Gazeteci Rıza Zelyut: “İslam dünyasının perişan haline bakın!
-Sünni şeriatçı Afgan Talibanlar, Sünni Pakistan’a karşı terör yapıyor. Pakistan da onları bombalıyor. Hem de pek kutsal Ramazan ayında…
-Pakistanlı Sünni şeriatçılar Şiilerin camilerini havaya uçuruyor. İslam adına…
-Suriye’deki Sünni IŞİD teröristleri Alevileri katlediyor ama siyonist İsrail’e tek kurşun atmıyor. İslam adına…
-Bu mezhepçi çetenin elebaşısı Colani, CIA ve MOSSAD eliyle ülkenin başına oturtuluyor. O da İran’a saldıran ABD-İsrail çetesini değil İran’ı kınıyor. İslam adına…
-Birçok Hıristiyan ülke İran’a saldıran ABD-İsrail çetesini kınıyor ama hiçbir Sünni İslam ülkesi bu çeteye söz söylemiyor.
-Mezhepçilik, öldürücü bir hastalıktır. Türkiye’ye bu hastalığı tarikatlarla ve hatta Diyanet eliyle bulaştırmaya çalışıyorlar.
İslam dünyasını emperyalistlerin sömürge alanı haline getiren mezhepçiliğin tedavisi laikliktedir. Bu sistemi de geleceği okuyan Kemal Atatürk kurmuştur.
Atatürk düşmanlarının CIA ve MOSSAD ajanları olduğunu şu yaşananlar en açık biçimde gösteriyor.”
***
GÖKHAN DİHKAN; “İSLAM’IN ÖZÜ, MÜSLÜMANLARIN İMTİHANI VE LAİKLİK YANILGISI ÜZERİNE BİR ANALİZ
İslam coğrafyası, modern çağın en büyük türbülanslarından birinden geçmektedir.
Kan, gözyaşı, emperyalist müdahaleler ve hepsinden acısı, Müslümanların birbirlerinin kanını "İslam adına" dökmesi, bu coğrafyanın kanayan yarasıdır.
Kimi aydınlar ve gazeteciler, Ortadoğu'daki bu kaotik tablonun suçunu doğrudan İslam'a veya İslami yaşam biçimine yüklemekte, çözüm olarak da Batı menşeli seküler/laik sistemleri ve Kemalizm'i tek reçete olarak sunmaktadırlar.
Ancak bu yaklaşım, hem sosyolojik gerçeklikten hem tarihsel tutarlılıktan hem de İslam teolojisinin özünden tamamen kopuktur. Ortadaki kriz bir "din" krizi değil, bir "mensubiyet ve ahlak" krizidir.
Kusursuz Olan Dindir, Kusurlu Olan İnsandır: "İslam Ne Yapsın?"
Bugün Sünni veya Şii grupların birbirlerini katletmesi, terör örgütlerinin emperyalist maşası olarak bölgeyi dizayn etme çabaları ve Müslümanların bu zillete düşmesi üzerinden İslam'ı yargılamak, en hafif tabirle entelektüel körlüktür.
Kur’an-ı Kerim, Hucurat Suresi 10. ayette "Müminler ancak kardeştirler" diyerek toplumsal barışın temelini atmış; Ali İmran Suresi 103. ayette ise "Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin" emriyle mezhepçiliği ve fırkacılığı kesin bir dille yasaklamıştır. Veda Hutbesi'nde "Müslümanın kanı, malı ve ırzı diğer Müslümana haramdır" diyen bir peygamberin ümmeti, eğer sudan sebeplerle birbirini boğazlıyorsa; burada sorgulanması gereken İslam'ın nizamı değil, Müslümanların o nizama ne kadar sadık kaldığıdır.
“BİR HASTANIN, DÜNYANIN EN İYİ DOKTORUNUN YAZDIĞI REÇETEYİ UYGULAMAYIP, İLACI ÇÖPE ATARAK KENDİ BİLDİĞİNİ OKUMASI VE HASTALIKTAN ÖLMESİ DURUMUNDA, SUÇLU DOKTOR VEYA TIP BİLİMİ OLABİLİR Mİ?”
Müslümanlar "adam gibi" Müslüman olmanın gerekliliklerini yerine getirmiyorsa, kendi içlerindeki cehalet, kibir ve güç hırsı yüzünden emperyalistlerin oyuncağı haline geliyorsa, İslam ne yapsın? Hata, hidayet rehberinde değil, o rehbere sırtını dönen yolcudandır.
Mezhepçiliğin Tedavisi Laiklik Değil, Tevhid'dir
Mezhepçilik, İslam'ın değil, cehaletin ve siyasi rantın ürettiği ölümcül bir hastalıktır.
Ancak bu hastalığın tedavisini "laiklik" olarak sunmak, İslam'ın varlık gayesini ve toplumsal iddiasını anlamamaktır.
Batı'da laiklik, kilisenin baskıcı, bilimi ve aklı dışlayan, engizisyonlar kuran ruhban sınıfına karşı verilmiş haklı bir toplumsal mücadelenin sonucudur. Ancak İslam'da bir "ruhban sınıfı" veya Allah ile kul arasına giren bir kilise kurumu yoktur.
İslami perspektiften laiklik; sadece din ve devlet işlerinin ayrılması gibi masum bir idari tanıma sığdırılamaz. Laiklik, inançlı bir Müslüman için, Allah'ın emir ve yasaklarının siyasette, ekonomide, hukukta ve toplumsal yaşamda sınırlandırılması, cami avlusuna hapsedilmesi demektir.
İslam, sadece bireysel ibadetlerden ibaret bir inanç sistemi değildir; aynı zamanda bir hayat nizamıdır. Faizin haram kılınması ekonomiye, adaletin emredilmesi hukuka, şuranın (danışmanın) emredilmesi siyasete dair ilahi müdahalelerdir. Dolayısıyla, Müslümanların sorunlarının çözümü, Allah'ın hükümlerini kamusal alandan kovmak (laiklik) değil; aksine Kur'an'ın öngördüğü liyakat, adalet, meşveret ve kardeşlik ahlakını toplumsal hayata tam anlamıyla egemen kılmaktır.
Tarihsel Gerçekler ve İdeolojik İthamlar: Ajanlar Kimlerdi?
Gazeteci Rıza Zelyut gibi isimlerin, Atatürk'ü ve laikliği eleştiren, kendi değerlerine dönmeyi savunan herkesi kolayca "CIA ve MOSSAD ajanı" olmakla suçlaması, tek parti dönemi mitlerini yaşatmaya yönelik bir algı operasyonudur. Tarihsel gerçekler ise bu ucuz sloganlardan çok daha karmaşık ve çarpıcıdır.
Eğer ideolojik kökenler ve "ajanlık/dış bağlantı" iddiaları konuşulacaksa, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Kemalizm'in ve Türkçülüğün teorik altyapısını oluşturan ideologların kimliklerine ve arka planlarına bakmak gerekir.
İslam şeriatının ve ümmet bilincinin tasfiye edilip, yerine seküler/laik bir ulus-devlet ideolojisinin inşa edilmesinde en büyük pay sahibi olan ideologlardan biri, doğuştan Yahudi olan ve sonradan Munis Tekinalp adını alan Moiz Kohen'dir.
Moiz Kohen (Munis Tekinalp), "Türkleştirme" ve "Kemalizm" üzerine yazdığı eserlerle, İslam'ın toplumsal hayattan izole edilmesi ve seküler Türk milliyetçiliğinin inşa edilmesi sürecinde tek parti rejiminin en hararetli teorisyenlerinden biri olmuştur.
Bugün İslam'ı savunanları "MOSSAD ajanı" olmakla itham edenlerin, Kemalizm'in ideolojik temellerinin atılmasında Moiz Kohen gibi figürlerin oynadığı başrolü, İtalyan faşizminden devşirilen ceza kanunlarını ve İsviçre'den kopyalanan medeni kanunları görmezden gelmesi büyük bir çelişkidir.
Kendi topraklarının dini ve kültürel kodlarını "gericilik" sayıp, Batı'nın kurumlarını ve ideolojilerini ithal eden bir zihniyetin, yerli ve İslami bir duruş sergileyenleri dış bağlantılı olmakla suçlaması trajikomiktir.
Sonuç: İslam dünyasının bugün içinde bulunduğu perişanlık, Kur'an ve Sünnet'ten kopuşun, emperyalizme boyun eğişin ve ahlaki yozlaşmanın bir sonucudur. Bu krizin faturası İslam'a kesilemez. Aynı şekilde, bu yozlaşmanın ilacı da İslam'ın hayat veren ilkelerini toplumsal hayattan silmeyi hedefleyen laiklik değildir.
Müslümanlar, ancak "adam gibi Müslüman" olduklarında, Kur'an'ın kardeşlik ve adalet şuurunu hayatlarına tatbik ettiklerinde ve kendi medeniyet kodlarıyla barıştıklarında düştükleri bu zilletten kurtulabilirler.
Kendi sorunlarımızın çözümünü, bizi biz yapan değerleri inkar etmekte ve yabancı ideologların tasarladığı seküler kalıplara girmekte aramak, hastalığı tedavi etmek değil, hastanın ölüm fermanını imzalamaktır.”
EK: Zelyut’un teşhisleri büyük ölçüde doğru, zaten görünür durumda ve herkesçe bilinmekte ama tedavi konusu gözden geçirilmelidir. 28 Şubat posmodern darbe döneminde akıl tutulması ve faşizan laiklik uygulamaları göz önünde bulundurularak, İslam’ı vicdanlara, eve ve camiye hapsetmeden, hayatın bütününe hitap eden muhtevası dikkate alınarak, laikliğin nasıl ve ne şekilde çözüm olabileceğini ortaya koymalıdır.
Sn. Dihkan’ın İslami açıdan bakışı doğru ama müzmin hale gelmiş mezhepçilik, tarikat ve cemaatçilik ile binbir çeşit İslami akım, anlayış, yorum ve uygulamalar karşısında paramparça olmuş Müslümanların olduğu bir dünyada, haklı olarak, bütün bu hastalıklı halleri reddeden İslam’ı, nasıl ve kiminle ikame edeceğimiz tartışılmalı, analiz edilmeli ve çözümleri ortaya konmalıdır.
Kaynak: yeni sakarya gazetesi