SVJETLANA romanında (Mevsimler Kitap, İstanbul 2024) adı geçen ihtiyar kitapçı, Saraybosna’daki medresede Kur’ân dersi veren emekli bir hocaydı aslında. Adı Salih olduğu halde, Boşnakların ifadesiyle çarşı ve civarındakiler Salko Hoca diye hitap ederdi ona. Hoca olduğunu bilmeyen kimi yabancılar da Kitapçı Salko olarak tanırdı.
İhtiyar kitapçı, eşini yıllar önce toprağa verdikten sonra bir daha evlenmemiş, kendini Allah yoluna adamış ârif-i billah bir adamdı. Her gün sabah namazını Gazi Hüsrev Bey Camii’nde kıldıktan sonra Besmeleyle dükkânını açar, mutat olduğu üzere sabah kahvesini içer, ardından da bir yahut iki cüz Kur’ân okurdu. Öğle namazından geldikten sonra kapıyısırlar ve küçücük dükkândaki tek bankonun arkasında, halı seccadesininüzerine kıvrılır yarım saat kadar kestirirdi. Akşam ezanıyla da ekmek teknesini kapatırdı. Yıllardır, yaz/kış bu düzeni değişmemişti. Salko Hocaabdestsiz yere basmazdı. Çarşıda herkesin çayını, kahvesini içmezdi. Az konuşur, çoğunlukla sükût ederdi. Sokakta yürürken hatta müşterileriyle konuşurken bile genellikle yere bakardı. Es kaza göz göze geldiği müşteriler, Salko’nun keskin nazarından etkilenir: Ömrü hayatımda böylesine çakmak gibi gözlerle nazar eden birini görmedim diyerek şaşkınlıklarını belirtirlerdi. Salko’nun nazarı, İstanbul şeyhlerinden Abdurrahman Sami Efendiye benzerdi.
Tanısın tanımasın ihtiyar kitapçıyı gören herkes, elinde olmaksızın ona saygı gösterirdi. Nefesinin kuvvetli olduğunu da herkes bilirdi. Kimi zaman kitapçı dükkânı kalabalıklaşır, hatta Cuma günleri civar köylerden gelenlerle dolar taşardı. Gelenlerin çoğu ruhi sıkıntı çeken ya da depresyona giren hastalar veya hasta yakınları olurdu.
Manevi hastalığına şifa arayan gariplerin yüzüne Fatiha ve birkaç dua okur, üfler gönderirdi. Kimine sadece nazar eder, Senin bir şeyin yok. Namaz kılmaya başlarsan sıkıntın geçer derdi. Bazen de suya okur, hastanın kendisine veya aracılık eden yakınlarına okunmuş suyu verir gönderirdi. Gelenlerden para talep etmez, hediye olursa kabul ederdi. Zaten gelen hediyeleri de yan taraftaki medrese talebelerine dağıtmalarını söylerdi. Hem cömert, hem vakurdu.
Es kaza o sabah rüya gören çarşı esnafları; dükkânlarını açar açmaz apar topar Salko’ya gelip selam verirler, tabir etmesi için ayaküzeri rüyalarını anlatırlardı. Bazı rüyaları hiç tabir etmezdi. Sadece Hayra gelsin evladım der geçerdi. Çoğunlukla rüya tabir ettiği kimselere: Evladım senin şerîatin noksan. Mahallendeki imama git, sana biraz ilmihal dersi versin diyerek abdeste, namaza başlamasını tembih eder gönderirdi. Dinlediği kimi rüyalarda, rüyayı gören kişiye: Evladım, bu gördüğün rüyayı kimselere anlatma. Sen filanca kişiyi bul. Rüyanı ona anlat. Senin seyr-u sulûkun onun elinden olacak. Ona git teslim ol. Seni kabul ederse devlet bil.Diyerek müjdeler, yol gösterirdi.
El hak… Salko’nun adı, Yenicami ile Erenler arasında bir yerde Salko Camii adıyla yaşıyor. Ama Salko Hoca gibiler sırlandı. Onlar, kibrît-i ahmer gibidir. Bilen söylemiyor, söyleyen bilmiyor.
İbrahim Selamet
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ