Tam on dört yıl önce “garip” bir his yaşıyordum. Gecenin bir yarısında yatağımdan kaldırılmıştım. Hayatımda ilk kez dışarıda uyumuştum herhalde. Lakin yalnız değildim. Dışarısı çok kalabalıktı… Nedenini hiç bilmiyordum. Hayatımda ilk kez duymuştum bu garipliğe neden olan kelimeyi… 7,5 şiddetindeki “depremmiş”
Yüz binlerce insanın hayatı değişmişti birkaç dakikada. Belki onlarca evi olan birinin bütün serveti devrilmişti. Fabrikatör iş adamları işsiz kalmış olabilirdi. Sen uyandığında sevdiğin veya kızdığın kişiler ruhlarını teslim etmişlerdi belki de… Umudun ve meşguliyetin seni beklediği yarına, dinç uyanmak için yattığın yataktan kalkamamıştın. Bunların nedeni ise sadece depremdi…
16 Ağustos tarihinde hiç kimse benim başka şehirde okula başlayacağımı tahmin edemezdi herhalde. Ben yalnızken, yanıma biri gelene kadar korkudan ağlayacağımı söyleseler hiç inanmazdım veya. Hiç duymadığım “deprem” kelimesi, yalnızken hiç aklımdan çıkmıyordu oysa… “Ya yine deprem olursa” sorusu gözlerimden yaşları boşaltıyordu. Ağlamasalar bile başka insanların içinde de korku vardı eminim. Yani yalnız değildim ve beni yalnız bırakmayan olguydu “deprem”…
Geniş evler yerine küçücük çadırda da yaşanılabileceğini öğretti bize deprem. Gözden ve gönülden uzak olan insanlarla daha yakınlaşmıştık. Nasıl yakınlaşmayalım çadırlarımız birkaç adımlık mesafedeydi. Şu günlerde insafsızca çöpe attığımız ekmeğin değerini öğretmişti bize. Yardım içilen dağıtılan battaniye veya kıyafetin ne deseni önemliydi ne de markası… Tatminkâr olmayı öğretmişti bize deprem.
Perşembe günü deprem müzesine gittiğimde yürek burkan fotoğraflar vardı. Benim en etkilendiğim ise yere çökmüş bir apartmanın duvarına “hoşça kal Sakarya” yazan fotoğraftı. Hatırlıyorum da deprem sonrası araba arkalarında “Şehrimi seviyorum şehrimi terk etmiyorum” gibi yazılar vardı. Yani bir deprem ile şehrimizi sevmeye ve hatta ne olursa olsun o diyardan ayrılmamayı öğretmişti. Bir deprem ile şehrimizin âşıkları kendisini göstermeye başlamıştı…
Bize onca şey öğretilen ders sadece kırk beş saniye sürmüş. Bu ders bize çok ağır geldi. Şehrimizde 3891 kişi toplamda ise 18373 kişi vefat etmiştir. Yaklaşık 50000 kişi ise yaralanmıştır. Bu rakamların yanında mal kayıplarının değeri hiç gözükmüyor herhalde…
Doğal afetler sadece sıkıntılı durumu yaşayanlara değil tüm insanlığın hayatta uygulaması gereken bir derstir. “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” atasözünün dediği gibi. Peki, depremler bizi uyuduğumuz uykuda sarsıp uyandırmak ve onca dersi almamız için gereken sarsıntıya sahip mi yoksa uyumak için beşiğin sallanması gereken bebek miyiz? Karar bizim…
Üzücü ama hatırlanması gereken bu konuya “tebessümle” ayrılırsak büyük başarı olur diye düşünerek, tirajı komik bir fıkra ile veda etmek istiyorum izninizle. Üç ortağın yapmış olduğu bina “depremde” yıkılmıştır. Birisi “gitti tuğlam gitti çimentom” diye ağlarken diğeri ise “gitti pencerelerim, kapılarım” diye ağlıyormuş. Sonuncu adam ise “iyi ki inşaatta demir kullanmamışım yoksa bende ağlayacaktım“ diyormuş… Allah’a emanet olun…

e-mail : [email protected]