Âyine odur ki zulmetten perde kaldıra

Bi zâtihi kendi Hakk’a perde olmaya / Câlibi

…Göçmen hikâyelerinin yazıldığı yerde muhakkak yarım kalan aşk hikâyeleri vardır. Kimselerin bilmediği ya da bilenlerin söylemediği.

1997-1999 yılları arasında Sırpların işgal ettiği Kosova’da yaşanan savaşta Koshare’de şehid olan İlir’in veda mektubunu Svjetlana’ya ulaştıran Cemal Mulaku doğru tahmin etmişti. İlir ve Svjetlana’nın hikâyesi bu dünyada tamam olmamış aşklardan biriydi. Aslında hepimizin yüreğinde yarım kalan böylesi hikâyeler yok değildir. Leylâ ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Azrâ ile Vâmık, Mem ile Zîn’in aşk hikâyeleri coğrafyamızın gönül sermayesidir.

Kaderle coğrafyanın iç içe geçtiği Balkan topraklarındaki Rumeli illeri, Tuna Boyları, Şar Dağları yamaçlarında yaşanan savaşlara, aşklara, acılara ve aynı zamanda hüzünlere biraz olsun ayna tutmak istedim. Aynaya baş gözüyle bakan sadece kendini, kalp gözüyle bakabilen cümle âlemi görür. Hakikatte hepimiz Hakk’ın aynasıyız. Kiminden Cemâl kiminden Celâl görünür. Kimileri tertemiz parlar, kimileri de kir, pas içindedir. Aynamızı kirleten ise sadece ve sadece kendi günahlarımızdır...

Sırp kızı Svjetlana ile Arnavut genci İlir’in aşk hikâyesini henüz anlatmadım sizlere. Nasılsa bir gün duyarsınız… (PREKAZ- Balkanlardan Göç Hikâyesi, Değişim Yayınları. Adapazarı 2022)

Yukarıdaki cümleler PREKAZ kitabım için yazılmıştı. Balkanların Göç Hikâyesi, ailemiz özelinde tüm coğrafyanın ortak kaderini anlattığım yaşanmış olaylar, trajik hikâyelerden oluşuyordu.

Balkan topraklarında asırlardır yaşayan, Müslüman aidiyeti taşıyan –Muhammedan (sav)- milletlerin (Türk, Arnavut, Boşnak, Pomak, Torbeş, Rom) Osmanlı sonrasında yaşadığı büyük acıların üstüne belki de yeni şeyler söylemem/yazmam gerekiyordu.

Hangi coğrafyadan, hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun, insan olmanın erdemlerinden bahsetmem gerekiyordu. Savaş yerine barıştan, nefret yerine sevgiden; İslam medeniyetinin geniş ufuklarından, Anadolu’dan, Endülüs’ten, Fas’tan bahsetmem gerekiyordu.

Hz. Mevlânâ’nın asırları aşan merhamet ve muhabbetinden, Endülüslü İbn-i Arabi’nin dönüştürücü gücünden, Şâzeli, Kâdiri dervişlerinin bereketli nefesinden, hâsılı kelâm sufîlerin on sekiz bin âlemi yoktan var eden Hakk Çalab’ın hürmetine “yaratılanı hoş gören” marifet ilminden bahsetmem gerekiyordu.

Sonra da aşktan ve aşkın hallerinden bahsetmeliydim. Aşk gelince cümle eksikler tamam olur niyetine…

Ortodoks/Sırp kızı Svjetlana, Müslüman/Arnavut genci İlir’e âşık olur. Trajik ölümle sonlanan mecazî aşkın nelere sebep olduğunu, Svjetlana’nın ibret verici hikâyesinin ilahi aşka nasıl dönüştüğünü yazmalıydım.

Böylelikle aradan geçen iki yılın sonunda zihnimdeki hikâye roman olarak zuhur etmiş oldu. (SVJETLANA, Mevsimler Kitap, İstanbul 2024)

Değerli Ağabeyim Sadık Yalsızuçanlar’ın SVJETLANA romanı için kaleme aldığı ifadeyle arz edeyim: “Balkan coğrafyasının acı dolu geçmişine dair PREKAZ kitabında verdiği ipuçları üzerinden yine aynı bölgeden Sırp kızı Svjetlana’nın; Belgrad’da başlayan İstanbul, Konya, Endülüs ve Fas’ta süren, ardından tekrar İstanbul ve Konya’da nihayete eren bu hikâyesi, insanın manevi yolculuğunu ele alıyor… Sarajevo, onun için inandıklarıyla yüzleşeceği başlangıç noktası oluyor. Endülüs’ten Konya’ya uzanan eşsiz yolculuk, insan ruhunun derinliklerine iniyor.”

İki Balkan Savaşı ve sonrasında belâ yağmuru gibi yağan kahırlı yenilgi yıllarını Çanakkale’de durdurduk lâkin yitirdiğimiz Balkan topraklarından İstanbul’a doğru tehcirler, zulümler ve göçler devam etti.

Yavuklusuyla vedalaşmak zorunda kalan âşıklar, sevdiği adamın ardından oyalı mendil sallayan genç kızlar vardı. Yarım kalan aşklarına elveda diyerek gözyaşları döktüler... Sadece Türkçe değil, Balkan dillerinde de ağıtlar, türküler yakıldı.

Göçlerin hüznüne, âşkların acılarına şahitlik eden Sirkeci başta olmak üzere Niş, Novi Pazar, Mitrovica, Priştine, Üsküp ve Gevgelija tren garlarında yaşanan hüznümüz neredeyse yüzyıl sürdü… Batı Trakya’mızın Türk köylerinden tutun da Şumnu’dan Varna’ya kadar; Saraybosna’dan, Üsküp’e kadar kaç âşık gözyaşları içinde vedalaştı kim bilir?

Çocukluk hafızamıza kazınan Yemen türküsü acıklıydı. Destansı Çanakkale türküsü tarihin dönüm noktasıydı. O türküler hem âşıkların hem şehitlerin hatırasına yazıldı. Payitaht İstanbul’a sevdalı Boşnaklar, “sevdalinka” türkülerini boşuna söylemediler.

SVJETLANA geçmişin değil geleceğin sevda türküsü olsun. Bahtı açık olsun.

İbrahim Selamet

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ