerin yıkılmasına candan destek verirken, Batı destekli olmasından kuşku duymuş, arkasından ne çıkacak tasasını hep taşımıştım.
Çünkü, işin içinde BOP vardı ve başını ABD çekiyordu. ‘’20 Ülkenin sınırları değişecek’’ beyanı ABD diktatörleri tarafından daha önce zikredilmiş olarak, Arap baharı üzerinde gölge olarak dolaşıyordu.
ABD’nin öncülük ettiği ya da destek verdiği her hareket ve oluşuma kuşku ile bakmak, hatta, ‘’FELAKET’’ olarak algılamak, geçmiş tecrübelerle ve bu ülkenin sicili ile örtüşüyor, benzer İslam ülkelerinde yaptıkları ile ne yapacağı konusunda ip uçları veriyordu.
Bu işin arkasında EMPERYALİZİM ve SİYONİZMİN olduğu kuvvetle muhtemel idi ve öyle de olduğu, bu güne gelindiğinde daha iyi anlaşılmaktadır. En iyimser tahminle, başında olmasa bile süreç içinde dahil oldukları, olayları kendi menfaatleri doğrultusunda idare edip yönlendirdikleri aşikar olmuştur.
Uzun yıllardan beri kullandıkları kırallıkların miadı dolmuş, kontrol edemedikleri, değiştirip dönüştüremedikleri, kendilerine benzedemedikleri, emperyalizim ve siyonizim aleyhtarlığında firenleyemedikleri Müslümanlar üzerinde meşruiyetleri kalmamıştı.
Devreye, 21.yüzyıla ait yeni sömürü düzenleri, hem de Müslümanları değiştirip dönüştürerek kanını emdikleri demokrasiyi soktular. Çok partili hayata geçirerek, toplumları partilerle bölüp parçalayacaklar, destek verdikleri ve işbirliği yaptıkları partiyi iktidara taşıyarak, halkı ,’’kendi seçtiklerinle idare olunacaksın’’ yalanı ile kandırıp uyutacaklar, özgürlük ve insan hakları ambalajlı demokrasi ile, haramların helal olduğu, insan heva ve heveslerinin önünün sonuna kadar açıldığı, şeytanın toplum üzerinde egemen olduğu, şeytani tüm alışkanlık ve yaşam şartlarının hayat bulduğu, kimliği kırılmış, mutfak –tuvalet ve yatak odası arasında ömrünü tamamlayan, etliye sütlüye karışmayan, emperyalizme ve siyonizme direnmeyen yığınlara kavuşacaklardı.
Aksi bir durum oluştuğunda da, daha da mutlu olacakları, iç çatışma çıkaracaklar, Müslümanları birbirine kırdırarak, bir daha ayağa kalkamaz, siyonistler için tehdit oluşturamaz hale getireceklerdi.
Irak coğrafyasında bunu başardılar. Demokrasi, insan hakları ve özgürlük havucu ile bu ülkeyi işgal ettiler. Milyonlarca müslümanı katledip, yüzbinlerce kadına tecavüz ettiler. İnsanlık tarihinin en alçak en vahşi soykırım, taciz ve işkencelerini uygulayarak, yanmış ve yıkılmış, virane olmuş,bölünmüş ve parçalanmış,BÜYÜK BÖLÜMÜ MÜLTECİ-MUHACİR olmuş, tarihi-tabiatı-kültürü-şehirleri-çevresi ve hafızası yok edilmiş, petrol ve tabii kaynaklarına el konulmuş, ırk ve mezhep çatışmalarının kan davasına dönüştüğü, birbirini yiyen, fevç fevç insanların katledildiği ve bunun rutinleştiği, kanıksanıp hazmedildiği, İslam dünyasının unuttuğu bir Irak’ı bize hediye ettiler.
Daha önce bunu Afganistan’ da da yaparak ve bu ülkeyi de iskelete döndürerek. Üç yıldan beride Suriye’de de benzerini uygulayarak.
Mısır’da da aynı senaryo maalesef devrede. Umdukları demokrasi oyununu Mursi ile tam oynayamayacaklarına karar verip, Sisi’yi devreye soktular. Kendi ordularının silahlarını kendi halkına çevirerek.
İktidardan uzaklaştıramadıkları için, darbe ile devirdikten sonra iç çatışma ve şiddet ortamına çekemedikleri Müslüman Mısır halkına, vaat ettikleri ve Mısır’da hayata ilk adımını atan kendi demokrasi putlarını bir kez daha yiyerek, vahşi ve kalleş yüzlerini bir kez daha gösterdiler.
Bunu hep yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. Hiç şüphesiz içerdeki işbirlikçi taşeronları ile pilanlarını gerçekleştiriyorlar. Zaten,hemen hemen tüm İslam alemindeki idareciler, onların işbirlikçisi, müttefiki ve taşeronu.
Mısır olayı ile demokrasi yalanı, Batılılarla işbirliği ve ittifakın, onlarla anlaşarak iktidar olmanın sonucu, hem de felaket sonucu bir kez daha göründü. Atalarımız bunu, AYI İLE BİR ÇUVALA GİRİLMEZ vecizesi ile dile getirmiş, bize nasihat olarak bırakmışlardı. Ama, ders alabilen ne yazık ki hiç çıkmıyor ve mukadder akıbeti her işbirlikçi yaşıyor.
Mısır’da ki katliamları, hiçbir şey yapamamanın kahredici ezikliği ile seyrediyor, gözümüzün önünde katledilen kardeşlerimizin ızdırabı ile kıvranıyor ve ellerimizi açarak, MUTLAK HAKİM’e, esas MUKTEDİR’e dua ediyoruz.
Biliyoruz ki, zalimin zülmü ebedi olmayacak, bir gün kahrı perişan olacaklardır. Ve yine biliyoruz ki, ALMA MAZLUMUN AHINI, ÇIKAR AHESTE AHESTE.
Esas derdimiz, kahredici derdimiz; hala uyuyan Müslümanlar, makam ve paraya fit olmuş, dünyalık derdinden başka derdi olmayan kardeşlerimizin gafleti. Hala Batı ile ittifakta kurtuluş arayan İslam ülkesi idarecileri, işbirlikçiler, taşereonlar.
Sahi, BOP ile bugüne kadar kim kazandı? Suriye de ne muhalefet nede iktidardakiler kazanmadı. Hangisi galip gelirse gelsin kazananları bunlar olmadı, olmayacak. Kazanan İzrail ve emperyalist silah ağaları oldu.Belki 50 yıl ayağa kalkamayacak, İzrail için en ufak bir tehdit olmayacak bir Suriye, bir Irak, bir Afganistan var. Sırada kimler var????
Suriye de muhalefetin yanında müttefiklerimiz ABD, Batı , İzrael ve S.Arabistan idi.Aynı ülkeler Mısır da darbecilerin yanında ve biz yapayalnız.Hemen hemen tüm İslam alemi idarecileri, kurdukları ve iktidarları için dayandıkları küresel eşkiyalarla aynı safta.Mazlum ve mağdur Mısır Müslümanları savunmasız ve yapayalnız.
Ve Erbakan hocayı, söylemlerini, uyarılarını, kimsenin anlamadığı, anlamak istemediği, gülüp geçtiği tespitlerini hatırlıyoruz. Ama, iş işten geçtikten sonra.
Bütün bu olanlardan sonra, ne zaman particiliği bırakıp, Batılılarla işbirliği ve ittifakı bir tarafa atıp, iktidar ve gücü vahşi ve kalleş Batılılarda aramak yerine, kendi halkında arayan, her görüşte insanımızın emperyalizme ve siyonizme karşı yekvücut olacağı, sınır ötesinde tüm Müslümanların askeri, iktisadi,siyasi ve ümmet ittifakları kuracağı günlere ne zaman kavuşacağız sorusu aklımıza gelmektedir.
Batılılardan daha ne kadar kazık yiyerek ve katledilerek??
